Bir insanın 4 ana duygusu vardır: Öfke, üzüntü, sevinç ve korku.Bu duygular, birbiri ile etkileşebilir ve başkalarından duyup ve görüp taklit ettiğimiz haliyle çeşitli hissiyatlara dönüşür. Örneğin endişe ve kaygı, öğrenilmiş bir nedensellik paradigmasından ibarettir. Yani ortaya çıkan hissiyat, önceden tanımlanan bazı değerler dizisi ve kalıpları ile bu ana duyguların karışımından imal edilir.
En önemli nörologlarımızdan Profesör Türker Kılıç”ın yaptığı araştırmalarla ortaya atıldığı üzere, insan beyni “örüntü okuma” vasıtası ile işleyen mekanizmasıdır. Yani beyin, anlam ve mana çıkartırken, yaşananları çözümlemek ve sonuçlandırmak için örüntü arar.
Aradığımız bu örüntü, önceden bilinen ve taklit edilen duyguların kılavuzluğunda, (ve alanında) koşullanmış, yani çevre ve ailenin empozesi ile benimsenmiş, kriter ve filtrelerle oluşturulur.
Örnek vermek gerekirse: bir konuda geri kaldığınıza inanıyorsanız, beyin size sizden öndekileri gösterir.
Neye inanırsanız inanın, beyin mutlaka kanıt bulacaktır.
Lütfen dikkat: “kanıt” sonradan geliyor. Oysa nedensellik böyle mi çalışıyor?
Evet..
İnsan sebepsiz yere, sürekli belli bazı sonuçlar içinde yaşar. O gerçek denilen şey, aslında farkında olmadan filtrelenip, devşirilmiş olarak bize yansıyan şeydir.
Ne yazıkki mutlak bir gerçeklik hiç bir zaman söz konusu değildir. Beyin sadece örüntü ve desen tanıyıcıdır. İnançlarımız, bize bu örüntüyü yakalamak için talimat verir. Koşullanmış beyin, algıda seçicilik olarak odak noktasının nereye yönlendirileceğini dikte eder. Böylece, önceden gelmesi gereken sebep, sonradan bulunur, ilişkilendirme sonradan yapılır ve “gerçeklik” olarak bize sunulur.
Bunları öğrendikten sonra hala gerçek manada düşünebildiğinizi sanıyor musunuz? Hala salt gerçekliği mi yaşadığınızı zannediyorsunuz?
Eylemlerinizi tartmaktan vazgeçtiyseniz, eleştirel ve diyalektik düşünce üretemezsiniz. Yarattığınız şey, olmakta olandan bi-haber, kurgulayıp kendinize oynadığınız bir tiyatro’dur.
Bütün bu tiyatro, yukarıdaki 4 ana duygu ile birlikte zedelenen bilinçaltı ve uzantısı olan psikolojinizi kurtarmak için sahnelenir.
Psikanalizde, bu yanılsamaları çözümleyen fakülteye “ego” denilir. Ego, bilinçaltı ile çevresel baskı (süperego) arasındaki arabulucu bir katmandır.
Sevgili dostlar, hiç kimse, gerçekliği olduğu gibi göremez. Her birey, gerçekliği kendine göre şekillendirir. Kendi sahnesi yaratarak kendi filmini çeker. Tüm bunlar ön bilgiye dayalı olduğundan, tabirini caiz ise içinde bulunduğunuz durumun ismi: “öğrenilmiş çaresizlik” tir. Farkındasızlar için, görünen dünya, yönetilen değil, nasıl filtre edilip geldiyse otomatik pilota bağlanmış ve indirgenmiş olan versiyondur.
Bu farkı fark edenler, sadece yoğun bir şekilde bilinç odaklanması (dikkat) pratiği yapanlardır.
Bilicini odaklayamayanlar ise, gerçekleri değil, başkalarından gördükleri tepkileri taklit ederek bunları duyguya dönüştürür ve nihayetinde bunların sonuçlarını yaşarlar. Yani dikkat eksikliği olanlar olayın kendisini değil, sadece sonucunu yaşarlar.
Burada, ilk incelememiz gereken ve ne işe yaradığının farkına varmanız gereken şey, nesne kalıcılığı (object permanence) denen olgudur.
Nesne kalıcılığı, gözünüz önünden yok olan bir şeyin halen gerçekte var olduğunu bilen (veya zanneden) mekanizmadır. Yani siz bakmadığınızda “ay” orada duruyor mu, durmuyor mu?
Sonra da algıda seçicilik dediğimiz bilinçaltına işlemiş olan çağrışımlar.
Bu koşullandırmadan kurtulmak için her gün en az iki kez, durup hiç bir şey yapmayın. 5’er dakika ayırın buna.
Aklınızdan geçenler buyursun geçsin. Onlara bakmayın, incelemeyin. Ama onların unutmaya silmeye çalışmayın. Hiç bir şey yapmayın demek, hakkaten hiç bir şey yapmayın demek! Amaç yavaşlamak, gittikçe yavaşlamak. Gün gelecek, zamanı nerdeyse durduracaksınız. Ve o gün geldiğinizde bu hissiyat sizde bir deneyim olarak
kaydedilecek. Ve otomatik pilot devre dışı kalacak.
O günden sonra tavır ve hareketlerinizi kontrol edebileceksiniz. Böylece taklit ettiğiniz duygular artık size zarar vermeyecek. Kortizol seviyeleriniz düşecek, organlarınız çürümeyecek. Endişe ve kaygı uzun süreler yok olacak. Uykunuz düzelecek, toparlanma süreci verimli çalışacak ve artık daha yavaş ve sağlıklı yaşlanacaksınız.Bir şeyi olduğu gibi görmek, aslında onu değiştirmeye başlamak demektir. Lütfen “neden” sorusunu kendinize iki, üç defa sorun.
Bir şeyden neden hoşlanmıyorsun? İyi düşün!
Neden kaçıyorsun? Neden korkuyorsun? Neden başkasını taklit ediyosun? Neden istiyorsun? Vs. Vs.
Bu konuları çok daha derin inceleyebiliriz ve incelemek te gerekir. Buradaki en önemli kriter kendine dürüst olmaktır. Kendinizden bir şey saklayıp saklamadığınızı mutlaka sorgulayın.
Nerede yaşıyorsun?inançlarının içinde kendi gerçekliğini mi yaratıyorsun? Yoksa olmakta olanı görebiliyor musun?
Unutma: Olmakta olanı, zamanın ne olduğunu çözmüş, sadece bilge biri görebilir!
Depresyondaysan geçmişte yaşıyorsun. Eğer endişeliysen gelecekte yaşıyorsun. Eğer huzurluysan şu an’dasın. Tabi “kendin gibi olabilirsen!
Haydi o zaman, kendin gibi ol, bil ve cehalete son ver!
Gerçek; ve onun içindeki özgürlük, sadece farkındalıkla görünür olur!