Özgür İrade, Genetik ve Beyin Aktivitesi Üzerine Analiz
Bu konuya özgü bir belgeselde anlaşıldığı ve uygulamalı olarak gösterildiği üzere; deneklerin MR cihazında görülen beyin aktiviteleri kişiye özel olarak analiz edildikten sonra, o kişi butona basmadan evvel ortaya çıkan aktiviteye bakarak, biraz sonra (yaklaşık 3-6 saniye) hangi tuşa basacağı belirlenebilmiştir. Yani, karar ve eylemden önce ortaya çıkan beyin aktivitesi, karar ile ilgilidir ve beyin ak vitesi makine öğrenmesi ile analiz edildiğinde denek tuşa basmadan saniyeler önce hangi tuşa basacağı öngörülebilmektedir.
Benjamin Libet’in deneyi bize özgür iradeli olup olmadığımız konusunda kesin bir kanıt sunmaz. Fakat, “özgür irade illüzyonu” yaşadığımıza dair çok güçlü bir kanıt ortaya koymaktadır. "Ben yaptım", "Ben karar verdim" fikrinin tamamen veya "en azından zamanlama açısından" bir yanılsama olduğunu gösterir. Zaten illüzyon dediğimiz şey de tam olarak budur. Özgür iradeli olduğumuzu zannetmek...
Özgür İrade İllüzyonunun Evrimsel Kökeni
Özgür irade illüzyonu, canlı için evrimsel yaşamsal bir zorunluluktur. Elinizi, kolunuzu sizin değil de başka bir şeyin yönettiği gibi bir algıya sahip olarak eylemlerinizi bir bütünlük ve tutarlılık içerisinde sürdüremezsiniz. Bu illüzyon için gereken genetik varyasyona sahip olan canlıların doğal seçilim ve adaptasyon sürecinde avantaj kazanarak hayatta kaldığını ve böylece hepimizin bu yeteneğe (!) sahip canlılar olarak bugünlere ulaştığımızı söyleyebiliriz.
Genetik ve Davranış Kalıpları
Özgür iradenin varlığını kabul eden düşünürlerin çoğu genetik hakkında bilgi sahibi değillerdi. İnsanlığın en büyük düşünce kanseri olan "spiritüalizm" in de etkisinde kalarak bu görüşü savundular. Ne var ki, artık birçok davranış kalıbının genetik kökenleri olduğunu tespit edebiliyoruz. Örneğin, "şiddet eğilimi" olan bireylerde yapılan genetik araştırmalar sonucunda 15-16 civarında genin şiddet eğilimini tetiklediği ortaya çıkarılmıştır. Aynı çalışmalar, sebepsiz hırsızlık eğilimi (kleptomani), cimrilik-savurganlık eğilimi gibi birçok davranış kalıbı için sürdürülmektedir. Elbette bu çalışmalar göreceli olarak yeni bir sahada sürdürülüyor ve çıktılar için "kesin" diyemiyoruz. Fakat özgür irade konusunda düşünen ve aklı başında olan herkes şu soruya yanıt aramalıdır: "Bizi tepeden tırnağa şekillendiren genetik kod, davranış kalıpları konusunda sessiz ve etkisiz kalabilir mi?"
Beyin Fizyolojisi ve Davranış İlişkisi
İngiltere'de yapılan bir araştırmada, "Londra telefon rehberini" kolayca ezberleyebilen birkaç kişinin beyin aktiviteleri incelendi. Bu araştırma, bu kişilerin beyinlerinde aslında normal insanlarda başka görevler üstlenmesi gereken büyük bir nöron kümesinin ezberleme eylemi için kullanıldığını ortaya koydu. Elbette bu insanlar normal yaşamlarında ciddi uyum problemleri olan insanlardı. Acaba, ezber görevi için ne miktarda nöron kümesinin kullanılacağına genetik dışında bir karar verici gösterilebilir mi? Genom, beynin nasıl çalışacağını da belirlemektedir.
Vaka Çalışmaları
ABD'de yaşanan ve bir belgesele konu edilen bir vakada; pedofili suçlaması ile mahkum edilen bir insan, cezasının infazı sırasında şiddetli baş ağrıları sebebiyle hastaneye sevk ediliyor ve beyninde büyük bir ur tespit ediliyor. Gerekli bbi müdahale ile ur çıkarıldıktan bir süre sonra şahsın pedofili eğilimlerinin tamamen ortadan kalktığı gözlemleniyor. Bu kişi, cezaevinden tahliye olduktan bir süre sonra tekrar pedofili eğilimi hissedince bu defa, akıllıca davranıp doğruca polise başvuruyor ve yardım istiyor. Kişinin önceki mahkumiyet öyküsünü inceleyen dedektifler de zanlıyı hastaneye götürüyorlar. Ve tahmin edilebileceği gibi, adamın beynindeki urun tekrar nüksettiği anlaşılıyor. İkinci ameliyat sonrasındaki testlerde yine pedofili eğiliminin ortadan kalktığı görülüyor. Bakın burada, hemen herkesi irrite edebilecek bir eylem var ve eylem ile beyin fizyolojisi arasında doğrudan bir ilişki kurulabiliyor. Benzer araştırmalar, ayak fetişizmi konusunda da yapılmış ve beynin cinselliği kontrol eden bölgesi ile ayakları kontrol eden bölgenin bazı bireylerde tam olarak ayrışamadığı, deyim yerindeyse adeta iç içe geçmiş olduğu, ayaklarla ilişkili olan sinyallerin istemsiz bir şekilde cinsel aktivite bölgelerini de etkilediği tespit edilmiştir. Sizce burada davranışı yönlendiren şey, kişinin özgür iradesi midir?
Krishnamurti' nin Bakış Açısı
İnsanın tek başına edindiği deneyim sübjektif olduğundan, deneyimin zaman ihtiva ettiği için hafıza ile ilişkili olduğundan bahsediyor Krishnamurti. Ona göre, herkes kendine göre bir şey deneyimler. Bu deneyim geçmiş bilgiye dayalıdır, düşünce ve zaman algısı devrededir, ayrıca koşullanma içerir. Böylece deneyim devşirilmiştir. Hiç koşullanma olmasa bile, gerçeğin kendisini göremeyebilirsin çünkü evrimsel olarak o seviyede değiliz. Ruh sağlığı bakımından ise sağlıklı mıyız değil miyiz keza, o da ayrı bir kriter..
Krishnamurti'nin ünlü lafı: “Observer is the observed” veya “experiencer is the experienced” Bunun manası “deneyimleyenle deneyimlenen aynıdır demek. Ancak bunların altında yatan fikir “deneyimlediğin şey zaten deneyimlenmiş olandır.”
Sonuç
Bu konuda buraya sığmayacak pek çok başka örnek verilebilir. Konuyu toparlarsak; insan davranışı genetik ve çevresel faktörlerle şekillenir. Ben buna deneyimleri de ekliyor ve onu da çevresel etmenler başlığı altında değerlendiriyorum. Beyin, genetik ve benzeri alanlarda yapılan her çalışma, insan davranışlarının belirlenmesinde özgür irade için ayrılan yüzdelik payı günden güne azaltıyor.
Tolga HANCI
Bu konuya özgü bir belgeselde anlaşıldığı ve uygulamalı olarak gösterildiği üzere; deneklerin MR cihazında görülen beyin aktiviteleri kişiye özel olarak analiz edildikten sonra, o kişi butona basmadan evvel ortaya çıkan aktiviteye bakarak, biraz sonra (yaklaşık 3-6 saniye) hangi tuşa basacağı belirlenebilmiştir. Yani, karar ve eylemden önce ortaya çıkan beyin aktivitesi, karar ile ilgilidir ve beyin ak vitesi makine öğrenmesi ile analiz edildiğinde denek tuşa basmadan saniyeler önce hangi tuşa basacağı öngörülebilmektedir.Benjamin Libet’in deneyi bize özgür iradeli olup olmadığımız konusunda kesin bir kanıt sunmaz. Fakat, “özgür irade illüzyonu” yaşadığımıza dair çok güçlü bir kanıt ortaya koymaktadır. "Ben yaptım", "Ben karar verdim" fikrinin tamamen veya "en azından zamanlama açısından" bir yanılsama olduğunu gösterir. Zaten illüzyon dediğimiz şey de tam olarak budur. Özgür iradeli olduğumuzu zannetmek...
Özgür İrade İllüzyonunun Evrimsel Kökeni
Özgür irade illüzyonu, canlı için evrimsel yaşamsal bir zorunluluktur. Elinizi, kolunuzu sizin değil de başka bir şeyin yönettiği gibi bir algıya sahip olarak eylemlerinizi bir bütünlük ve tutarlılık içerisinde sürdüremezsiniz. Bu illüzyon için gereken genetik varyasyona sahip olan canlıların doğal seçilim ve adaptasyon sürecinde avantaj kazanarak hayatta kaldığını ve böylece hepimizin bu yeteneğe (!) sahip canlılar olarak bugünlere ulaştığımızı söyleyebiliriz.
Genetik ve Davranış Kalıpları
Özgür iradenin varlığını kabul eden düşünürlerin çoğu genetik hakkında bilgi sahibi değillerdi. İnsanlığın en büyük düşünce kanseri olan "spiritüalizm" in de etkisinde kalarak bu görüşü savundular. Ne var ki, artık birçok davranış kalıbının genetik kökenleri olduğunu tespit edebiliyoruz. Örneğin, "şiddet eğilimi" olan bireylerde yapılan genetik araştırmalar sonucunda 15-16 civarında genin şiddet eğilimini tetiklediği ortaya çıkarılmıştır. Aynı çalışmalar, sebepsiz hırsızlık eğilimi (kleptomani), cimrilik-savurganlık eğilimi gibi birçok davranış kalıbı için sürdürülmektedir. Elbette bu çalışmalar göreceli olarak yeni bir sahada sürdürülüyor ve çıktılar için "kesin" diyemiyoruz. Fakat özgür irade konusunda düşünen ve aklı başında olan herkes şu soruya yanıt aramalıdır: "Bizi tepeden tırnağa şekillendiren genetik kod, davranış kalıpları konusunda sessiz ve etkisiz kalabilir mi?"
Beyin Fizyolojisi ve Davranış İlişkisi
İngiltere'de yapılan bir araştırmada, "Londra telefon rehberini" kolayca ezberleyebilen birkaç kişinin beyin aktiviteleri incelendi. Bu araştırma, bu kişilerin beyinlerinde aslında normal insanlarda başka görevler üstlenmesi gereken büyük bir nöron kümesinin ezberleme eylemi için kullanıldığını ortaya koydu. Elbette bu insanlar normal yaşamlarında ciddi uyum problemleri olan insanlardı. Acaba, ezber görevi için ne miktarda nöron kümesinin kullanılacağına genetik dışında bir karar verici gösterilebilir mi? Genom, beynin nasıl çalışacağını da belirlemektedir.
Vaka Çalışmaları
ABD'de yaşanan ve bir belgesele konu edilen bir vakada; pedofili suçlaması ile mahkum edilen bir insan, cezasının infazı sırasında şiddetli baş ağrıları sebebiyle hastaneye sevk ediliyor ve beyninde büyük bir ur tespit ediliyor. Gerekli bbi müdahale ile ur çıkarıldıktan bir süre sonra şahsın pedofili eğilimlerinin tamamen ortadan kalktığı gözlemleniyor. Bu kişi, cezaevinden tahliye olduktan bir süre sonra tekrar pedofili eğilimi hissedince bu defa, akıllıca davranıp doğruca polise başvuruyor ve yardım istiyor. Kişinin önceki mahkumiyet öyküsünü inceleyen dedektifler de zanlıyı hastaneye götürüyorlar. Ve tahmin edilebileceği gibi, adamın beynindeki urun tekrar nüksettiği anlaşılıyor. İkinci ameliyat sonrasındaki testlerde yine pedofili eğiliminin ortadan kalktığı görülüyor. Bakın burada, hemen herkesi irrite edebilecek bir eylem var ve eylem ile beyin fizyolojisi arasında doğrudan bir ilişki kurulabiliyor. Benzer araştırmalar, ayak fetişizmi konusunda da yapılmış ve beynin cinselliği kontrol eden bölgesi ile ayakları kontrol eden bölgenin bazı bireylerde tam olarak ayrışamadığı, deyim yerindeyse adeta iç içe geçmiş olduğu, ayaklarla ilişkili olan sinyallerin istemsiz bir şekilde cinsel aktivite bölgelerini de etkilediği tespit edilmiştir. Sizce burada davranışı yönlendiren şey, kişinin özgür iradesi midir?
Krishnamurti' nin Bakış Açısı
İnsanın tek başına edindiği deneyim sübjektif olduğundan, deneyimin zaman ihtiva ettiği için hafıza ile ilişkili olduğundan bahsediyor Krishnamurti. Ona göre, herkes kendine göre bir şey deneyimler. Bu deneyim geçmiş bilgiye dayalıdır, düşünce ve zaman algısı devrededir, ayrıca koşullanma içerir. Böylece deneyim devşirilmiştir. Hiç koşullanma olmasa bile, gerçeğin kendisini göremeyebilirsin çünkü evrimsel olarak o seviyede değiliz. Ruh sağlığı bakımından ise sağlıklı mıyız değil miyiz keza, o da ayrı bir kriter..
Krishnamurti'nin ünlü lafı: “Observer is the observed” veya “experiencer is the experienced” Bunun manası “deneyimleyenle deneyimlenen aynıdır demek. Ancak bunların altında yatan fikir “deneyimlediğin şey zaten deneyimlenmiş olandır.”
Sonuç
Bu konuda buraya sığmayacak pek çok başka örnek verilebilir. Konuyu toparlarsak; insan davranışı genetik ve çevresel faktörlerle şekillenir. Ben buna deneyimleri de ekliyor ve onu da çevresel etmenler başlığı altında değerlendiriyorum. Beyin, genetik ve benzeri alanlarda yapılan her çalışma, insan davranışlarının belirlenmesinde özgür irade için ayrılan yüzdelik payı günden güne azaltıyor.
Tolga HANCI
Son düzenleme: