Makale Neden Hiçbir Şey Yerine Bir Şeyler Var?

“Neden hiçbir şey yerine bir şeyler var?” sorusu ilk duyulduğunda bir fizik sorusu gibi görünür: Evren bir zamanlar küçük ve sıcaktıysa, o hâlden önce ne vardı? Oysa soru dikkatle okununca başka bir yere varır. Sorulan yalnızca yıldızların, galaksilerin ya da bu evrenin nereden geldiği değildir. Soru, herhangi bir gerçekliğin, hangi biçimde olursa olsun, neden var olduğudur. Uzay, zaman, fizik yasaları, kuantum alanları, belki başka evrenler: Bunların hiçbiri olmasaydı, bu “hiç” neden gerçekleşmedi?

Aşağıda amaç bir dünya görüşünü doğrulamak değil; başlıca yanıtların neyi açıkladığını, hangi varsayımlara yaslandığını ve nerede yetersiz kaldığını, yani her yanıtın bedelini görünür kılmak.

Tek soru değil, beş ayrı soru

“Evren nereden geldi?” diye sorduğumuzda, birbirine benzeyen ama farklı yanıtlar isteyen birkaç soruyu tek cümleye sıkıştırırız. Bunları ayırmak tartışmanın önemli bir kısmını kendiliğinden düzene sokar:

  1. Evren nasıl gelişti? Yıldızlar, galaksiler ve kimyasal elementler hangi süreçlerle oluştu?
  2. Evrenin bir başlangıcı var mı? Zaman geriye doğru sonsuza mı uzanıyor, yoksa bir “ilk an” mı var?
  3. Neden bu evren ve bu yasalar? Doğa sabitleri ve fizik yasaları neden başka türlü değil?
  4. Neden herhangi bir şey var? Hiçbir şeyin olmaması neden gerçekleşmedi?
  5. Varlığın bir amacı var mı? Var olan her şey bir şey “için” mi var?

İlk iki soru büyük ölçüde fizik ve gözlem alanına girer. Üçüncüsü fiziğin sınırında durur. Dördüncüsü bu yazının merkezidir ve aşağıda görüleceği gibi fizik modellerinin doğrudan yanıtlayamadığı bir sorudur. Beşincisi ise ayrı bir sorudur: Bir şeyin neden var olduğunu açıklamak, onun bir amaca hizmet ettiğini göstermek zorunda değildir.

Karışıklığın bir kaynağı da “neden” sözcüğüdür. Fizikçi Sean Carroll, bu soruyu ele aldığı çalışmasında iki anlamı ayırır: Bir şeyi meydana getiren mekanizma ile onun var olmasının gerekçesi (Carroll, 2018). “Bu bardak neden kırıldı?” sorusuna “yere düştü” demek bir mekanizma verir. “Neden kırılabilen maddeler var?” sorusu ise başka türden bir yanıt ister. Üçüncü bir anlam da amaçtır: “Bu çekiç neden var?” sorusunun yanıtı “çivi çakmak için”dir. Bir evren modeli mekanizmayı anlatabilir ama gerekçeyi ya da amacı vermeyebilir. Tartışmadaki birçok yanlış anlaşılma bu üç anlamın birbirine karışmasından doğar.

“Hiç” ne demek?

İkinci kavramsal tuzak “hiç” sözcüğüdür. Günlük dilde en az dört farklı durumu bu sözcükle anlatırız:

  • Boş oda: İçinde eşya yok ama hava, ışık, duvarlar ve fizik yasaları var.
  • Maddesiz uzay: Atom yok ama uzay, zaman ve kütleçekim var.
  • Kuantum vakumu: Fizikte en düşük enerjili durum; parçacık yok ama alanlar ve onları yöneten yasalar var.
  • Mutlak yokluk: Uzay, zaman, alan, yasa, olasılık; hiçbiri yok.

Felsefi soru dördüncüsüyle ilgilidir. Popüler anlatımlarda sık görülen hata, ilk üçünden birinden bir şey çıktığını gösterip dördüncüsünü yanıtlamış gibi davranmaktır. Kuantum vakumu bunun en çarpıcı örneğidir. Carroll'un belirttiği gibi, en boş, en düşük enerjili durumda bile uzayın her noktasında alanlar belirli bir kuantum düzeninde bulunur; bu alanlar birbirine dolanıktır ve ölçüm cihazlarıyla yoklanabilir (Carroll, 2018). Kozmoloji felsefesine dair kapsamlı bir derleme de vakum durumunun bir uzay-zaman içinde var olduğunu ve pek çok özelliği bulunduğunu hatırlatır; bu yüzden vakumdan oluşu, varoluş sorusunun doğrudan yanıtı saymak bir hatadır (Smeenk ve Ellis, 2017).

Fizik felsefecisi David Albert, Lawrence Krauss'un 2012 tarihli popüler kitabına yönelttiği eleştiride bunu bir benzetmeyle anlatır. Kuantum alan kuramındaki vakum durumları da zürafalar ya da gezegen sistemleri gibi fiziksel malzemenin belirli bir düzenlenişidir. Parmaklarımızı bükünce bir yumruk “ortaya çıkar”, açınca “kaybolur”; ama bu, yumruğun hiçlikten yaratıldığı anlamına gelmez. Alanlar düzen değiştirdikçe parçacıkların belirip kaybolması da böyledir (Sorensen, 2022'deki aktarımla). Benzetmenin sınırı açıktır: Kuantum alanları el gibi gündelik nesneler değildir. Ama mantıksal nokta değişmez: Bir düzenlemenin değişmesi, düzenlenen şeyin neden var olduğunu açıklamaz.

Peki mutlak yokluk gerçekten tutarlı ve “doğal” bir seçenek mi? Leibniz 1714'te soruyu açıkça sorarken, hiçbir şeyin bir şeyden daha basit ve daha kolay olduğunu da ekler (Carroll, 2018 ve Sorensen, 2022'deki aktarımla). Bu varsayım tartışmalıdır. Stanford Felsefe Ansiklopedisi'nin hiçlik maddesinde belirtildiği gibi, “hiçbir şey yok” kuralı akılda kolay kaldığı için basittir ama “her şey var” kuralı da aynı ölçüde kısadır; üstelik basitlik tek başına bir durumun gerçekleşme olasılığını artırmaz. Peter van Inwagen'in olasılık argümanı ise tersine işler: Tek bir boş dünya ama sonsuz sayıda dolu dünya olanağı varsa, rastgele bir seçimde dolu bir dünya beklenir. Bu argümanın da zayıf noktası vardır: Boş dünyalar farklı yasalarla birbirinden ayırt edilebiliyorsa, onlar da sonsuz sayıda olabilir (Sorensen, 2022). Kısacası, “yokluk varsayılan durumdur” önermesi kanıtlanmış bir başlangıç noktası değil, tartışmanın kendisidir.

Bilimin sağlam bildiği: sıcak ve yoğun bir erken evren

Kozmolojinin standart modeline göre evren, son derece sıcak ve yoğun bir erken durumdan genişleyerek, soğuyarak ve galaksiler ile yıldızlar gibi yapılar oluşturarak bugüne gelmiştir (Smeenk ve Ellis, 2017). Bu tablonun dayanakları güçlüdür. İlk dakikalarda hafif elementlerin oluşumuna ilişkin hesaplar gözlenen bolluklarla uyumludur; kozmik mikrodalga arka plan ışıması da erken evrenin ayrıntılı bir izini taşır. Planck uydusunun nihai verileri, altı temel parametreli modelle evrenin yaşını yaklaşık 13,8 milyar yıl olarak verir (Planck Collaboration, 2020).

Modelin sınırları da aynı açıklıkla söylenmelidir. Planck sonuçları, yerel ölçümlerle bulunan genişleme hızı değeriyle belirgin bir gerilim içindedir (Planck Collaboration, 2020). Karanlık madde, karanlık enerji ve erken evrendeki hızlı genişleme evresini, yani şişmeyi yöneten alanın doğası hâlâ yeni fizik gerektirir. Smeenk ve Ellis'in özetiyle standart model, hafif element oluşumundan itibaren birçok bağımsız kanıtla iyi desteklenir; daha öncesine gidildikçe kuram, doğrudan sınanabilen fiziğin sınırını aşar.

“Büyük Patlama” adı bu noktada yanıltıcı olabilir. Genel göreliliğin denklemleri geriye doğru işletildiğinde, uzaklıkları ölçekleyen çarpan sıfıra, yoğunluk sonsuza gider. Bu, bir patlama anının ya da yaratılışın gözlendiği anlamına gelmez. Burada “ilk an”dan söz etmek bile zordur, çünkü zaman kavramının kendisi tekilliğe yaklaşırken anlamını yitirir. Daha önemlisi, bu tekillik genel göreliliğin geçerlik alanının bittiği yeri gösterir: Bu kadar yüksek yoğunluklarda kuantum etkilerinin belirleyici olması beklenir ve tekillik teoremlerinin bazı varsayımları kuantum alanları için geçerli değildir. Kuantum etkileri, çöküş yerine bir “sıçrama” ihtimalini de açar (Smeenk ve Ellis, 2017).

Sık alıntılanan bir başka sonuç, Borde, Guth ve Vilenkin'in 2003 tarihli teoremidir. Buna göre ortalama olarak yeterince hızlı genişleyen bir evren modeli geçmişe doğru tamamlanamaz; yani şişme modelleri, şişen bölgenin geçmiş sınırını betimlemek için şişme dışında bir fiziğe ihtiyaç duyar (Borde, Guth ve Vilenkin, 2003). Bu sonuç bazen “evrenin kesin olarak bir başlangıcı var” diye aktarılır. Carroll bu okumaya iki itiraz yöneltir: Ortalama genişleme hızı, örneğin sıçrayan bir evrende, sıfır olabilir; ayrıca teorem klasik uzay-zamanlar için geçerlidir ve en fazla klasik betimlemenin nerede çöktüğünü gösterir, evrenin nerede başladığını değil (Carroll, 2018).

Buradan çıkan ilk ara sonuç şudur: Sıcak ve yoğun bir erken evreni açıklamak ile mutlak yokluktan oluşu açıklamak aynı iddia değildir. İlki iyi desteklenmiş bir bilimsel tablodur; ikincisi bu tablonun hiç değinmediği bir sorudur.

Kuantum kozmolojisi: “Hiçlikten oluş” ne demek?

Kuantum kozmolojisi, kuantum kuramını evrenin bütününe uygulamaya çalışır. Bu alandaki bazı öneriler “evrenin hiçlikten doğuşu” diye anılır. Her birinde “hiç”in neyi kastettiğine bakmak gerekir.

Tryon: Daha büyük bir uzaydaki dalgalanma

Edward Tryon 1973'te evrenin bir vakum dalgalanması olabileceğini öne sürdü. Ancak makalesinden aktarılan ifadeler, önerdiği dalgalanmanın evrenimizin içine yerleştiği daha büyük bir uzayın vakumunda gerçekleştiğini gösterir; yani hem bir vakum hem de onu barındıran bir uzay varsayılır (McCabe, 2005). Bu öneri soruyu bir adım geri iter: O vakum ve o uzay neden vardı?

Vilenkin: “Kelimenin tam anlamıyla hiç”ten tünelleme

Alexander Vilenkin 1982'de daha iddialı bir model önerdi: Evren, kuantum tünellemesiyle hızla genişleyen bir duruma, de Sitter uzayına geçiyordu. Kuantum tünellemesi, klasik fizikte aşılamayacak bir engelin kuantum sistemlerince belli bir olasılıkla aşılmasıdır. Vilenkin'in özetine göre modelde Büyük Patlama tekilliği yoktur ve başlangıç ya da sınır koşulu gerekmez (Vilenkin, 1982). Buradaki “hiç”, Tryon'dakinden farklı olarak boş bir uzay değildir; uzay-zamanın hiç bulunmadığı bir durumdur.

Bu daha radikal bir “hiç” anlayışıdır, ama yine de mutlak yokluk değildir. Hesap kuantum mekaniğinin kurallarını ve kütleçekim kuramını kullanır; tünellemenin olasılığı bu yasalardan hesaplanır. Kısacası, model uzay-zamanın nasıl ortaya çıkabileceğini anlatırken yasaların zaten geçerli olduğunu varsayar. Uzay-zaman yokken yasaların hangi anlamda geçerli olduğu sorusu modelin dışında kalır.

Hartle–Hawking: Sınırı olmayan evren

James Hartle ve Stephen Hawking 1983'te kapalı bir evrenin kuantum durumunu bir dalga fonksiyonuyla betimlemeyi önerdi. Dalga fonksiyonu, bir sistemin hangi durumlarda bulunabileceğinin olasılıklarını taşıyan matematiksel nesnedir. Önerinin özü, evrenin temel durumunu hesaplarken yalnızca sınırı olmayan, kapalı dört boyutlu geometrileri hesaba katmaktır (Hartle ve Hawking, 1983). Fikir çoğu zaman “evrenin sınır koşulu, sınırının olmamasıdır” diye özetlenir. Sık kullanılan benzetmeyle: Dünya yüzeyinde Güney Kutbu'nun güneyini sormak anlamsızdır, çünkü yüzey orada bir kenara ulaşmaz. Benzetmenin sınırı da vardır: Kürenin yüzeyi uzayda zaten var olan bir nesnedir; önerideki geometri ise uzay ve zamanın kendisidir.

Önerinin felsefi çekiciliği, “başlangıçtan önce ne vardı?” sorusunu anlamsız kılmasıdır. Ama burada da açıklama bir yerde durur. Dalga fonksiyonu, kütleçekimin kuantum betimlemesinden türetilen Wheeler–DeWitt denklemine uyar; önerinin örnek hesabı ayrıca belirli bir madde alanını ve pozitif bir kozmolojik sabiti içerir (Hartle ve Hawking, 1983). Öneri başlangıç koşulu ihtiyacını kaldırmayı hedefler; yasaların ve kuantum betimlemesinin varlığını açıklamayı değil.

Sınanabilirlik: Öneriler ne durumda?

Her iki öneri matematiksel olarak cazip olsa da gözlemsel olarak doğrulanmış değildir. Feldbrugge, Lehners ve Turok 2017'de önerileri daha titiz bir matematiksel yöntemle yeniden tanımladıklarında, iki öneri tek bir çerçevede birleşti; ancak bu çerçevede ilkel kütleçekim dalgası dalgalanmaları bastırılmıyordu. Yazarlar, evrenin başlangıcını düzgün, yarı-klasik bir tünelleme olayı olarak betimlemenin savunulamaz göründüğü sonucuna vardı (Feldbrugge, Lehners ve Turok, 2017). Öneriyi bu eleştiriye karşı savunan çalışmalar ve onlara yanıtlar yayımlandı; tartışma sürüyor (Feldbrugge, Lehners ve Turok, 2018). Bu nedenle bu modeller bugün için gözlemle desteklenmiş bulgular değil, tartışılan matematiksel önerilerdir.

Başlangıçsız ve sıçrayan evrenler

Bir başka aile, Büyük Patlama tekilliğini bir sıçramayla değiştirir: Evren önce büzülüyordu, sonra düzgün bir geçişle genişlemeye başladı. Ijjas ve Steinhardt, bu tür modellerin uzak bölgelerin neden bu kadar benzer olduğu gibi standart kozmolojinin bazı bilmecelerini genel olarak çözebildiğini savunur (Ijjas ve Steinhardt, 2018). Ana soru açısından önemli olan ise şudur: Ezelî bir evren de kendi varlığını açıklamaz. Derek Parfit'in belirttiği gibi, her olayın önceki bir olayca açıklandığı sonsuz bir dizi bile kendini açıklamaz; neden bu dizinin, başka bir dizinin ya da hiçbir dizinin olmadığı sorusu kalır. Başlangıcı olmayan bir evrende yaratıcıya yer kalmadığını düşünenlere Parfit'in yanıtı da aynıdır: Açıklanması gereken ezelî bir evren yine de vardır (Parfit, 1998).

“Sıfır toplam enerji” ve “önce” sorunu

Popüler anlatımlarda sık geçen bir fikir, evrenin toplam enerjisinin sıfır olduğu, dolayısıyla “bedavaya” var olabileceğidir. Carroll'un açıkladığı gibi, Wheeler–DeWitt denklemiyle betimlenen kapalı bir evrende maddenin enerjisi ile kütleçekim enerjisi birbirini tam olarak dengeler; bu ince bir ayar değil, kapalı uzayın kendiliğinden bir sonucudur. Böyle bir evrende zamanın iki yönde de sonsuza uzanması gerekmez; bu yüzden evrenin bir başlangıcı olabilir (Carroll, 2018).

Ancak burada üç katmanı ayırmak gerekir. Matematiksel öneri, belirli denklemlerin sıfır enerjili çözümlere izin vermesidir. Fiziksel yorum, bu çözümlerin bizim evrenimizi betimlediği iddiasıdır; Carroll da böyle bir evrende yaşayıp yaşamadığımızın açık bir soru olduğunu kabul eder. Doğrulanmış bir bulgu ise bu düzeyde yoktur. Daha önemlisi, sıfır enerji bir şeyin var olmasını “maliyetsiz” gösterse de neden bir dalga fonksiyonunun ve bu denklemin var olduğu sorusuna dokunmaz.

“Önce” sözcüğü de dikkat ister. Carroll'a göre “evren hiçlikten doğdu” demek yanıltıcıdır, çünkü bu ifade hiçlikle başlayıp evrenle biten zamansal bir süreç ima eder. Evren yoksa zaman da yoktur; zaman yoksa süreç de yoktur. Doğru soru, bir başlangıcı olan evrenin dış bir neden olmadan yasalarla eksiksiz betimlenip betimlenemeyeceğidir; Carroll'un yanıtı, fizik açısından buna bir engel bulunmadığıdır (Carroll, 2018). Bu sonuç önemlidir ama kapsamı dardır: “İlk anın bir nedeni olmalı” sezgisini zayıflatır, “neden yasalar ve bir gerçeklik var?” sorusunu açık bırakır.

ModelNeyi açıklamayı hedeflerNeyi varsayarGözlemsel durumAçık bıraktığı soru
Sıcak Büyük Patlama modeliErken evrenden bugüne gelişimGenel görelilik, bilinen parçacık fiziği, karanlık madde ve karanlık enerjiÇok sayıda bağımsız gözlemle güçlü destekEn erken dönemde ne olduğu; tekilliğin anlamı
Vilenkin'in tünelleme önerisiUzay-zamanın tekillik olmadan ortaya çıkışıKuantum mekaniği ve kütleçekim yasalarıDoğrudan kanıt yok; matematiksel tutarlılığı tartışmalıYasaların neden geçerli olduğu
Hartle–Hawking sınırsızlık önerisiBaşlangıç koşulu ihtiyacını kaldırmakKuantum kütleçekim çerçevesi, madde alanı, kozmolojik sabitDoğrudan kanıt yok; öngörüleri tartışmalıKuantum betimlemesinin neden var olduğu
Sıçrayan evrenTekilliği büzülme–genişleme geçişiyle değiştirmekÖnceki bir büzülme evresi, buna uygun alan dinamiğiŞişmeye rakip modeller arasında; ayırt edici kanıt aranıyorEzelî dizinin kendisinin neden var olduğu

Çoklu evren ve antropik ilke: “Neden bu?” ile “neden herhangi bir şey?” farklıdır

Fizik sabitlerinin yaşama elverişli değerlerde olması çoğu zaman çoklu evren fikriyle açıklanmaya çalışılır. Antropik ilkenin makul biçimi bir seçim etkisini anlatır: Çok farklı koşulların gerçekleştiği bir topluluk varsa, gözlemciler kaçınılmaz olarak gözlemcilerin oluşmasına izin veren bölgelerde bulunur (Carroll, 2018). Steven Weinberg bu akıl yürütmeyle kozmolojik sabitin sıfırdan farklı bir değerde gözleneceğini öngörmüş, sonraki gözlemler bu öngörüyle uyumlu çıkmıştır (Carroll, 2018; Smeenk ve Ellis, 2017).

Bu yaklaşımın sınanabilirliği tartışmalıdır. Sonsuz bir topluluğun bölgelerine olasılık atamak için gereken “ölçü”, yani hangi bölgenin ne kadar ağırlık taşıdığını belirleyen kural henüz bulunmuş değildir. Smeenk ve Ellis'e göre bu sorun çözülmedikçe her şeyin bir yerde gerçekleştiği bir kuram her gözlemle uyumlu hâle gelir ve sınanabilir sonuç üretmez (Smeenk ve Ellis, 2017).

Yazının ana sorusu açısından asıl önemli olan ise başka bir ayrımdır. Parfit soruyu ikiye ayırır: Neden herhangi bir evren var, neden bu evren var? (Parfit, 1998). Çoklu evren ve antropik ilke, en iyi durumda ikinci soruya katkı yapar. Bir evrenler topluluğu, herhangi bir gerçekliğin neden var olduğunu açıklamaz; açıklanması gereken şeyi büyütür. Carroll'un değerlendirmesiyle, gerçekliği daha büyük bir bütünün parçası yapmak, tek bir evren yerine birçok gerçekliğin varlığını açıklama yükünü getirir (Carroll, 2018).

Felsefenin masası: Leibniz'in yeter-sebep ilkesi

Fizik modellerinin her biri bir yasayı ya da yapıyı veri aldığı için ana soru sonunda felsefeye döner. Başlangıç noktası Leibniz'in yeter-sebep ilkesidir: Her olgunun neden öyle olduğuna dair yeterli bir gerekçe bulunmalıdır. İlkenin sınırsız biçimini kabul eden biri, açıklaması olmayan olguların varlığını reddeder (Melamed ve Lin, 2023). Felsefede bu tür olgulara kaba olgu (İngilizce brute fact) denir: Daha ileri bir açıklaması olmayan, sadece öyle olan olgu.

İki kavram daha gerekli. Olumsal bir şey var olabilir ama var olmayabilirdi de; zorunlu bir şeyin ise var olmaması mümkün değildir (Davidson, 2019). Dünya olumsaldır: Güneş sistemimizi oluşturan madde bir yerine iki yıldız oluştursaydı, Dünya hiç var olmayabilirdi (Sorensen, 2022). “2 + 3 = 5” gibi matematiksel doğrular ise genellikle zorunlu sayılır; başka türlü olabilecekleri bir durum tutarlı biçimde düşünülemez.

Leibniz'in kendi yanıtı, olumsal şeylerin bütününün açıklamasını zorunlu bir varlıkta, yani Tanrı'da bulmaktı: Evrenin var olma gerekçesi Tanrı'dır; Tanrı'nın varlığı ise zorunlu olduğu için kendi gerekçesidir (Carroll, 2018). Bu tarihsel yanıt, bugün tartışılan beş yaklaşım ailesinden yalnızca biridir.

1. Zorunlu bir temel

Bu yaklaşımın güçlü biçimi şöyle kurulur: Olumsal şeylerin her biri başka bir şeyle açıklanabilir, ama olumsal şeylerin toplamı bir başka olumsal şeyle açıklanamaz, çünkü o şey de toplamın içindedir. O hâlde açıklama, eğer varsa, olumsal olmayan bir şeyde bitmelidir. Teist biçiminde bu temel Tanrı'dır ve durma noktası, var olmaması mümkün olmayan, bu yüzden dışarıdan bir açıklama gerektirmeyen bir varlık düşüncesiyle gerekçelendirilir.

İtirazlar da bu durma noktasına yönelir. William Rowe'un ikilemine göre bütün olumsal doğruların birleşimi bir olumsal doğruyla açıklanırsa açıklama döngüsel olur; zorunlu bir doğruyla açıklanırsa, zorunlu doğrulardan yalnızca zorunlu doğrular çıkacağı için olumsal olan her şey zorunlu hâle gelir (Sorensen, 2022). İkinci seçenek bir “aşırı açıklama” sorunu doğurur: Zorunlu bir Tanrı'nın varlığı Dünya'yı zorunlu kılıyorsa, Dünya da olumsal olmaktan çıkar. Sorensen'in belirttiği gibi ikilem, açıklamanın tümdengelimli olması gerektiğini varsayar; en iyi açıklamaya çıkarım gibi tümdengelimli olmayan açıklama biçimleri bu ikilemden kaçabilir. Hume'dan gelen bir başka itiraz ise, var olmaması çelişki doğuran hiçbir varlık bulunmadığını, dolayısıyla zorunlu varlık kavramının kendisinin sorunlu olduğunu söyler (Carroll, 2018).

Zorunlu temel fikri yalnızca teist değildir. Doğalcı bir okumada en derin fizik yasaları ya da evrenin kendisi zorunlu olabilir. Carroll, kendi kendini açıklayan zorunlu bir evrenin, zorunlu bir yaratıcı ile onun yarattığı evrenden oluşan paketten daha sade olacağını not eder; ama bu stratejiyi benimseyenlerin çoğunun zorunluluğu doğaüstü bir yaratıcıya atfetmeyi daha doğal bulduğunu da ekler (Carroll, 2018). İki biçim de aynı güçlükle karşılaşır: Bir şeyin gerçekten zorunlu olduğunu nasıl bilebiliriz?

2. Kaba olgu

İkinci aile, açıklamanın bir yerde gerekçesiz bir olguda durduğunu kabul eder. Bertrand Russell, evrenin sadece orada olduğunu ve söylenecek sözün bundan ibaret olduğunu belirtmişti (Carroll, 2018'deki aktarımla). Carroll bu yaklaşımın güçlü bir biçimini savunur: Varlığı açıklamaya yönelik her girişim sonunda bir kaba olguya dayanır; evren nihai bir neden ya da açıklama olmadan vardır (Carroll, 2018). Ona göre dünyanın anlaşılır olması için her şeyin bir gerekçesi olması gerekmez; kişisel olmayan, değişmez yasalara uyan düzenli bir evren bilimsel araştırma için yeterlidir.

Bu yanıtın bedeli, açıklama arayışını bilinçli olarak bir yerde bırakmaktır. Yeter-sebep ilkesini savunanlar, kaba olgunun bir yanıt değil yanıtın yokluğu olduğunu söyler. Burada bir simetri de gözden kaçmamalıdır: Teist “Neden evrende duruyorsun?” diye sorar; doğalcı “Neden Tanrı'da duruyorsun?” diye. Her iki taraf da açıklamayı bir noktada durdurur; asıl tartışma, durma noktasının hangi gerekçeyle seçildiğidir.

3. Sonsuz geri gidiş

Üçüncü aile, açıklamaların sonsuza uzandığını önerir. Hume'a dayanan bir örnekte sonsuz bir domino dizisinin her taşının düşüşü bir önceki taşla açıklanır (Sorensen, 2022). Her tekil olay açıklanmış olur; ama dizinin neden var olduğu ve neden bu biçimde olduğu açıklanmaz. Parfit'in ezelî evren için söylediği burada da geçerlidir: Sonsuz bir dizi kendi kendini açıklamaz (Parfit, 1998). Bu yaklaşımı savunanlar ise dizinin bütünü için ayrı bir açıklama istemenin, parçalar için anlamlı bir soruyu bütüne taşıma hatası olduğunu söyleyebilir. Kant'ın da dikkat çektiği bu hataya bileşim yanılgısı denir (Sorensen, 2022).

4. Mutlak yokluk mümkün değil

Dördüncü aile, “hiçbir şey olmayabilirdi” önermesinin kendisini sorgular. Henri Bergson'a göre olumsuz olgular olumlu olgulara dayanır; “hiçbir şey yok” bir olgu olsaydı, onu doğru kılacak olumlu bir gerçeklik gerekirdi. E. J. Lowe ise matematiksel doğruların zorunlu olduğunu ve en az bir olumsal varlık gerektirdiğini savunarak, zorunlu bir varlık olmasa bile bir şeylerin var olmasının zorunlu olduğu sonucuna ulaşır (Sorensen, 2022). Karşı tarafta Thomas Baldwin'in “çıkarma argümanı” vardır: Sonlu sayıda nesnesi olan bir dünyadan nesneleri birer birer eksiltirsek boş bir dünyaya ulaşırız. Sorensen'e göre bu argümanın geçerliliği, olası dünyaları nasıl tasarladığımıza dair arka plan kuramlarına bağlıdır (Sorensen, 2022).

Bu yaklaşım doğru olsa bile her şeyi çözmez. Carroll'un belirttiği gibi, bir gerçekliğin var olması zorunlu olsa bile, onun neden tam da bu biçimde olduğu açıklanmamış kalır (Carroll, 2018).

5. Soru sorunlu olabilir

Son aile, sorunun varsayımlarını hedef alır. Andrew Brenner'e göre “Neden hiçbir şey yerine bir şeyler var?” cümlesi, birbirine yalnızca gevşek bir benzerlikle bağlı birçok farklı soruyu taşır ve görünen anlaşmazlıklar sıkça sözel kalır. Wittgenstein ise soruyu iyi kurulmuş bir sorudan çok, varoluş karşısındaki hayretin ifadesi olarak görür (Sorensen, 2022).

Bu yaklaşım kavramları netleştirmek için değerlidir; bu yazının ilk iki bölümü de onun yöntemini kullandı. Zayıf yanı da açıktır: Bir soruyu yanıtlayamamak, onun anlamsız olduğunu göstermez. Sorensen'in vardığı sonuca göre soru, onu soranları sıkça şaşırtsa da salt bir sözcük karışıklığı olarak bir kenara itilemez (Sorensen, 2022). Bu ayrım genel bir ilke olarak da önemlidir: Bir şeyin henüz açıklanamıyor olması, onun açıklamasız olduğunun kanıtı değildir; tersine, bir açıklamanın bulunamaması da gizli bir açıklamanın kanıtı sayılamaz.

En güçlü itiraz: Belki fizik soruyu değiştirmekte haklıdır

Buraya kadarki çizgi, fizik modellerinin mutlak yokluktan oluşu açıklamadığını, çünkü yasaları ve yapıları veri aldığını savundu. Bu çizgiye yöneltilebilecek en güçlü itiraz, Krauss'un kendi kavram değişikliğini savunurken dayandığı düşüncedir: Bilim çoğu zaman eski kavramları daha kesin kavramlarla değiştirerek ilerler. Rudolf Carnap'ın örneğinde termodinamik, gündelik “ısı” kavramını sıcaklık, ısıl enerji ve ısı aktarımı gibi daha kesin kavramlara ayırdığında konuyu değiştirmiş olmadı; soruyu olgunlaştırdı (Sorensen, 2022). Belki “hiç” kavramı da böyle olgunlaşmalıdır: Yanıt bekleyen belirsiz bir felsefi kavram yerine, uzay-zamanın yokluğu gibi fiziksel olarak tanımlanabilen bir “hiç” konmalıdır.

Bu itirazın haklı bir yanı vardır. Vilenkin'in uzay-zamansız durumu gerçekten de boş uzaydan daha derin bir “hiç”tir ve kuantum kozmolojisi “ilk an” tartışmasını ciddi biçimde değiştirmiştir. Ancak kavram değişikliğinin meşru sayılması için yeni kavramın eski sorunun özünü taşıması gerekir. Albert'in ve Smeenk ile Ellis'in eleştirisi tam da burada yoğunlaşır: Yasaları ve kuantum durumlarını varsayan bir “hiç”, sorunun asıl hedefini, yani bu yasaların ve durumların neden var olduğunu dışarıda bırakır. Carroll da diferansiyel denklemlerin evrenin ne yaptığını betimlediğini ama neden bu denklemlerin geçerli olduğunu açıklamadığını kabul eder (Carroll, 2018). Fizik soruyu daraltabilir ve keskinleştirebilir; ama daralttığı soruyu yanıtlaması, asıl soruyu yanıtladığı anlamına gelmez.

Sonuç: Neyi açıklayabiliyoruz, hangi bedelle?

Bugün güvenle söyleyebileceğimiz şey şudur: Gözlemlediğimiz evren, yaklaşık 13,8 milyar yıl önceki son derece sıcak ve yoğun bir durumdan gelişmiştir. Evrenin gerçekten bir başlangıcı olup olmadığı ise açık bir sorudur; klasik tekillik bir yaratılış anı değil, kuramın sınırıdır. Tünelleme, sınırsızlık ve sıçrama modelleri bu sınırın ötesine dair ciddi ama sınanması güç önerilerdir. Bu modellerin hiçbiri mutlak yokluktan oluşu açıklamaz; hepsi bir yasa çerçevesini, bir kuantum betimlemesini ya da önceden var olan bir yapıyı veri alır.

Felsefi yanıtların her biri bir şey kazandırır ve bir bedel ister:

  • Zorunlu temel: Açıklama zincirini tamamlar; bedeli, zorunlu varlık kavramını savunmak ve olumsal olanın zorunluya dönüşmesi tehlikesini aşmaktır.
  • Kaba olgu: Sade ve dürüst bir durma noktası sunar; bedeli, yeter-sebep ilkesinden vazgeçmektir.
  • Sonsuz geri gidiş: Her halkayı açıklar; bütünü açıklamadan bırakır.
  • Mutlak yokluğun imkânsızlığı: “Neden herhangi bir şey?” sorusunu eritebilir; tartışmalı kip varsayımlarına dayanır ve “neden bu?” sorusunu açık bırakır.
  • Sorunun sorgulanması: Kavramlara netlik kazandırır; gerçek bir soruyu yanlışlıkla silme riski taşır.

Açık kalan soru, bu seçeneklerden hangisinin doğru olduğundan da derindir: Gerçekliğin bütününün bir açıklaması var mı, yoksa açıklama ancak gerçekliğin içindeki şeyler için mi işler? Yeter-sebep ilkesini kabul eden ilk seçeneğe, onu sınırlayan ikinciye yönelir. Bu tercih bir teleskopla ya da parçacık hızlandırıcıyla verilemez; ama bu, tercihin keyfî olduğu anlamına da gelmez. Her yanıtın tutarlılığı, açıklama gücü ve ödediği bedel karşılaştırılabilir. Bugünkü durumda ulaşılabilecek en dürüst sonuç şudur: Bilim, evrenin nasıl geliştiğini giderek daha iyi açıklıyor; neden herhangi bir şeyin var olduğu ise bilimsel bir boşluk değil, açıklamanın nerede durması gerektiğine dair felsefi bir soru olarak karşımızda duruyor.

Kaynak ve Kapsam Notu

Leibniz'in 1714 tarihli metni, Tryon'un 1973 makalesi, Krauss'un kitabı ve Albert'in bu kitaba dair incelemesi doğrudan okunmamıştır; bunlara ilişkin bilgiler, kaynakçadaki ikincil çalışmalarda yer alan aktarımlara dayanır. Kuantum kozmolojisi modelleri teknik makalelerin özet ve giriş bölümlerinden aktarılmış, matematiksel ayrıntılarına girilmemiştir. Bu modellerin hiçbiri gözlemle doğrulanmış değildir; yazıdaki değerlendirmeler bu sınır içinde okunmalıdır.

Kaynakça

Kozmoloji ve fizik felsefesi

Borde, A., Guth, A. H. ve Vilenkin, A. (2003). Inflationary spacetimes are incomplete in past directions. Physical Review Letters, 90, 151301. arXiv:gr-qc/0110012

Carroll, S. M. (2018). Why Is There Something, Rather Than Nothing? Routledge Companion to the Philosophy of Physics için davetli bölüm, arXiv:1802.02231. DOI: 10.48550/arXiv.1802.02231

Feldbrugge, J., Lehners, J.-L. ve Turok, N. (2017). No smooth beginning for spacetime. Physical Review Letters, 119, 171301. arXiv:1705.00192

Feldbrugge, J., Lehners, J.-L. ve Turok, N. (2018). No rescue for the no boundary proposal: Pointers to the future of quantum cosmology. Physical Review D. INSPIRE kaydı

Hartle, J. B. ve Hawking, S. W. (1983). Wave function of the Universe. Physical Review D, 28(12), 2960–2975. DOI: 10.1103/PhysRevD.28.2960

Ijjas, A. ve Steinhardt, P. J. (2018). Bouncing cosmology made simple. Classical and Quantum Gravity, 35(13), 135004. arXiv:1803.01961

McCabe, G. (2005). The structure and interpretation of cosmology: Part II – The concept of creation in inflation and quantum cosmology. arXiv, gr-qc/0503029. arXiv:gr-qc/0503029

Planck Collaboration. (2020). Planck 2018 results. VI. Cosmological parameters. Astronomy & Astrophysics, 641, A6. arXiv:1807.06209

Vilenkin, A. (1982). Creation of universes from nothing. Physics Letters B, 117(1–2), 25–28.

Felsefe

Davidson, M. (2019). God and Other Necessary Beings. Stanford Encyclopedia of Philosophy (ilk yayın 2005; gözden geçirilmiş sürüm 2019). SEP maddesi

Melamed, Y. Y. ve Lin, M. (2023). Principle of Sufficient Reason. Stanford Encyclopedia of Philosophy (Summer 2023 Edition). SEP maddesi

Parfit, D. (1998). Why anything? Why this? London Review of Books, 20(2), 24–27. LRB

Smeenk, C. ve Ellis, G. (2017). Philosophy of Cosmology. Stanford Encyclopedia of Philosophy. SEP maddesi

Sorensen, R. (2022). Nothingness. Stanford Encyclopedia of Philosophy (ilk yayın 2003; gözden geçirilmiş sürüm 2022). SEP maddesi
 
Kişiselleştirme

Tema editörü

Ayarlar Renkler

  • Mobil kullanıcılar bu fonksiyonları kullanamaz.

    Alternatif header

    Farklı bir görünüm için alternatif header yapısını kolayca seçebilirsiniz.

    Görünüm Modu Seçimi

    Tam ekran ve dar ekran modları arasında geçiş yapın.

    Izgara Görünümü

    Izgara modu ile içerikleri kolayca inceleyin ve düzenli bir görünüm elde edin.

    Resimli Izgara Modu

    Arka plan görselleriyle içeriğinizi düzenli ve görsel olarak zengin bir şekilde görüntüleyin.

    Yan Paneli Kapat

    Yan paneli gizleyerek daha geniş bir çalışma alanı oluşturun.

    Sabit Yan Panel

    Yan paneli sabitleyerek sürekli erişim sağlayın ve içeriğinizi kolayca yönetin.

    Box görünüm

    Temanızın yanlarına box tarzı bir çerçeve ekleyebilir veya mevcut çerçeveyi kaldırabilirsiniz. 1300px üstü çözünürler için geçerlidir.

    Köşe Yuvarlama Kontrolü

    Köşe yuvarlama efektini açıp kapatarak görünümü dilediğiniz gibi özelleştirin.

  • Renginizi seçin

    Tarzınızı yansıtan rengi belirleyin ve estetik uyumu sağlayın.

Geri