Makale Frederico Faggin -Bilinç Temeldir

Merhaba Bilge Yolcu!

Burada, Frederico Faggin'in "İnsan Zekâsı ile Bilgisayar Zekâsı Arasındaki Temel Farklar" yazı dizisindeki 5 makalesinden biri olan 11 Aralık 2020 tarihli Bilinç Temeldir başlıklı makalesinin çevirisini bulabilirsiniz.

Yazı Dizisi:
  1. Frederico Faggin -Bilincin Doğası (11 Ekim 2020)
  2. Frederico Faggin -Qualia, Algı ve Kavrayış (11 Kasım 2020)
  3. Frederico Faggin -Bilinç Temeldir (11 Aralık 2020)
  4. Frederico Faggin -Benliğin Doğası (11 Ocak 2021)
  5. Frederico Faggin -Bir ve Bilinç Birimleri (11 Şubat 2021)
Bilinç Temeldir

Bu dizinin ilk yazısı, bilinci duyumlar ve hislere dayalı bir içsel deneyim yaşama kapasitesi olarak tanımlamıştı; filozofların buna verdiği isim “qualia”dır. O yazıda fiziksel, duygusal, zihinsel ve spiritüel qualia’nın özellikleri ele alınmıştı. İkinci yazı, yaşamı deneyimlememizi ve bilinçli yaşamdan anlam ile amaç çıkarmamızı sağlayan qualia, algı ve kavrayışın temel niteliklerini incelemişti. Bu yazı ise, bilincin doğanın temel bir özelliği olduğunu savunacaktır. Zamanın başlangıcından beri bilincin varlığını uzlaştırabilecek, fiziğin temel varsayımlarına yönelik yeni bir yorum önereceğim.

Anlam

Önceki yazıda ele alınan konudan tamamen uzaklaşmadan önce, bilme ile anlam arasındaki ilişkiyi incelemek istiyorum. Bilme, yeni anlamların önceki kavrayışla bütünleştirilmesiyle kavrayışı sürekli artıran süreç olarak tanımlanmıştı. Peki “bilmek” ne anlama gelir?

Bilmek, bilinen şeyin anlamını kavramaktır. Biz, anlamı taşıyan zihinsel imgeler (qualia) yoluyla biliriz. Anlam, bütünüyle öznel ve kişiseldir. O anlam, sahibi dışında başka kimse tarafından doğrudan bilinemaz. Başkalarının o anlamı bilmesi için, alıcının anlayabileceği sembollerle ifade edilmesi gerekir. Sözlü kelimeler, jestler, resimler veya fiziksel modeller gibi şeyler sembole örnektir. Gönderici ve alıcı tarafından önceden bilinen semboller, neredeyse otomatik olarak ve bilinçli müdahale olmaksızın iletilebilir. Sorun, daha önce hiç oluşturulmamış yeni bir anlam için henüz bir sembol veya sembol kombinasyonu olmadığında ortaya çıkar. İşte burada, bilincin önceki kavrayış bağlamında yeni semboller hem yaratma hem de anlama kapasitesi temel hâle gelir. Yeni anlamı anlamak ve yeni sembolü yaratmak için sezgi gereklidir; aynı şekilde, yeni sembolü alacak kişinin onun anlamını çözebilmesi için de yine sezgi gerekir.

Yeni bir anlamın (örneğin bir fikir ya da icat) sembole çevrilmesi ne otomatik ne de anlıktır; çoğu zaman bilinçli akıl yürütmeyi de gerektirir. Akıl yürütme, mevcut zihinsel sembolleri kullanır; bu semboller üzerinden anlam ve temsili, mantıksal veya analojik düşünmeyle daha da incelikli hâle getirir. Bu süreç, ancak yeni anlam, alıcının kavrayış kapasitesi dâhilindeyse işe yarar. Bu durumda, yeni sembol diğer kişinin anlamasını kolaylaştıran bir tür "zihinsel enzim" gibi çalışır. Yine de, kalan engelin aşılması için sezgi gereklidir. Yeni anlama gerçekleştiğinde, benzer semboller artık otomatik olarak, bilinç olmadan da tanınabilir hâle gelir—tıpkı çok sayıda örnekle eğitilmiş yapay sinir ağlarında olduğu gibi. Ancak insanlarda, tek bir yeni sembol sunumu, yepyeni bir anlamın öğrenilmesi ve daha sonra benzer sembollerin tanınması için yeterli olabilir.

Yapay sinir ağları yalnızca çok sayıda örnekte zaten var olan istatistiksel korelasyonları keşfedebilir. Bu tür öğrenme, bilinçli anlama içermediği için kör bir tür "bilme"dir. Bilgisayarlar yalnızca bir sembolü ya da semboller grubunu başka bir sembole dönüştürebilir. Yani bizdeki gibi bilinçli anlama (kognisyon) ve ardından tekrar tanıma (re-cognition) değil, klasik bir dönüştürme (transduction) yaparlar. Anlam bilgisayarlar için mevcut değildir; anlam, belirli bir miktar sezgi gerektiren bilincin temel bir niteliğidir.

Bilincin Temel Olduğu Görüşü

Fizik, madde, enerji, uzay ve zamanın (İng. kısaltmasıyla MEST) bazı özelliklere sahip olduğunu varsayar ve diğer tüm gözlenebilir özellikleri bu temel nitelikler arasındaki ilişkiler yoluyla tanımlayan matematiksel teorilerle açıklamaya çalışır. Bu ilişkiler, evrensel geçerliliği ve değişmezliği kabul edilen temel fizik yasalarını oluşturur. Bu yaklaşımın geçerliliği, teorinin herhangi bir olguda deneysel olarak doğrulanabilir öngörüler yapabilmesine dayanır. Ancak temel varsayımların kendisi ispatlanmamış doğrular olarak kabul edilir.

Ve işte burada bir sorun ortaya çıkar: Çünkü bilincimizin içsel gerçekliği, mevcut “madde-öncelikli” teorilerle açıklanamaz. Bilinç, bilinçten yoksun maddeden türeyemez—tıpkı elektrik ve manyetizmanın, elektrik yükü ya da manyetik spin barındırmayan temel parçacıklardan ortaya çıkamayacağı gibi. Mevcut “bilimsel” açıklama, bilincin bilinçsiz maddenin karmaşık organizasyonundan doğduğunu öne sürer ama bu açıklama yetersizdir çünkü karmaşıklık, bilinçle doğrudan ilişkili değildir. Gerçek bir ilerleme için tek makul yol, bilinci doğanın indirgenemez temel bir özelliği olarak kabul etmektir.

Eğer bilincin temel olduğu varsayımı, deneyle doğrulanabilir öngörülere yol açabilirse, bu durum insanlık için ve dünya görüşümüz açısından devasa bir etki yaratacaktır. Bu yaklaşımın sağlam olup olmadığını henüz bilmiyoruz; fakat bilinci başka şekilde açıklamak imkânsız göründüğünden, bu araştırma hattında ısrar etmeliyiz. Elde edeceğimiz şey, anlamdan yoksun bir evren modeli yerine, anlam taşıyan yeni bir gerçeklik modeli olacaktır.

Fiziksel Dünya Bütüncü (Holistik)dir

Klasik fizik (CP), gökcisimlerini ve günlük yaşamımızda karşılaştığımız makroskobik nesneleri inceleyerek başlamıştır. Bu bağlamda, tıpkı parçalarından sökülebilen makinelerde olduğu gibi, materyalizm ve indirgemecilik bu tür sistemlerin davranışlarını açıklamada oldukça iyi çalışır. Ancak makinelerin davranışlarının indirgemeci ve deterministik klasik fizik yasalarıyla açıklanabilir olması, gerçekliğin de parçalanabilir bir makine olduğu anlamına gelmez. Gerçekte, temel parçacıklar deterministik yasalarla değil, kuantum kuramının olasılıklı yasalarıyla tanımlanabilir.

Bir makinede her bir parça özenle tasarlanır ve çevreyle istenmeyen etkileşimleri minimuma indirilir; fakat bu yalnızca makinenin hedeflenen işlevi için geçerlidir. Bunun dışında kalan ama yine de var olan çevresel etkileşimler, işlevi engellemese bile verimliliği düşürebilir. Bu tür “parazitik” etkileşimler, parçaların bütünle olan önemsiz ama gerçek bağlantılarının bir göstergesidir. Pratikte makineler, yalnızca çevresel koşulların (sıcaklık, basınç vb.) dar bir aralığında doğru çalışabilir; çünkü bu parazitik etkileşimler ortadan kaldırılamaz ve makineyi işlevsiz hâle getirebilir.

Kuantum alan kuramı (QFT), elimizdeki en iyi teoridir. Fiziksel gerçekliği, 17 temel kuantum alanının bölünemez bir bütünlük içinde etkileşiminden türemiş olarak açıklar. QFT'nin tanımladığı dünya gerçekten bütüncüdür; çünkü bu alanlar birbirlerinden ayrılamaz ve sınırları yoktur. İndirgemecilik, yani gerçekliğin ayrık parçacıklardan oluştuğu fikri, daha basit bir model sunar; fakat bilinç gibi bütüncül özellikleri baştan dışladığı için yetersizdir ve QFT tarafından geçersiz kılınmıştır.

QFT’ye göre örneğin elektron, somut bir nesne değildir. Elektronlar, elektronlara ait kuantum alanının durumlarıdır; tıpkı bir dalganın, içinde oluştuğu okyanustan ayrılamaması gibi. Yani, kuantum alanları ontolojik olarak gerçektir; parçacıklar değil. Katı, sınırlı, ayrık parçacık fikri Newton fiziğine, yani klasik fiziğe aittir ve sadece yaklaşık olarak geçerlidir. QFT bağlamında, temel parçacıklar, atomlar, moleküller, proteinler, canlı hücreler vb. hep bu kuantum alanlarının farklı örgütlenme düzeyleridir. Bu alanlar, hepsi tarafından paylaşılan uzay-zamandan ayrılamaz. Alanların karşılıklı etkileşimiyle fiziksel dünyadaki her şey oluşur. Evrenimizde, her şey—çok zayıf da olsa—birbirine bağlıdır.

QFT, gerçekliğin bölünemez bir bütünlük olduğunu güçlü biçimde ortaya koyarken, çoğu moleküler biyolog hâlâ yaşamı klasik fizik perspektifinden açıklamaya çalışır. QFT'nin yalnızca atomlara ve moleküllere kadar geçerli olduğunu, fakat canlı organizmaların klasik fizik yasalarıyla gayet iyi açıklandığını savunurlar. Böylece, yaşamın gerçekliği baştan klasik ilan edilir. Ancak bu yaklaşım aldatıcıdır; özellikle zekâ ve bilinç gibi tüm sistemi kapsayan özellikleri anlamak istediğimizde.

Bütünsellik, bütünün, parçaların toplamından fazlası olduğunu ifade eder. Ayrıca, bütüncül bir sistemde ayrı parçalar yoktur. Bu nedenle, “parça” kavramı yerine, hem bütünün özelliklerini taşıyan ama yine de ayırt edilebilir bazı özgün niteliklere sahip “bütün-içindeki-parça” kavramı getirilmelidir. Bu, QFT için de geçerlidir çünkü her kuantum alanı, kendine özgü özel nitelikleri olan bir bütün-içindeki-parçadır. Tüm alanlar, ortak bir uzay-zamanı paylaşır—onların ortak bütünü budur.

Eğer bütüncül bir sistem, yalnızca matematiksel olarak yönetilebilir diye görünürdeki parçaların toplamına indirgenirse, “bebeği kirli suyla birlikte dökmüş” olabiliriz. Bu örnekte bebek, tüm parçaları birleştiren içsel gerçekliktir—bilincin temsil ettiği içsel yapı. İçsel gerçekliği reddettiğimizde, tüm sistemi içten bağlayan görünmez bütünlük “tutkalı” kaybolur ve yalnızca dışsal biçimlerin etkileşimiyle açıklama yapar hâle geliriz. Böylece, bilincimizin içsel gerçekliğinin, kuantum fiziği ve canlı sistemlerde arka planda oynadığı temel rol silinmiş olur.

Yazar hakkında:

Federico Faggin


Federico Faggin, 1965 yılında İtalya'nın Padua Üniversitesi'nden fizik alanında summa cum laude derecesiyle mezun oldu ve 1968 yılında Silikon Vadisi'ne taşındı. 1968 yılında MOS Silikon Kapı Teknolojisini geliştirdi; 1971 yılında dünyanın ilk mikroişlemcisi olan Intel 4004'ü ve ilk girişim şirketi Zilog tarafından üretilen Intel 8080 ve Z80 gibi birçok başarılı mikroişlemciyi geliştirdi. Faggin, 1974 yılından itibaren kurduğu ve yönettiği, erken dönem dokunmatik yüzey ve dokunmatik ekranların geliştiricisi Synaptics dahil olmak üzere birçok yüksek teknoloji girişim şirketinin CEO'su oldu. Halen, bilinç bilimine adanmış Federico ve Elvia Faggin Vakfı'nın başkanlığını yürütmektedir. Faggin, 2009 yılında Başkan Barack Obama'dan aldığı Ulusal Teknoloji ve İnovasyon Madalyası dahil olmak üzere birçok uluslararası ödül aldı.
 
Kişiselleştirme

Tema editörü

Ayarlar Renkler

  • Mobil kullanıcılar bu fonksiyonları kullanamaz.

    Alternatif header

    Farklı bir görünüm için alternatif header yapısını kolayca seçebilirsiniz.

    Görünüm Modu Seçimi

    Tam ekran ve dar ekran modları arasında geçiş yapın.

    Izgara Görünümü

    Izgara modu ile içerikleri kolayca inceleyin ve düzenli bir görünüm elde edin.

    Resimli Izgara Modu

    Arka plan görselleriyle içeriğinizi düzenli ve görsel olarak zengin bir şekilde görüntüleyin.

    Yan Paneli Kapat

    Yan paneli gizleyerek daha geniş bir çalışma alanı oluşturun.

    Sabit Yan Panel

    Yan paneli sabitleyerek sürekli erişim sağlayın ve içeriğinizi kolayca yönetin.

    Box görünüm

    Temanızın yanlarına box tarzı bir çerçeve ekleyebilir veya mevcut çerçeveyi kaldırabilirsiniz. 1300px üstü çözünürler için geçerlidir.

    Köşe Yuvarlama Kontrolü

    Köşe yuvarlama efektini açıp kapatarak görünümü dilediğiniz gibi özelleştirin.

  • Renginizi seçin

    Tarzınızı yansıtan rengi belirleyin ve estetik uyumu sağlayın.

Geri