Makale ADHD’de Duygusal Acı Toleransı, Can Sıkıntısı ve Gece Huzursuzluğu

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (ADHD ya da Türkçe kısaltmasıyla DEHB), yalnızca dikkat dağınıklığı, hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileriyle sınırlı bir nörogelişimsel bozukluk değildir. Güncel araştırmalar, ADHD’nin duygusal regülasyon, uyarılma (arousal) kontrolü, ödül işleme, duyusal işleme ve uyku-uyanıklık döngüsü gibi çok daha geniş alanlarda sistematik farklılıklar içerdiğini göstermektedir. Bu makalede, ADHD’li bireylerde manevi (duygusal) acıya karşı daha düşük tolerans, hareketsizlikten kaynaklanan can sıkıntısına aşırı duyarlılık ve yatakta bir pozisyonda kalmaya düşük tolerans ile birlikte artmış gece dönme-huzursuzluk eğilimi konularını bilimsel veriler ışığında, ayrıntılı biçimde inceliyoruz.

Bu üç alan ilk bakışta birbirinden bağımsız görünse de, ortak nörobiyolojik temellere — özellikle dopamin ve norepinefrin regülasyonundaki farklılıklar, prefrontal korteks–limbik sistem dengesizliği ve uyarılma düzenlemesindeki güçlükler — dayanmaktadır. Hatta birazdan göreceğimiz gibi, bu üçü birbirini besleyen bir döngü oluşturur: Gece iyi uyuyamayan bir beyin ertesi gün duygusal olarak daha kırılgan, sıkıntıya daha dayanıksız olur; gün içinde biriken duygusal yük ve uyarım açlığı ise akşam “kapanmayı” zorlaştırır.

Makale boyunca akran denetimli çalışmalar, meta-analizler ve klinik gözlemler bir araya getirilecek; nerede güçlü kanıt olduğu, nerede ise henüz yalnızca klinik gözlem ya da popüler anlatı bulunduğu açıkça belirtilecektir.

Bu yazıda neler bulacaksınız?

  • Duygusal düzenleme güçlüğünün ADHD’deki yeri, frustrasyon toleransı deneyleri ve “Reddedilme Duyarlılığı Disforisi” (RSD) kavramı
  • ADHD ile can sıkıntısı arasındaki ilişkiye dair 2026 meta-analizi ve deneysel çalışmalar
  • Hareketin ADHD’li beyin için neden bir “telafi stratejisi” olabileceği
  • Gece motor huzursuzluğu, sirkadiyen ritim gecikmesi, huzursuz bacaklar ve demir eksikliği bağlantısı
  • Üç alanı birbirine bağlayan ortak mekanizmalar ve kısır döngü
  • Bilimsel kanıta dayalı pratik stratejiler

Önemli not: Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi tanı, tedavi ya da ilaç önerisi yerine geçmez. Kendinizde veya çocuğunuzda tanımlanan belirtileri fark ediyorsanız bir psikiyatri uzmanına veya çocuk ve ergen psikiyatristine başvurmanız önerilir.

Bölüm 1: Duygusal (Manevi) Acıya Karşı Düşük Tolerans ve Frustrasyon İntoleransı

Duygusal Düzenleme Nedir?


Duygusal düzenleme (emotion regulation), bir kişinin hangi duyguyu, ne zaman, ne yoğunlukta yaşadığını ve bu duyguyu nasıl ifade ettiğini etkileyen süreçlerin bütünüdür. Sağlıklı bir düzenleme sistemi, duygunun “sesini” duruma uygun bir düzeye ayarlar: Küçük bir aksilik küçük bir tepki, büyük bir kayıp büyük bir tepki doğurur ve her iki durumda da kişi bir süre sonra dengesine döner.

Faraone ve arkadaşlarının 2019 tarihli klinik derlemesi, ADHD’deki duygusal düzenleme güçlüğünü (emotion dysregulation) üç temel özellikle tanımlar:

  • Duruma uygun olmayan duygusal tepkiler: Tepkinin yoğunluğu, tetikleyen olayla orantısızdır.
  • Hızlı ve kontrolsüz duygu değişimleri: Duygular çok hızlı yükselir ve bir durumdan diğerine ani geçişler yaşanır (duygusal labilite).
  • Dikkatin duygusal uyaranlara anormal biçimde kilitlenmesi: Olumsuz bir duygu ortaya çıktığında dikkat ondan kolayca ayrılamaz; kişi aynı acıyı zihninde tekrar tekrar döndürür.

Kısacası, duygular daha hızlı yükselir, daha yoğun hissedilir ve normale dönmeleri daha uzun sürer.

Duygusal Düzenleme Güçlüğü ADHD’nin Çekirdek Özelliklerinden Midir?

ADHD’nin resmi tanı kriterleri (DSM-5) duygusal belirtileri doğrudan tanı ölçütü olarak saymaz. Ancak dikkat çekici bir ayrıntı vardır: DSM-5, tanıyı destekleyen ilişkili özellikler arasında düşük frustrasyon toleransı, irritabilite ve duygudurum labilitesini zaten listelemektedir. Yani duygusal boyut, kılavuzların “kenar notlarında” uzun süredir yer almaktadır.

Russell Barkley ve diğer araştırmacılar, duygusal dürtüselliğin ve yetersiz duygusal öz-düzenlemenin ADHD’nin üçüncü bir çekirdek boyutu sayılması gerektiğini uzun süredir savunmaktadır. Barkley ve Fischer’in (2010) boylamsal çalışması, çocukken hiperaktif tanısı alan bireyleri yetişkinliğe kadar izlemiş ve duygusal dürtüselliğin iş, ilişkiler, sürüş güvenliği ve sosyal işlevsellik gibi alanlardaki yetersizliği, klasik ADHD belirtilerinden bağımsız olarak öngördüğünü göstermiştir.

Yaygınlık tahminleri de oldukça çarpıcıdır. Shaw ve arkadaşlarının (2014) American Journal of Psychiatry’de yayımlanan kapsamlı derlemesine göre, duygusal düzenleme güçlüğü ADHD’li çocukların yaklaşık yüzde 25–45’inde, ADHD’li yetişkinlerin ise yaklaşık yüzde 30–70’inde görülmektedir. Soler-Gutiérrez ve arkadaşlarının (2023) yetişkinlere odaklanan sistematik derlemesi de duygusal düzenleme güçlüğünün yetişkin ADHD’de “çekirdek bir belirti” olarak ele alınması gerektiği sonucuna varmıştır. Çocuklardaki 2016 tarihli meta-analiz (Graziano ve Garcia) ise ADHD’li çocukların özellikle duygusal reaktivite ve olumsuz duygulanım alanlarında akranlarından belirgin biçimde ayrıştığını ortaya koymuştur.

Bu sorunlar günlük yaşamda ani öfke patlamaları, irritabilite, duygusal inişli çıkışlılık ve özellikle frustration intolerance (hayal kırıklığına / engellenmeye düşük tolerans) olarak kendini gösterir.

Frustrasyon Toleransı Çalışmaları: Laboratuvarda Hayal Kırıklığı

Frustrasyon toleransını yalnızca anketlerle değil, davranışsal olarak da ölçmek mümkündür. Seymour, Macatee ve Chronis-Tuscano’nun (2019) çalışmasında, 10–14 yaş arasındaki 67 çocuk (37’si ADHD’li, 30’u ADHD’siz) Ayna ile İz Sürme Sebat Görevi (Mirror Tracing Persistence Task – MTPT) adı verilen bilgisayarlı bir test yapmıştır. Bu görevde çocuklar fare yardımıyla bir şeklin çevresini çizmeye çalışır; ancak fare kontrolleri ters çevrilmiştir. Her hata çizimi başa döndürür. Görev bilinçli olarak sinir bozucu tasarlanmıştır ve katılımcının istediği zaman bırakma hakkı vardır.

Sonuç açıktı: ADHD’li çocukların görevi yarıda bırakma olasılığı, ADHD’siz akranlarına göre anlamlı ölçüde daha yüksekti. Daha da önemlisi, ADHD’ye eşlik eden Karşı Olma-Karşı Gelme Bozukluğu (ODD) bulunan ve bulunmayan ADHD’li çocuklar arasında frustrasyon toleransı açısından fark saptanmadı. Bu bulgu, düşük engellenme toleransının “davranış sorunu” ile değil, doğrudan ADHD’nin kendisiyle ilişkili olduğunu düşündürmektedir.

Yetişkinlerde de benzer bir tablo vardır. ADHD’li yetişkinler olumsuz duygusal uyaranlara daha yüksek reaktivite gösterir ve duygularını düzenleme kapasiteleri sağlıklı kontrollere göre daha düşüktür. Beyin görüntüleme çalışmaları; amigdala, ventral striatum ve orbitofrontal korteks gibi duygu ve ödülle ilişkili bölgelerde farklı aktivasyon örüntüleri ile prefrontal korteksin duygusal tepkiyi “yukarıdan aşağıya” (top-down) bastırma işlevinde zayıflıklar ortaya koymuştur. Shaw ve arkadaşları (2014) bu durumu iki yönlü bir modelle açıklar: Bir yanda duygusal uyaranlara aşırı tepki veren bir “aşağıdan yukarıya” sistem, diğer yanda bu tepkiyi frenlemekte zorlanan bir kontrol sistemi.

İlaç tedavisi açısından tablo karışıktır. Moukhtarian ve arkadaşlarının (2017) meta-analizi, stimülanların ve atomoksetinin yetişkinlerde duygusal labilite üzerinde küçük ila orta düzeyde olumlu etki gösterdiğini bulmuştur. Başka bir deyişle, ilaçlar dikkat ve motor belirtileri belirgin biçimde iyileştirirken duygusal düzenleme güçlüğünü çoğu zaman tamamen normalize etmemektedir. Bu da duygusal boyut için ek, beceri temelli müdahalelerin neden önemli olduğunu gösterir.

Rejection Sensitive Dysphoria (RSD): Reddedilmenin Yakıcı Acısı

Klinik pratikte sık dile getirilen bir fenomen de Rejection Sensitive Dysphoria (Reddedilme Duyarlılığı Disforisi – RSD) olarak adlandırılır. Kavram, özellikle psikiyatrist William Dodson tarafından popülerleştirilmiştir. RSD; gerçek ya da algılanan eleştiri, reddedilme veya başarısızlık karşısında ani, yoğun ve neredeyse fiziksel bir duygusal acı dalgasının yaşanmasıdır. Kişi bu acıyı çoğu zaman “göğsüme bir yumruk yemiş gibi” ya da “içim yanıyormuş gibi” sözleriyle tarif eder.

Burada bilimsel dürüstlük açısından bir ayrım yapmak gerekir: RSD resmi bir tanı kategorisi değildir ve bu kavramı doğrudan ölçen akran denetimli araştırmalar henüz oldukça sınırlıdır. Buna karşın, psikoloji literatüründe uzun süredir çalışılan “reddedilme duyarlılığı” (rejection sensitivity) ile ADHD belirtileri arasında ilişki bulan çalışmalar mevcuttur ve ADHD’li bireylerin sosyal geri bildirimlere daha yoğun duygusal tepki verdiğine dair gözlemler yaygındır. Dolayısıyla RSD’yi “kanıtlanmış bir sendrom” olarak değil, duygusal düzenleme güçlüğünün sosyal alandaki çarpıcı bir görünümü olarak ele almak daha doğrudur.

Peki reddedilme neden “fiziksel” acıtır? Eisenberger ve arkadaşlarının (2003) ünlü “Cyberball” deneyinde, sanal bir top oyunundan dışlanan katılımcılarda, fiziksel ağrının duygusal bileşeniyle ilişkili olduğu düşünülen dorsal anterior singulat korteks bölgesinde aktivasyon artışı gözlenmiştir. Sosyal acı ile fiziksel acının beyinde ne ölçüde ortak devreleri paylaştığı hâlâ tartışmalı olsa da, bu çalışmalar “kalbim kırıldı” ya da “sözleri çok acıttı” gibi ifadelerin yalnızca mecaz olmayabileceğini düşündürmektedir. Duygusal frenleri zaten zayıf olan bir sistemde bu acının daha şiddetli hissedilmesi şaşırtıcı değildir.

ADHD’li bireylerde duygular “tam sesle” gelir; rasyonel işleme devreye girmeden önce duygusal alarm sistemi çoktan çalmaya başlamıştır.

Uzun Vadeli Sonuç: Depresyon ve Kaygı Riski

Günlük yaşamın olağan engellenmeleri karşısında sürekli daha hızlı ve daha derin bir duygusal acı yaşamak, zamanla ciddi bir yıpranmaya yol açabilir. Stres toleransının düşüklüğü, sık yaşanan duygusal dalgalanmalar ve bunların ilişkilerde yarattığı çatışmalar, kişinin kendilik algısını da olumsuz etkiler.

Seymour ve arkadaşlarının (2012) çalışması, çocuk ve ergenlerde duygusal düzenleme güçlüğünün, ADHD ile depresif belirtiler arasındaki ilişkiye aracılık ettiğini göstermiştir. Başka bir deyişle, ADHD’li gençlerde depresyon riskini artıran yollardan biri, doğrudan dikkat sorunları değil, duyguları yönetmekteki zorluktur. Bu bulgu önemli bir klinik mesaj taşır: Duygusal düzenleme becerilerini güçlendirmek, ADHD’li bireylerde depresyonu önlemenin de bir yolu olabilir.

Bölüm 2: Hareketsizlikten Kaynaklanan Can Sıkıntısına Aşırı Duyarlılık

Can Sıkıntısı Aslında Nedir?


Psikoloji literatüründe can sıkıntısı, basitçe “yapacak bir şey olmaması” olarak tanımlanmaz. Eastwood ve arkadaşlarının (2012) etkili tanımına göre can sıkıntısı, tatmin edici bir etkinliğe dikkatini vermek isteyen ama bunu başaramayan zihnin yaşadığı itici (aversif) bir durumdur. Bu tanımın merkezinde dikkat vardır: Can sıkıntısı, dikkat sistemi bir şeye “tutunamadığında” ortaya çıkar. Bu açıdan bakıldığında, dikkat düzenlemesinin temel güçlük alanlarından biri olduğu ADHD’nin can sıkıntısıyla yakından ilişkili olması şaşırtıcı değildir.

ADHD’li bireylerin en sık dile getirdiği deneyimlerden biri, düşük uyarım ortamlarında (hareketsizlik, monotonluk, sırada bekleme, uzun toplantılar, trafik) yaşanan dayanılmaz can sıkıntısıdır. Bu, sıradan bir “sıkılmak” değildir; neredeyse fiziksel bir rahatsızlık, içsel bir kıpırtı ve acilen durumdan kaçma ihtiyacı şeklinde tarif edilir. Birçok ADHD’li yetişkin, bu hissi “içimde bir motor çalışıyor ama vitese takamıyorum” benzetmesiyle anlatır.

Bu duygunun gücünü anlamak için genel popülasyondan çarpıcı bir örnek verelim. Wilson ve arkadaşlarının (2014) Science dergisinde yayımlanan deneyinde katılımcılardan boş bir odada, hiçbir şey yapmadan yalnızca düşünceleriyle 15 dakika geçirmeleri istenmiştir. Odada, daha önce denedikleri ve “para verip bile kaçınacağım” dedikleri hafif bir elektrik şoku düğmesi bulunuyordu. Sonuç şaşırtıcıydı: Erkek katılımcıların yaklaşık üçte ikisi, kadın katılımcıların ise yaklaşık dörtte biri, sırf hiçbir şey yapmamak yerine kendilerine en az bir kez elektrik şoku vermeyi tercih etti. Bu çalışma ADHD’li bireylerle yapılmamıştır; ancak uyarımsız kalmanın genel olarak bile ne kadar itici olabileceğini gösterir. Şimdi bu deneyimin, uyarım ihtiyacı çok daha yüksek bir beyinde nasıl hissedileceğini düşünün.

2026 Meta-Analizi: Rakamlarla ADHD ve Can Sıkıntısı

Maastricht Üniversitesi’nden Muris, Otgaar ve Donkers’ın 2026 yılında Clinical Child and Family Psychology Review dergisinde yayımladığı kapsamlı derleme ve meta-analiz, bu ilişkiyi niceliksel olarak netleştirmiştir. Toplam 18 çalışma ve 22.000’i aşkın katılımcıyı içeren analizde, ADHD belirtileri ile can sıkıntısı yatkınlığı arasında r = 0.40 düzeyinde orta-güçlü bir pozitif ilişki bulunmuştur. İncelenen 18 çalışmanın 17’si anlamlı bir ilişki bildirmiş ve belirgin bir yayın yanlılığına rastlanmamıştır.

Peki r = 0.40 pratikte ne anlama gelir? İstatistikte “İkili Etki Büyüklüğü Gösterimi” (Binomial Effect Size Display) adı verilen bir yöntemle bu korelasyon sezgisel bir tabloya çevrilebilir: Kabaca söylemek gerekirse, bu büyüklükte bir ilişki, yüksek ADHD belirtisi olan bireylerin yaklaşık yüzde 70’inin “yüksek can sıkıntısı” grubuna düşmesine karşılık, düşük ADHD belirtisi olanlarda bu oranın yaklaşık yüzde 30’da kalmasına denk gelir. Bu, psikoloji araştırmalarında oldukça güçlü sayılan bir farktır.

Yazarlar ayrıca önemli bir yorum yapar: Can sıkıntısı, ADHD’nin sadece bir yan ürünü değil, ADHD deneyiminin temel bir parçası olabilir. Bu nedenle can sıkıntısının hem araştırmalarda hem de tedavide doğrudan hedeflenmesi gerektiğini vurgularlar.

Deneysel Kanıt: Orban ve Arkadaşları (2026)

Aynı yıl Journal of Attention Disorders’da yayımlanan bir çalışmada Orban ve arkadaşları, yaş ortalaması 19 olan 31 ADHD özellikli ve 57 ADHD özelliği olmayan genç yetişkini karşılaştırmıştır. Katılımcılar can sıkıntısı yatkınlığı ölçeklerinin yanı sıra üçü dikkat kontrolü, üçü çalışma belleği olmak üzere altı farklı performans görevini tamamlamıştır.

Sonuçlar dikkat çekicidir: ADHD özellikli gençlerin can sıkıntısı yatkınlığı puanları, kontrol grubuna göre çok büyük bir etki büyüklüğüyle (Cohen’s d ≈ 2.09) daha yüksekti. Psikolojide d = 0.8 bile “büyük” kabul edildiğinden, bu değer iki grubun dağılımlarının neredeyse ayrıştığı anlamına gelir. Dikkat kontrolü ve çalışma belleği bu ilişkinin bir kısmına aracılık ediyordu; ancak bu aracılık görece sınırlıydı (sırasıyla varyansın yaklaşık yüzde 5,8 ve 6,4’ü). Bu da can sıkıntısının yalnızca bilişsel eksikliklerle açıklanamayacağını, ödül sistemi ve uyarılma düzenlemesi gibi başka mekanizmaların da devrede olduğunu düşündürmektedir.

Neden ADHD’li Beyin Daha Kolay Sıkılır?

Bu duyarlılığı açıklayan birbirini tamamlayan birkaç nörobilişsel model vardır:

  • Optimal uyarım teorisi ve kortikal hipoarousal: Zentall ve Zentall’ın (1983) klasik modeline göre her bireyin en iyi performans gösterdiği bir “optimal uyarım düzeyi” vardır ve ADHD’li bireylerde bu eşik daha yüksektir. Düşük uyarım koşullarında beyin yeterince “uyanık” kalamaz; hiperaktivite ve yenilik arayışı, bu açığı kapatmaya yönelik bir çaba olarak yorumlanabilir.
  • Orta düzey beyin uyarılması modeli: Sikström ve Söderlund (2007), ADHD’de düşük bazal dopamin aktivitesi nedeniyle beynin optimum işleyiş için dışarıdan daha fazla uyarana ihtiyaç duyduğunu öne sürmüştür. İlginç biçimde, bu model bazı ADHD’li çocukların hafif arka plan gürültüsü (beyaz gürültü) eşliğinde daha iyi performans gösterdiği bulgularıyla da desteklenmiştir.
  • Dopamin transfer eksikliği ve ödül sistemi farklılıkları: Tripp ve Wickens’in (2008) hipotezine göre, sağlıklı bir beyinde dopamin sinyali zamanla ödülün kendisinden ödülü haber veren ipuçlarına “aktarılır”; böylece kişi ödül henüz gelmeden de motive kalabilir. ADHD’de bu aktarım zayıf olduğundan, gecikmeli veya düşük yoğunluklu ödüller motivasyonu hızla söndürür. Anlık, sık ve belirgin ödüller ise çok daha etkilidir.
  • Gecikme kaçınması (delay aversion): Sonuga-Barke’ın ikili yol modeline göre, ADHD’li bireyler için beklemek başlı başına olumsuz bir duygusal deneyimdir. Bekleme süresi uzadıkça kişi ya dikkatini başka uyaranlara kaydırarak ya da hareket ederek bu süreyi “doldurmaya” çalışır.
  • Yürütücü işlev zayıflıkları: Dikkat kontrolü ve çalışma belleğindeki güçlükler, bireyin kendi içinde ilgi ve anlam üretebilme kapasitesini sınırlar. Zihinde bir planı ya da fikri canlı tutmak zorlaştığında, dış uyaran yokluğunda can sıkıntısı hızla yükselir.
  • Varsayılan Mod Ağı (Default Mode Network – DMN) düzensizliği: Sonuga-Barke ve Castellanos’un (2007) “varsayılan mod müdahalesi” hipotezine göre, ADHD’de dinlenme durumu ağı ile görev odaklı ağlar arasındaki geçişler yeterince düzenli değildir. Düşük uyarımlı bir görev sırasında dinlenme ağı araya girerek dikkat kesintilerine yol açar; bu da “hiçbir şey yapmama” ya da “monoton bir şey yapma” durumunu daha rahatsız edici hale getirir.

Hareket Bir Kusur mu, Yoksa Bir Telafi Stratejisi mi?

Yazımızın başlığındaki “hareketsizlikten kaynaklanan” ifadesi burada önem kazanır. ADHD’li bir çocuğa ya da yetişkine en sık söylenen cümlelerden biri “Kıpırdamadan otur!” uyarısıdır. Oysa araştırmalar bu talebin sanıldığından daha maliyetli olabileceğini gösteriyor.

Sarver ve arkadaşlarının (2015) çalışmasında, 8–12 yaş arası çocuklar çalışma belleği görevleri yaparken hareketleri objektif olarak ölçülmüştür. Sonuç şaşırtıcıydı: ADHD’li çocuklarda görev sırasında daha fazla hareket etmek, daha iyi çalışma belleği performansıyla ilişkiliydi; tipik gelişim gösteren çocuklarda ise böyle bir ilişki bulunmadı. Rapport ve arkadaşlarının önceki çalışmaları da ADHD’li çocuklarda hiperaktivitenin, bilişsel yük arttıkça belirginleştiğini göstermişti.

Bu bulgular, hiperaktivitenin en azından bir kısmının, düşük uyarılmayı telafi ederek beyni “çalışır durumda” tutmaya yönelik bir öz-düzenleme stratejisi olabileceğini düşündürmektedir. Bu açıdan bakıldığında, ADHD’li bireyi zorla hareketsiz bırakmak, onun kendini düzenleme araçlarından birini elinden almak anlamına gelebilir. Hareketsizlik hem can sıkıntısını hem de içsel huzursuzluğu artırırken, kontrollü hareket (bacak sallama, ayakta çalışma, stres topu) odaklanmayı kolaylaştırabilir.

Can Sıkıntısının Fizyolojisi ve Davranışsal Sonuçları

Can sıkıntısı yalnızca öznel bir rahatsızlık değildir; bedende ölçülebilir izler bırakır. Merrifield ve Danckert’ın (2014) çalışmasında, can sıkıntısı oluşturulan katılımcılarda üzüntü durumuna kıyasla kalp atım hızında ve kortizol düzeyinde artış gözlenmiştir. Kortizol, vücudun temel stres hormonlarından biridir. Bu bulgu, can sıkıntısının pasif bir “durgunluk” değil, fizyolojik bir stres durumu olduğunu gösterir. Uyarım ihtiyacı daha yüksek olan ADHD’li beyin için bu stresin daha da yoğun yaşanması beklenir.

ADHD’li bireylerde yoğun can sıkıntısı çeşitli riskli ya da işlevsiz davranışları tetikleyebilir:

  • Dürtüsel kararlar ve risk alma (hızlı araç kullanma, plansız harcamalar)
  • Duygusal veya sıkıntıya bağlı aşırı yeme
  • Sonsuz kaydırma (doomscrolling), aşırı oyun ve ekran kullanımı
  • Sigara, alkol veya madde kullanımı yoluyla uyarım arayışı
  • Sıkıcı ama gerekli görevlerden kaçınma ve erteleme
  • İlişkilerde ya da ortamlarda gereksiz “drama” yaratma, yani uyarımı sosyal yoldan sağlama

Bu davranışların çoğu, dışarıdan bakıldığında “sorumsuzluk” ya da “irade zayıflığı” gibi görünse de, altta yatan motivasyon çoğu zaman aynıdır: katlanılmaz bir iç durumdan acilen kurtulmak.

Bölüm 3: Yatakta Dönme, Pozisyon Değiştirme ve Bir Pozisyonda Kalmaya Düşük Tolerans

Gece Motor Huzursuzluğu: Hiperaktivite Işıklar Sönünce Bitmez


ADHD’nin hiperaktivite boyutu gece saatlerinde de kendini gösterebilir. Birçok ADHD’li birey yatakta sık pozisyon değiştirme, çarşafları karıştırma, uzuvlarını sürekli hareket ettirme ya da bir pozisyonda uzun süre kalamama şikâyetini dile getirir. Bu durum, uykuya dalma sürecinde de devam eden fiziksel bir huzursuzluk olarak tarif edilir.

Uyku sorunları ADHD’de son derece yaygındır. Çalışmalara göre ADHD’li çocukların yaklaşık yüzde 25 ile 55’inde klinik düzeyde uyku sorunları bildirilmektedir. Cortese ve arkadaşlarının (2009) meta-analizi, ebeveyn bildirimlerinin yanı sıra aktigrafi ve polisomnografi gibi objektif ölçümleri de bir araya getirmiş; ADHD’li çocuklarda uykuya direnç, uykuya dalma güçlüğü, gece uyanmaları ve uyku sırasında daha fazla hareket gibi sorunların öne çıktığını göstermiştir.

Video Kayıtlarıyla Gece Hareketi

Konofal ve arkadaşlarının (2001) video analizine dayanan çalışması, bu konudaki öncü araştırmalardan biridir. Uyku boyunca kaydedilen görüntüler incelendiğinde, ADHD’li çocukların hem üst hem alt uzuvlarda daha sık ve daha uzun süreli hareketler yaptığı görülmüştür. Toplam hareket sayısı kontrol grubuna göre anlamlı ölçüde yüksek çıkmış, hareketsiz kalınan süreler ise daha kısa bulunmuştur. Başka bir deyişle, ADHD’li çocukların bedeni uykuda bile daha “huzursuzdur”.

Huzursuz Uyku Şikâyeti ile Huzursuz Uyku Bozukluğu Arasındaki Fark

Burada kavram karmaşasını önlemek için küçük bir not düşelim: Yukarıda bahsettiğimiz duygusal RSD (Reddedilme Duyarlılığı Disforisi) ile uyku tıbbındaki Restless Sleep Disorder (Huzursuz Uyku Bozukluğu) aynı kısaltmayı paylaşsa da tamamen farklı kavramlardır. Karışıklığı önlemek için ikincisine bu yazıda “Huzursuz Uyku Bozukluğu” diyeceğiz.

Kapoor, DelRosso ve arkadaşlarının (2021) Journal of Clinical Sleep Medicine’de yayımlanan çalışmasında 66 ADHD’li çocuk değerlendirilmiştir. Ebeveynlerin yüzde 81,1’i çocuklarında huzursuz uyku şikâyeti bildirmiştir; yani sık pozisyon değiştirme, yataktan düşme ya da çarşafları karıştırma çok yaygındır. Ancak Huzursuz Uyku Bozukluğu tanı ölçütlerini tam karşılayan çocukların oranı yalnızca yüzde 9,1’de kalmıştır.

Bu çalışmanın belki de en önemli bulgusu şudur: Huzursuz uykunun çoğu zaman ikincil olduğu, yani başka bir sorunun sonucu olarak ortaya çıktığı görülmüştür. Örneklemdeki çocukların önemli bir kısmında obstrüktif uyku apnesi, yaklaşık beşte birinde ise huzursuz bacaklar sendromu saptanmıştır. Ayrıca psikiyatrik eş tanılar ve ilaç kullanımı da huzursuzluğa katkıda bulunmaktadır. Buradaki klinik mesaj nettir: ADHD’li bir çocukta yoğun gece huzursuzluğu varsa, bunun “sadece ADHD” olduğu varsayılmadan önce horlama, nefes durması ve bacak şikâyetleri mutlaka sorgulanmalıdır.

Yetişkinlerde de Benzer Örüntü

Yetişkin ADHD’de de gece pozisyon değişiklikleri, uzuv hareketleri ve özellikle uykuya dalma güçlüğü sık görülmektedir. Aktigrafi çalışmaları, ADHD’li yetişkinlerin uykuya dalma süresinin (uyku latansı) uzadığını ve uyku öncesinde daha fazla hareket ettiğini göstermektedir. Bu durum birkaç mekanizmayla açıklanır:

  • Aşırı uyarılmışlık (hiperarousal): Sinir sistemi gece bile yeterince “kapanmaz”. Pek çok ADHD’li yetişkin bunu “beden yorgun ama zihin susmuyor” diye tarif eder. Düşünceler bir konudan ötekine atlarken kaslar da hafif aktif kalır ve küçük rahatsızlıklar bile hareketi tetikler.
  • Duyusal hassasiyet: Çarşafın dokusu, yastığın sıcaklığı, pijamanın etiketi ya da uzuvlardaki baskı hissi gibi sıradan uyaranlar, ADHD’li bireylerde daha kolay rahatsızlık yaratabilir ve pozisyon değiştirme ihtiyacı doğurur.
  • Dopamin ve norepinefrin regülasyonu: Hareket kontrolü ve gevşeme süreçlerini etkileyen bu sistemlerdeki farklılıklar, bedenin tamamen dinlenme moduna geçmesini zorlaştırabilir.
  • Sirkadiyen ritim gecikmesi: Van Veen ve arkadaşlarının (2010) çalışmasında, uykuya dalma güçlüğü çeken ADHD’li yetişkinlerde akşam melatonin salınımının başlama saatinin kontrollere göre yaklaşık 1,5 saat daha geç olduğu bulunmuştur. Yani bu kişilerin iç saati, fiilen daha geç bir saat dilimine ayarlıdır. Bijlenga ve arkadaşlarının (2019) derlemesi, gecikmiş uyku fazının yetişkin ADHD’de çok yaygın olduğunu vurgulamış ve sirkadiyen sistemin ADHD’nin patofizyolojisinde merkezi bir rol oynayabileceğini öne sürmüştür. Biyolojik saat henüz “gece” demiyorken yatağa giren kişi için yatak, uzun ve huzursuz bir bekleme salonuna dönüşür.
  • İlaç zamanlaması: Gün içinde alınan stimülan ilaçların etkisi akşam saatlerine uzanırsa uykuya dalmayı geciktirebilir; bazı kişilerde ise ilacın etkisi geçerken yaşanan “geri tepme” (rebound) huzursuzluğu artırabilir. Bu tür durumlar mutlaka tedaviyi yürüten hekimle konuşulmalıdır.

Yatak: Günün En Az Uyarımlı Ortamı

Bu noktada makalenin ikinci ve üçüncü bölümleri birleşir. Karanlık, sessiz, hareketsiz bir yatak, gün içindeki en düşük uyarımlı ortamdır. Uyarım açlığı çeken, beklemeye tahammülü düşük ve dinlenme ağı kolayca araya giren bir beyin için, uykunun gelmesini hareketsizce beklemek tam anlamıyla “can sıkıcı” bir görevdir. Bu nedenle ADHD’li bireylerde yatakta dönüp durma, telefonu elinden bırakamama ve zihnin gün içinde yaşanan olayları (özellikle duygusal olarak acı veren olayları) tekrar tekrar döndürmesi sık görülür. Yani gece huzursuzluğu, kısmen gece yaşanan bir can sıkıntısı ve duygusal ruminasyon olarak da okunabilir.

“Dinozor Elleri” ve Kendi Kendini Sakinleştirme Arayışı

Sosyal medyada son yıllarda popülerleşen bir iddia, bazı ADHD’li bireylerin uykuda “dinosaur hands” (dinozor elleri) olarak adlandırılan, kolların bükülüp ellerin göğse ya da yastığın altına sıkıştırıldığı pozisyonlarda uyuduğudur. Bu pozisyonun derin baskı ve duyusal girdi arayışını, yani bedenin kendi kendini sakinleştirme (self-soothing) çabasını yansıttığı öne sürülmektedir.

Ancak açık olmak gerekir: Bu iddiayı destekleyen akran denetimli bir çalışma bulunmamaktadır. Belirli bir uyku pozisyonunun ADHD’ye özgü olduğu ya da ADHD’nin işareti sayılabileceği yönünde bilimsel kanıt yoktur. Bununla birlikte, ADHD’li bazı bireylerin derin baskı hissinden (sıkıca sarılmak, ağır battaniye, yüzüstü yatmak) rahatlama bildirmesi, duyusal düzenleme farklılıklarıyla uyumlu bir klinik gözlemdir. Bu konuyu bir tanı ölçütü değil, kişisel bir duyusal tercih olarak değerlendirmek daha doğrudur.

Huzursuz Bacaklar Sendromu, Periyodik Uzuv Hareketleri ve Demir Bağlantısı

ADHD ile Huzursuz Bacaklar Sendromu (Restless Legs Syndrome – RLS) ve Uykuda Periyodik Uzuv Hareketleri (Periodic Limb Movements during Sleep – PLMS) arasında yüksek eş tanı oranları bildirilmiştir. RLS, özellikle akşam ve dinlenme sırasında bacaklarda karıncalanma, çekilme ya da tarif edilmesi zor rahatsız edici hisler ve bacakları hareket ettirme zorunluluğu yaratır; hareketle geçici olarak rahatlar. PLMS ise uyku sırasında düzenli aralıklarla tekrarlayan, çoğu zaman kişinin farkında olmadığı bacak hareketleridir.

Cortese ve arkadaşlarının (2005) derlemesine göre ADHD’li bireylerin yüzde 44’üne varan bir kısmında RLS ya da RLS belirtileri görülürken, RLS’li bireylerin yüzde 26’ya varan bir kısmında ADHD ya da ADHD belirtileri bulunmaktadır. Bu karşılıklı örtüşme tesadüf değildir; her iki durum da dopamin sistemiyle yakından ilişkilidir.

Bu tablonun belki de en pratik boyutu demirdir. Demir, dopamin sentezinde görev alan tirozin hidroksilaz enziminin çalışması için gerekli bir yardımcı faktördür. Konofal ve arkadaşlarının (2004) çalışmasında, ADHD’li çocukların yüzde 84’ünde demir depolarını gösteren serum ferritin düzeyi düşük bulunurken, bu oran kontrol grubunda yüzde 18 olarak saptanmıştır. Düşük ferritin, RLS’nin de iyi bilinen bir risk faktörüdür. Bu nedenle özellikle gece bacak huzursuzluğu tarif eden ADHD’li bireylerde hekim tarafından ferritin düzeyine bakılması akılcı bir adımdır. Ancak demir takviyesi, gereksiz ya da aşırı kullanımda zararlı olabileceğinden, mutlaka kan tahlili ve hekim kontrolüyle yapılmalıdır.

Son olarak şunu vurgulamak gerekir: Gece huzursuzluğunun tamamı bu bozukluklarla açıklanamaz. RLS ve PLMS’ye ek olarak genel motor hiperaktivite, aşırı uyarılmışlık ve sirkadiyen gecikme de bağımsız olarak katkıda bulunur.

Bölüm 4: Üç Alanın Ortak Nörobiyolojik Temelleri

Duygusal acıya düşük tolerans, can sıkıntısı yatkınlığı ve gece motor huzursuzluğu birbirinden kopuk fenomenler değildir. Aynı sistemin farklı saatlerde ve farklı durumlarda ortaya çıkan yüzleridir. Ortak mekanizmalar şunlardır:

  • Prefrontal korteks – limbik sistem dengesizliği: Duygusal ve motor dürtüleri frenleme kapasitesinin zayıf olması. Aynı “fren sistemi”, gündüz öfkeyi, gece ise yatakta dönme dürtüsünü durdurmakta zorlanır.
  • Dopamin ve norepinefrin disregülasyonu: Hem ödül-motivasyon sistemini (can sıkıntısı) hem uyarılma düzenlemesini (duygusal reaktivite) hem de hareket kontrolünü (gece huzursuzluğu) etkiler.
  • Uyarılma (arousal) düzenleme güçlüğü: ADHD’de sorun çoğu zaman “sürekli fazla” ya da “sürekli az” uyarılma değil, uyarılmayı duruma göre ayarlayamama şeklindedir. Sıkıcı bir derste beyin fazla düşük, gece yatakta ise fazla yüksek uyarılmada kalabilir.
  • Duyusal işleme farklılıkları: İçsel (kalp atışı, huzursuzluk hissi) ve dışsal (ses, doku, ışık) uyaranlara karşı eşiklerin düşük olması.
  • Sirkadiyen sistem farklılıkları: Geç kayan biyolojik saat, hem gece uykuyu hem de ertesi günün enerji ve duygu düzenini etkiler.

Kısır Döngü: Uyku Duyguyu, Duygu Uykuyu Bozar

Bu üç alan arasındaki belki de en önemli bağlantı, uykunun duygusal düzenleme üzerindeki etkisidir. Yoo ve arkadaşlarının (2007) çalışmasında, yalnızca bir gece uykusuz kalan sağlıklı gönüllülerde olumsuz görüntülere karşı amigdala tepkisinin yaklaşık yüzde 60 arttığı ve amigdala ile prefrontal korteks arasındaki işlevsel bağlantının zayıfladığı gösterilmiştir. Yani uykusuzluk, duygusal alarm sistemini güçlendirirken frenleri zayıflatır — bu, ADHD’deki duygusal düzenleme güçlüğünün mekanizmasının neredeyse aynısıdır.

Döngü şöyle işler:

  1. Sirkadiyen gecikme ve aşırı uyarılmışlık nedeniyle kişi geç ve huzursuz uyur.
  2. Yetersiz uyku ertesi gün duygusal reaktiviteyi artırır, dikkat ve çalışma belleğini zayıflatır.
  3. Zayıflayan dikkat can sıkıntısını, artan reaktivite ise duygusal acıyı yoğunlaştırır.
  4. Gün içinde biriken duygusal yük, çözülmemiş sıkıntılar ve akşam artan uyarım arayışı (ekranlar, geç saatte başlanan işler) uykuya geçişi daha da zorlaştırır.
  5. Ve döngü yeniden başlar.

Bu ortak temeller, ADHD’nin bazı araştırmacılar tarafından “24 saatlik bir durum” olarak tanımlanmasını destekler. Gündüz hiperaktivite, can sıkıntısı ve duygusal labilite olarak görünen tablo, gece huzursuz uyku ve uykuya dalma güçlüğü şeklinde devam eder.

Özet Tablo

AlanTemel BulguOlası MekanizmalarDestekleyici Yaklaşımlar
Duygusal acıya düşük toleransYetişkin ADHD’de yaklaşık %30–70 oranında duygusal düzenleme güçlüğü; engellenme karşısında görevi daha kolay bırakmaAmigdala reaktivitesi, zayıf prefrontal frenleme, dikkatin olumsuz duyguya kilitlenmesiDuygu düzenleme becerileri (DBT/BDT), duyguyu adlandırma, öz-şefkat, düzenli uyku
Can sıkıntısına aşırı duyarlılık18 çalışmalık meta-analizde r = 0.40; genç yetişkinlerde d ≈ 2.09Yüksek optimal uyarım eşiği, dopamin transfer eksikliği, gecikme kaçınması, DMN müdahalesiGörevleri parçalama, anlık ödüller, hareketle çalışma, düzenli egzersiz
Gece huzursuzluğuEbeveynlerin %81’i huzursuz uyku bildiriyor; ADHD’de RLS ve düşük ferritin sıkAşırı uyarılmışlık, gecikmiş melatonin, dopamin-demir ilişkisi, duyusal hassasiyetSabit uyku saatleri, sabah ışığı, akşam ekran azaltma, uyku apnesi ve ferritin değerlendirmesi

Bölüm 5: Klinik ve Pratik Çıkarımlar

Klinisyenler İçin


  1. Kapsamlı değerlendirme: ADHD değerlendirmesinde yalnızca dikkat ve hiperaktivite değil, duygusal düzenleme, can sıkıntısı yatkınlığı ve uyku kalitesi de sistematik olarak sorgulanmalıdır. Uyku değerlendirmesinde horlama/uyku apnesi, huzursuz bacak belirtileri ve gerekirse ferritin düzeyi göz önünde bulundurulmalıdır.
  2. Çok katmanlı tedavi: İlaç tedavisi dikkat ve motor belirtilerde belirgin iyileşme sağlasa da duygusal düzenleme ve uyku sorunlarını her zaman tamamen çözmez. Yetişkin ADHD’de bilişsel-davranışçı terapinin (Safren ve ark., 2010) ve diyalektik davranış terapisinden uyarlanmış beceri gruplarının (Hirvikoski ve ark., 2011) etkinliği randomize kontrollü çalışmalarla gösterilmiştir.
  3. Gündüz-gece bağlantısı: Uyku ve gündüz belirtileri ayrı ayrı değil, birlikte ele alınmalıdır. Kötü uyku, en iyi ayarlanmış tedavinin bile etkisini azaltabilir.
  4. Psiko-eğitim: Bireylerin “tembelim”, “aşırı duygusalım” ya da “disiplinsizim” gibi içselleştirilmiş suçluluk duygularını nörobiyolojik temellerle yeniden çerçevelemek, başlı başına güçlü bir müdahale adımıdır.

Duygusal Acıyla Başa Çıkmak İçin

  • Duyguyu adlandırın: Lieberman ve arkadaşlarının (2007) çalışması, bir duyguyu kelimelere dökmenin (“Şu an reddedilmiş ve utanmış hissediyorum”) amigdala aktivitesini azalttığını göstermiştir. Basit ama etkili bir ilk adımdır.
  • Tepki ile eylem arasına zaman koyun: Yoğun bir duygu dalgası sırasında önemli bir mesaj yazmamak, karar vermemek ve “bir gece uyuyup sonra bakmak” kuralı, duygusal dürtüselliğin zararını sınırlar.
  • Algıyı sınayın: Reddedilme hissi geldiğinde “Elimdeki kanıt ne? Başka bir açıklama olabilir mi?” sorusu, bilişsel-davranışçı yaklaşımın temel araçlarındandır.
  • Bedeni kullanın: Kısa bir yürüyüş, yüzü soğuk suyla yıkamak ya da yavaş ve uzun nefes vermek, fizyolojik uyarılmayı düşürmeye yardımcı olabilir.
  • Öz-şefkat geliştirin: Kendine yöneltilen sert eleştiri, duygusal acıyı ikiye katlar. “Beynim bu duyguyu daha yüksek sesle çalıyor, bu benim suçum değil” diye düşünmek, utancın yükünü hafifletir.

Can Sıkıntısını Yönetmek İçin

  • Görevleri parçalayın ve ödülü yakınlaştırın: Dopamin transfer eksikliği modeline göre uzak ödüller motive etmez. Büyük bir işi 15–25 dakikalık bölümlere ayırıp her bölümün sonuna küçük bir ödül koymak, beynin anlık ödül ihtiyacına uygun bir yapı sağlar.
  • Hareketi yasaklamayın, yönlendirin: Sarver ve arkadaşlarının bulgularıyla uyumlu olarak; ayakta çalışma masası, denge topu, stres topu ya da yürürken telefonla konuşmak gibi kontrollü hareketler odaklanmayı artırabilir.
  • Uyarımı “dozlayın”: Sıkıcı bir görevi arka planda müzik, beyaz gürültü ya da farklı bir ortamda (kafe, kütüphane) yapmak, optimal uyarım düzeyine ulaşmayı kolaylaştırabilir.
  • Düzenli egzersiz yapın: Cerrillo-Urbina ve arkadaşlarının (2015) meta-analizi, aerobik egzersizin ADHD’li çocuklarda dikkat, hiperaktivite ve bazı yürütücü işlevler üzerinde olumlu etkileri olduğunu göstermiştir. Egzersiz aynı zamanda gece uykusunu da destekler.
  • Sıkıntıyı fark edin: Can sıkıntısını “tehlike sinyali” olarak tanımak, onu dürtüsel bir davranışla (atıştırma, alışveriş, sonsuz kaydırma) bastırmak yerine bilinçli bir alternatif seçme fırsatı verir. Önceden hazırlanmış bir “sıkıntı menüsü” (5 dakikalık yürüyüş, kısa bir müzik, esneme) işe yarayabilir.

Gece Huzursuzluğu İçin

  • Uyku saatlerini sabitleyin: Hafta sonu dahil her gün aynı saatte kalkmak, sirkadiyen ritmi düzenlemenin en güçlü araçlarından biridir.
  • Işığı stratejik kullanın: Sabah uyanır uyanmaz gün ışığına çıkmak biyolojik saati öne çekmeye yardımcı olur; akşam saatlerinde parlak ışıklar ve ekranlar azaltılmalıdır.
  • Zihni boşaltın: Scullin ve arkadaşlarının (2018) çalışmasında, yatmadan önce birkaç dakika ertesi günün yapılacaklar listesini yazan katılımcıların daha hızlı uykuya daldığı bulunmuştur. Zihinde dönen düşünceleri kâğıda aktarmak, yataktaki ruminasyonu azaltabilir.
  • Uyumadan yatakta kıvranmayın: Uykusuzluk için bilişsel-davranışçı terapinin (BDT-U) temel ilkelerinden biri, yaklaşık 20 dakika içinde uyuyamıyorsanız yataktan kalkıp loş ışıkta sakin bir etkinlik yapmak ve uykunuz geldiğinde geri dönmektir. Böylece yatak, “huzursuzlukla bekleme yeri” olarak öğrenilmez.
  • Duyusal ortamı düzenleyin: Serin bir oda, rahatsız etmeyen kumaşlar ve karanlık ortam önemlidir. Ekholm ve arkadaşlarının (2020) randomize kontrollü çalışmasında, ADHD dahil çeşitli psikiyatrik bozukluğu olan hastalarda ağır (zincirli) battaniye kullanımının uykusuzluk şiddetini azalttığı gösterilmiştir.
  • Tıbbi nedenleri dışlayın: Horlama, uykuda nefes durması, bacaklarda rahatsız edici hisler varsa hekime başvurun. Melatonin ve ilaç zamanlaması gibi konular, doz ve zamanlama kritik olduğundan, mutlaka hekimle birlikte planlanmalıdır.

Ne zaman profesyonel destek almalı? Duygusal acı haftalarca süren bir çökkünlüğe, umutsuzluğa ya da kendine zarar verme düşüncelerine dönüşüyorsa; uyku sorunları günlük işlevselliği ciddi biçimde bozuyorsa ya da can sıkıntısı madde kullanımı gibi riskli davranışlara yol açıyorsa, vakit kaybetmeden bir ruh sağlığı uzmanına başvurun. Acil durumlarda 112’yi arayabilirsiniz.

Sonuç

ADHD’li bireylerde duygusal (manevi) acıya karşı daha düşük tolerans, hareketsizlikten kaynaklanan yoğun can sıkıntısı ve yatakta bir pozisyonda kalmaya düşük tolerans ile birlikte artmış gece dönme-huzursuzluk eğilimi, giderek büyüyen bilimsel kanıtlarla desteklenen gerçek fenomenlerdir. Bu özellikler, ADHD’nin yalnızca bir dikkat ve motor hiperaktivite bozukluğu olmadığını; duygusal, uyarılma, ödül, duyusal ve sirkadiyen düzenleme sistemlerini de kapsayan çok boyutlu bir nörogelişimsel durum olduğunu göstermektedir.

Kanıtların gücü alandan alana değişmektedir. Duygusal düzenleme güçlüğü ve ADHD-can sıkıntısı ilişkisi meta-analizlerle sağlam biçimde desteklenirken; gece motor huzursuzluğu objektif ölçümlerle gösterilmiş, ancak nedenleri (uyku apnesi, RLS, sirkadiyen gecikme, aşırı uyarılmışlık) kişiden kişiye farklılık göstermektedir. RSD ya da belirli uyku pozisyonları gibi popüler kavramlar ise değerli klinik gözlemler sunsa da henüz güçlü araştırma desteğinden yoksundur.

Gelecekteki araştırmaların, bu üç alanı birlikte inceleyen boylamsal ve çok yöntemli (davranışsal + nörogörüntüleme + fizyolojik + aktigrafik) tasarımlarla ilerlemesi, hem teorik anlayışımızı hem de kişiye özel müdahale seçeneklerini güçlendirecektir.

Belki de en önemli mesaj şudur: ADHD’li bireylerin yaşadığı bu zorluklar bir “karakter zayıflığı” değil, beyin işleyişindeki sistematik farklılıklardır. “Neden bu kadar alınganım?”, “Neden beş dakika oturamıyorum?”, “Neden herkes uyurken ben tavanı seyrediyorum?” sorularının cevabı tembellikte ya da iradesizlikte değil, nörobiyolojide yatmaktadır. Bu farkındalık, suçluluğun yerini anlayışa, çaresizliğin yerini ise işe yarayan stratejilere bırakmanın ilk adımıdır.

Kaynakça

Duygusal Düzenleme ve Frustrasyon Toleransı


American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (5th ed.; DSM-5). American Psychiatric Publishing.

Barkley, R. A., & Fischer, M. (2010). The unique contribution of emotional impulsiveness to impairment in major life activities in hyperactive children as adults. Journal of the American Academy of Child & Adolescent Psychiatry, 49(5), 503–513.

Eisenberger, N. I., Lieberman, M. D., & Williams, K. D. (2003). Does rejection hurt? An fMRI study of social exclusion. Science, 302(5643), 290–292.

Faraone, S. V., Rostain, A. L., Blader, J., et al. (2019). Practitioner Review: Emotional dysregulation in attention-deficit/hyperactivity disorder – implications for clinical recognition and intervention. Journal of Child Psychology and Psychiatry, 60(2), 133–150.

Faraone, S. V., et al. (2021). The World Federation of ADHD International Consensus Statement: 208 evidence-based conclusions about the disorder. Neuroscience & Biobehavioral Reviews, 128, 789–818.

Graziano, P. A., & Garcia, A. (2016). Attention-deficit hyperactivity disorder and children’s emotion dysregulation: A meta-analysis. Clinical Psychology Review, 46, 106–123.

Lieberman, M. D., Eisenberger, N. I., Crockett, M. J., et al. (2007). Putting feelings into words: Affect labeling disrupts amygdala activity in response to affective stimuli. Psychological Science, 18(5), 421–428.

Moukhtarian, T. R., Cooper, R. E., Vassos, E., Moran, P., & Asherson, P. (2017). Effects of stimulants and atomoxetine on emotional lability in adults: A systematic review and meta-analysis. European Psychiatry, 44, 198–207.

Seymour, K. E., Chronis-Tuscano, A., Halldorsdottir, T., et al. (2012). Emotion regulation mediates the relationship between ADHD and depressive symptoms in youth. Journal of Abnormal Child Psychology, 40(4), 595–606.

Seymour, K. E., Macatee, R., & Chronis-Tuscano, A. (2019). Frustration tolerance in youth with ADHD. Journal of Attention Disorders, 23(11), 1229–1239.

Shaw, P., Stringaris, A., Nigg, J., & Leibenluft, E. (2014). Emotion dysregulation in attention deficit hyperactivity disorder. American Journal of Psychiatry, 171(3), 276–293.

Soler-Gutiérrez, A. M., Pérez-González, J. C., & Mayas, J. (2023). Evidence of emotion dysregulation as a core symptom of adult ADHD: A systematic review. PLoS ONE, 18(1), e0280131.

Can Sıkıntısı, Uyarılma ve Ödül Sistemi

Eastwood, J. D., Frischen, A., Fenske, M. J., & Smilek, D. (2012). The unengaged mind: Defining boredom in terms of attention. Perspectives on Psychological Science, 7(5), 482–495.

Merrifield, C., & Danckert, J. (2014). Characterizing the psychophysiological signature of boredom. Experimental Brain Research, 232(2), 481–491.

Muris, P., Otgaar, H., & Donkers, F. (2026). The Boredom-ADHD Nexus: A Narrative and Meta-Analytic Review of the Evidence. Clinical Child and Family Psychology Review, 29(3), 432–451.

Orban, S. A., Blessing, J. S., Sandone, M. K., Conness, B., & Santer, J. (2026). Why are individuals with ADHD more prone to boredom? Examining attention control and working memory as mediators of boredom in young adults with ADHD traits. Journal of Attention Disorders.

Sarver, D. E., Rapport, M. D., Kofler, M. J., Raiker, J. S., & Friedman, L. M. (2015). Hyperactivity in attention-deficit/hyperactivity disorder (ADHD): Impairing deficit or compensatory behavior? Journal of Abnormal Child Psychology, 43(7), 1219–1232.

Sikström, S., & Söderlund, G. (2007). Stimulus-dependent dopamine release in attention-deficit/hyperactivity disorder. Psychological Review, 114(4), 1047–1075.

Sonuga-Barke, E. J. S. (2002). Psychological heterogeneity in AD/HD – a dual pathway model of behaviour and cognition. Behavioural Brain Research, 130(1–2), 29–36.

Sonuga-Barke, E. J. S., & Castellanos, F. X. (2007). Spontaneous attentional fluctuations in impaired states and pathological conditions: A neurobiological hypothesis. Neuroscience & Biobehavioral Reviews, 31(7), 977–986.

Tripp, G., & Wickens, J. R. (2008). Dopamine transfer deficit: A neurobiological theory of altered reinforcement mechanisms in ADHD. Journal of Child Psychology and Psychiatry, 49(7), 691–704.

Wilson, T. D., Reinhard, D. A., Westgate, E. C., et al. (2014). Just think: The challenges of the disengaged mind. Science, 345(6192), 75–77.

Zentall, S. S., & Zentall, T. R. (1983). Optimal stimulation: A model of disordered activity and performance in normal and deviant children. Psychological Bulletin, 94(3), 446–471.

Uyku, Sirkadiyen Ritim ve Gece Huzursuzluğu

Bijlenga, D., Vollebregt, M. A., Kooij, J. J. S., & Arns, M. (2019). The role of the circadian system in the etiology and pathophysiology of ADHD: Time to redefine ADHD? ADHD Attention Deficit and Hyperactivity Disorders, 11(1), 5–19.

Cortese, S., Konofal, E., Lecendreux, M., et al. (2005). Restless legs syndrome and attention-deficit/hyperactivity disorder: A review of the literature. Sleep, 28(8), 1007–1013.

Cortese, S., Faraone, S. V., Konofal, E., & Lecendreux, M. (2009). Sleep in children with attention-deficit/hyperactivity disorder: Meta-analysis of subjective and objective studies. Journal of the American Academy of Child & Adolescent Psychiatry, 48(9), 894–908.

Ekholm, B., Spulber, S., & Adler, M. (2020). A randomized controlled study of weighted chain blankets for insomnia in psychiatric disorders. Journal of Clinical Sleep Medicine, 16(9), 1567–1577.

Kapoor, V., Ferri, R., Stein, M. A., Ruth, C., Reed, J., & DelRosso, L. M. (2021). Restless sleep disorder in children with attention-deficit/hyperactivity disorder. Journal of Clinical Sleep Medicine, 17(4), 639–643.

Konofal, E., Lecendreux, M., Bouvard, M. P., & Mouren-Siméoni, M. C. (2001). High levels of nocturnal activity in children with attention-deficit hyperactivity disorder: A video analysis. Psychiatry and Clinical Neurosciences, 55(2), 97–103.

Konofal, E., Lecendreux, M., Arnulf, I., & Mouren, M. C. (2004). Iron deficiency in children with attention-deficit/hyperactivity disorder. Archives of Pediatrics & Adolescent Medicine, 158(12), 1113–1115.

Scullin, M. K., Krueger, M. L., Ballard, H. K., Pruett, N., & Bliwise, D. L. (2018). The effects of bedtime writing on difficulty falling asleep: A polysomnographic study comparing to-do lists and completed activity lists. Journal of Experimental Psychology: General, 147(1), 139–146.

Van Veen, M. M., Kooij, J. J. S., Boonstra, A. M., Gordijn, M. C. M., & Van Someren, E. J. W. (2010). Delayed circadian rhythm in adults with attention-deficit/hyperactivity disorder and chronic sleep-onset insomnia. Biological Psychiatry, 67(11), 1091–1096.

Yoo, S. S., Gujar, N., Hu, P., Jolesz, F. A., & Walker, M. P. (2007). The human emotional brain without sleep – a prefrontal amygdala disconnect. Current Biology, 17(20), R877–R878.

Tedavi ve Müdahale

Cerrillo-Urbina, A. J., García-Hermoso, A., Sánchez-López, M., et al. (2015). The effects of physical exercise in children with attention deficit hyperactivity disorder: A systematic review and meta-analysis of randomized control trials. Child: Care, Health and Development, 41(6), 779–788.

Hirvikoski, T., Waaler, E., Alfredsson, J., et al. (2011). Reduced ADHD symptoms in adults with ADHD after structured skills training group: Results from a randomized controlled trial. Behaviour Research and Therapy, 49(3), 175–185.

Safren, S. A., Sprich, S., Mimiaga, M. J., et al. (2010). Cognitive behavioral therapy vs relaxation with educational support for medication-treated adults with ADHD and persistent symptoms: A randomized controlled trial. JAMA, 304(8), 875–880.

Ek olarak NICE NG87 (ADHD: tanı ve yönetim) kılavuzu ile American Academy of Sleep Medicine’in uyku bozukluklarına ilişkin klinik yayınları da bu derlemede göz önünde bulundurulmuştur.

Bu yazı, bilgeyolcu.com okurları için bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve tıbbi tavsiye niteliği taşımaz.
 
Son düzenleme:
Kişiselleştirme

Tema editörü

Ayarlar Renkler

  • Mobil kullanıcılar bu fonksiyonları kullanamaz.

    Alternatif header

    Farklı bir görünüm için alternatif header yapısını kolayca seçebilirsiniz.

    Görünüm Modu Seçimi

    Tam ekran ve dar ekran modları arasında geçiş yapın.

    Izgara Görünümü

    Izgara modu ile içerikleri kolayca inceleyin ve düzenli bir görünüm elde edin.

    Resimli Izgara Modu

    Arka plan görselleriyle içeriğinizi düzenli ve görsel olarak zengin bir şekilde görüntüleyin.

    Yan Paneli Kapat

    Yan paneli gizleyerek daha geniş bir çalışma alanı oluşturun.

    Sabit Yan Panel

    Yan paneli sabitleyerek sürekli erişim sağlayın ve içeriğinizi kolayca yönetin.

    Box görünüm

    Temanızın yanlarına box tarzı bir çerçeve ekleyebilir veya mevcut çerçeveyi kaldırabilirsiniz. 1300px üstü çözünürler için geçerlidir.

    Köşe Yuvarlama Kontrolü

    Köşe yuvarlama efektini açıp kapatarak görünümü dilediğiniz gibi özelleştirin.

  • Renginizi seçin

    Tarzınızı yansıtan rengi belirleyin ve estetik uyumu sağlayın.

Geri