Makale Bilime En Çok Katkıda Bulunan Ülkeler

"Bilime en çok katkı yapan ülke hangisi?" sorusunun ilk akla gelen yanıtı çoğu zaman hazırdır: Amerika Birleşik Devletleri. Nobel törenlerinde adı en sık geçen üniversiteler, ders kitaplarındaki pek çok buluş ve dünyanın en bilinen laboratuvarları bu yanıtı doğruluyor gibi görünür. Ama soru göründüğü kadar basit değildir. "Katkı"nın neyle ölçüldüğüne ve hangi döneme bakıldığına göre bambaşka listeler ortaya çıkar; üstelik bir buluşu hangi ülkenin hanesine yazacağımız bile her zaman açık değildir.

Bu yazı üç soruya yanıt arıyor. Bilimsel katkıyı hangi göstergelerle ölçüyoruz? Modern bilimin merkezi tarih boyunca nasıl yer değiştirdi ve bu kaymada 1930'larda Almanya'dan kaçan bilim insanlarının payı neydi? Bugün en fazla bilimsel çalışma hangi ülkelerde ve hangi üniversitelerde yapılıyor? Kısa yanıt şöyle: Modern bilimin merkezi 20. yüzyıla kadar Avrupa'daydı ve Almanya bu merkezin başında geliyordu; 20. yüzyılda ise en büyük katkıyı açık farkla ABD yaptı. Nobel verilerinde ABD'yi İngiltere, Almanya ve Fransa izler. ABD'nin bu konumu büyük ölçüde başka ülkelerde yetişmiş bilim insanlarını çekmesiyle kuruldu. Bugün ise yayın hacminde ve birçok nitelik göstergesinde Çin öne geçmiş durumda; en üst düzeydeki tanınmada ise ABD hâlâ önde.

Bir kapsam notunu baştan söylemek gerekir. Antik Yunan'dan İslam dünyasının bilim merkezlerine, Çin'den Hindistan'a uzanan eski katkılar bilimin tarihinde önemli bir yer tutar. Ancak bu yazıda kullanılan göstergeler, yani bilimsel makale, atıf, Nobel ödülü, araştırma harcaması ve patent, ancak son bir iki yüzyılı karşılaştırılabilir biçimde ölçebilir. Bu nedenle "tüm zamanlar" ifadesi burada, verinin olduğu modern bilim çağını anlatıyor.

Bilime Katkı Neyle Ölçülür?

Bir ülkenin bilime katkısını ölçmek, bir şehrin mutfağını değerlendirmeye benzer. Varsayımsal bir örnek düşünelim: Bir şehirde günde en çok yemek çıkaran lokantalar mı, yoksa en çok övülen tabakları hazırlayanlar mı o şehrin mutfağını daha iyi temsil eder? İkisi de bir şey söyler, ama aynı şeyi söylemez. Bilimde de durum böyledir: hacmi ölçen göstergelerle etkiyi ve niteliği ölçen göstergeler farklı ülkeleri öne çıkarabilir.

En yaygın gösterge bilimsel yayın sayısıdır, yani hakemli dergilerde yayımlanan makalelerin sayısı. Hakemli dergi, makalelerin yayımlanmadan önce aynı alandan bilim insanlarınca değerlendirildiği dergidir. Bir makalenin birden fazla ülkeden yazarı olduğunda bazı veri tabanları makaleyi her ülkeye tam olarak sayar, bazıları ise payı ülkeler arasında böler. Bu nedenle aynı yıl için bile ülke sıralamaları kullanılan yönteme göre değişebilir.

İkinci gösterge atıftır, yani bir makalenin başka çalışmalarda kaynak gösterilme sayısı. Alanında en çok atıf alan yüzde 1'lik ya da yüzde 10'luk dilime giren makaleler, iz bırakan araştırmaların kaba bir göstergesi sayılır. Nature Index ise farklı bir yol izler: Seçilmiş 178 yüksek nitelikli dergi ve yayındaki çıktıyı esas alır ve bunu ülke büyüklüğüne göre düzeltmez (Nature Index, 2026).

Üçüncü grup göstergeler bilime ayrılan kaynağı ve bilimin teknolojiye dönüşmesini ölçer. Ar-Ge harcaması, bir ülkenin araştırma ve geliştirmeye ne kadar para ayırdığını gösterir. Patent ise bir buluşun belli bir süre başkalarınca izinsiz kullanılmasını engelleyen hukuki korumadır; başvuru sayıları, bilginin buluşa ne ölçüde dönüştüğüne dair bir ipucu verir. Son olarak Nobel gibi büyük ödüller, zamanın sınavından geçmiş keşifleri ölçer. Ancak keşiften yıllar sonra verilebildikleri için bugünden çok geçmişi yansıtırlar.

Aşağıdaki tablo bu göstergeleri ve son verilerde hangi ülkenin önde olduğunu özetliyor. Tablodaki bilgiler, yazının ilerleyen bölümlerinde kaynaklarıyla birlikte ayrıntılı olarak ele alınıyor.

GöstergeNeyi ölçer?Son verilerde öndeDikkat edilecek sınır
Yayın sayısıÜretilen makale hacmiÇin (2023)Tek başına nitelik ve etki hakkında bilgi vermez.
Çok atıf alan makalelerAlanında iz bırakan çalışmalarÇin (2022–2024 ortalaması)Sayım yöntemine ve makale başına mı toplam mı bakıldığına göre sonuç değişir.
Nature IndexSeçkin dergilerdeki çıktıÇin (2025)Ülke büyüklüğüne göre düzeltilmemiştir.
Çok atıf alan araştırmacılarAlanını en çok etkileyen bilim insanlarıABD (2025)Küçük ve seçkin bir grubu ölçer.
Ar-Ge harcamasıAraştırmaya ayrılan kaynakABD (2022)Harcamanın ne kadar verimli kullanıldığını göstermez.
Patent başvurusuBilginin buluşa dönüşmesiÇin (2024)Başvuru sayısı buluşların önemini göstermez.
Bilim NobelleriKalıcı önemdeki keşiflerABD (20. yüzyıl)Geçmişe bakar ve çok az sayıda kişiyi ölçer.

Tablonun en önemli dersi şudur: "En çok katkı yapan ülke" sorusunun tek bir doğru yanıtı yoktur, ama her gösterge için açık bir yanıt vardır. Bu yüzden soruyu iki parçaya ayırmak gerekir: Tarih boyunca bilimin kalıcı kazanımlarına en çok kim katkı yaptı ve bugün bilimsel üretimin ağırlık merkezi nerede?

Tarihten Bugüne: Bilimin Merkezi Nasıl Yer Değiştirdi?

Bilimin bir "merkezi" olduğu ve bu merkezin zamanla yer değiştirdiği fikri yeni değildir. Japon bilim tarihçisi Mitsutomo Yuasa 1962'de, dünya biliminin merkezinin tarih boyunca belirli döngülerle bir ülkeden ötekine geçtiğini ileri sürdü. Yu Xie'nin özetlediğine göre bu merkez önce Avrupa ülkeleri arasında dolaştı, ardından ABD'ye geçti. Yuasa, 1920'de başlayan Amerikan bilimsel üstünlüğünün 2000 civarında sona ereceğini de öngörmüştü; Xie'ye göre bu öngörü tutmadı (Xie, 2014). Yine de bilimin merkezinin kalıcı olmadığı fikri bugün Çin'in yükselişiyle yeniden tartışılıyor.

Bu kaymayı somut olarak izlemenin bir yolu Nobel ödüllülerinin kariyerlerine bakmaktır. Heinze ve Fuchs (2022), 1901–2000 arasında fizik, kimya ve tıp alanlarında Nobel alan 624 kişinin kariyerlerini inceledi. Her ödüllü için üç durağı kaydettiler: en yüksek akademik derecesini nerede aldığı, ödüllü çalışmasını nerede yürüttüğü ve ödülü aldığında nerede çalıştığı. Dört ülkenin payı belirgin biçimde öne çıkıyordu: 1.578 kariyer olayının 729'u ABD'de, 243'ü İngiltere'de, 178'i Almanya'da ve 79'u Fransa'da geçiyordu. 20. yüzyılın en büyük bilimsel ödülleri söz konusu olduğunda ABD'nin üstünlüğü açıktır; 1941–1960 döneminden itibaren verilerdeki gözlemlerin kabaca yarısı ABD'ye aittir.

Aynı çalışmanın daha az bilinen bir bulgusu ise bu üstünlüğün nasıl kurulduğunu gösterir. Yüzyıl boyunca ABD, ödüllü araştırmanın yapıldığı ve ödül anında çalışılan yer olarak giderek öne çıktı; buna karşılık geleceğin ödüllülerini yetiştirdiği yer olarak payı göreli biçimde azaldı. Almanya'da ise eğilim neredeyse tersineydi: Yetiştirme payı arttı, ama bilim insanlarını kariyerlerinin sonraki aşamalarında tutma gücü, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında zayıfladı. Yazarlar ABD'nin 1920'lere gelindiğinde Almanya'nın yerini dünya bilim merkezi olarak aldığını belirten önceki çalışmalara dayanır ve Nazi döneminde Yahudi bilim insanlarının Almanya'dan ABD'ye göçünün bu kaymayı hızlandırdığını vurgular (Heinze ve Fuchs, 2022). Kısacası Almanya yetiştirmeye devam etti, ABD ise yetişmiş olanı çekmekte ustalaştı.

Bu ilişkinin kökleri 1933'ten de eskidir. 1876'da kurulan Johns Hopkins Üniversitesi, Almanya'nın en eski üniversitesi olan Heidelberg'den ve Alman eğitim ideallerinden ilham almıştı; üniversite bu ilişkinin modern Amerikan yükseköğretimini biçimlendirdiğini vurgular (Johns Hopkins University, 2025). Yani Amerikan bilimi, Almanya'yı geride bırakmadan önce onun üniversite anlayışından beslenmişti. 1930'larda yaşanan ise bir modelin kopyalanmasından çok daha fazlasıydı: Bilim insanlarının kendisi Atlantik'i geçti.

1933: Almanya'nın Kaybı, Amerika'nın Kazancı

Bir yasa ve bir göç dalgası

Hitler'in başbakan olmasından iki ay sonra, 7 Nisan 1933'te Almanya'da "Meslekten Memurluğun Yeniden Kurulması Yasası" çıkarıldı. Yasa, en az bir Yahudi büyükanne ya da büyükbabası olan veya Nazi Partisi'ne siyasi muhalif sayılan devlet görevlilerinin işten çıkarılmasını öngörüyordu. Öğretmenler, yargıçlar ve polislerin yanı sıra önde gelen üniversitelerdeki akademisyenler de bu yasayla işlerini kaybetti (Grant, 2018). Yasanın kapsamına üniversiteler de girdiği için bilim dünyası doğrudan etkilendi.

Ne kadar bilim insanının etkilendiğine dair kaynaklar farklı tanımlarla farklı sayılar verir. Andic ve Reisman (2007), 1933–1934 yıllarında Almanya'nın yaklaşık 1.200 bilim insanını kurumlarından uzaklaştırdığını ve bunların yaklaşık 650'sinin göç edebildiğini aktarır. 1936'da hazırlanan "Yerinden Edilmiş Alman Akademisyenler Listesi" ise farklı alanlardan yaklaşık 1.800 isim içeriyordu. Physics Today'de bu listedeki fizikçilerin izini süren Andrew Grant, hakkında veri bulduğu 126 fizikçiden 30'unun ABD'deki kurumlara, yaklaşık 36'sının İngiltere'ye gittiğini, geri kalanların ise Kudüs'ten Kanada'ya ve Türkiye'ye kadar farklı ülkelere dağıldığını gösterdi. Kurtarma örgütleri de büyük rol oynadı: İngiltere'deki Bilim ve Öğrenimi Koruma Derneği 2.500'den fazla akademisyene yardım etti, ABD'deki Acil Durum Komitesi ise 300'den fazla akademisyeni kurtardı (Grant, 2018).

Amerika'ya gelenler

Bu göçün en bilinen yüzü Albert Einstein'dır. Princeton'daki İleri Araştırmalar Enstitüsü 2 Ekim 1933'te açıldığında Einstein enstitünün kurucu öğretim üyeleri arasındaydı ve aynı ay içinde Avrupa'dan gelecekti (Batterson, 2008). Ama Einstein, göçün yalnızca görünen kısmıydı. Grant'in listesindeki fizikçiler arasında Hans Bethe, Felix Bloch, Max Born, James Franck, Lise Meitner, Erwin Schrödinger, Otto Stern, Leo Szilard, Edward Teller, Victor Weisskopf ve Eugene Wigner gibi isimler yer alır. Bu kişilerin hepsi ABD'ye gitmedi; Grant'in izini sürdüğü fizikçilerin yaklaşık dörtte biri ABD'deki kurumlara yerleşti. Listedeki fizikçilerin birçoğu daha sonra Manhattan Projesi'ne, yani ilk atom bombasını geliştiren programa katkıda bulundu (Grant, 2018).

Ödül listeleri de bu göçün izini taşır. Einstein, Franck ve Schrödinger Almanya'dan ayrıldıklarında zaten Nobel ödüllüydü; yerinden edilen fizikçilerden beşi ise ödülü daha sonra kazandı (Grant, 2018). ABD adına fizik Nobeli kazanan Felix Bloch, Emilio Segrè, Maria Mayer ve Eugene Wigner, 1930'larda Avrupa'dan gelmiş bilim insanlarıydı (NFAP, 2025). Etki bir sonraki kuşağa da uzandı: Arno Penzias (1978), Jack Steinberger (1988) ve Rainer Weiss (2017), savaş öncesi Almanya'da doğup çocukken ABD'ye göç etmiş fizik Nobeli sahipleridir (Grant, 2018). Burada bir ayrıntıya dikkat etmek gerekir: "Alman göçmenler" diye anılan grubun önemli kısmı, Almanya'dan dışlanan Yahudi bilim insanlarıydı; bu dalgayla gelenlerin bir kısmı ise Almanya dışında doğmuş, Hitler ve Mussolini dönemlerinde Avrupa'nın farklı ülkelerinden kaçmış kişilerdi (NFAP, 2025).

Göçün etkisi ölçülebilir mi?

Bir göç dalgasının bilime etkisini ölçmek zordur, çünkü göçmenlerin gittiği yerde zaten güçlü olan alanlarda çalışmış olmaları mümkündür. İktisatçılar Petra Moser, Alessandra Voena ve Fabian Waldinger bu sorunu kimya alanında ilginç bir karşılaştırmayla ele aldı. ABD'li mucitlerin patent sayılarını, göçmen kimyacıların çalıştığı alanlarda ve diğer Alman kimyacıların alanlarında karşılaştırdılar. Ayrıca hangi alanların göçten etkileneceğini, 1933'te işten atılan kimyacıların daha önce çalıştığı alanlara bakarak belirlediler; böylece sonucu, göçmenlerin zaten gelişen alanları seçmesine bağlama olasılığını azaltmaya çalıştılar. Sonuç çarpıcıydı: göçmenlerin alanlarında ABD'li mucitlerin patent sayısı yüzde 31 arttı. Yazarlara göre etkinin büyük kısmı, göçmenlerin mevcut araştırmacıları daha üretken kılmasından değil, bu alanlara yeni araştırmacılar çekmesinden kaynaklanıyordu (Moser, Voena ve Waldinger, 2014).

Madalyonun öteki yüzünde Almanya'nın kaybı vardı. Grant'in aktardığı bir çalışmaya göre Alman üniversitelerinden atılan fizikçiler, fizikçilerin yaklaşık yüzde 15'iydi; ama Alman fiziğinin aldığı atıfların yüzde 64'ü bu kişilere aitti (Grant, 2018). Kayıp yalnızca o kuşakla sınırlı da kalmadı. Waldinger (2010), matematik profesörlerinin ihracını bir tür doğal deney olarak kullanarak öğretim üyesi niteliğinin doktora öğrencilerinin geleceğini ne ölçüde etkilediğini inceledi. Bulgusuna göre bir bölümdeki hocaların niteliği belirgin biçimde yükseldiğinde (istatistik diliyle bir standart sapma kadar), tezin üst düzey bir dergide yayımlanma olasılığı 13 puan, öğrencinin ileride profesör olma olasılığı 10 puan artıyordu. Başka bir deyişle iyi hocaları kaybeden bir bilim sistemi, bir sonraki kuşağın niteliğini de riske atar.

Az bilinen bir durak: İstanbul

1933 göçünün Türkiye ile de doğrudan bir bağı vardır. Patolog Philipp Schwartz, Mart 1933'te zulme uğrayan Alman akademisyenlere yurt dışında iş bulmak için Yurt Dışındaki Alman Bilim İnsanları Yardım Derneği'ni (Notgemeinschaft) kurdu. Türk hükümeti bu dernekle iş birliği yaptı ve İstanbul'daki profesörlükler onun üyeleriyle dolduruldu. Sözleşmeler genellikle beş yıllıktı ve bu sürenin sonunda Türk öğrencilerin hocalarının yerini alması bekleniyordu. 1 Ağustos 1933'te kurulan İstanbul Üniversitesi aynı yılın kasım ayında öğrenci kabul etmeye başladı; eski Darülfünun'un 240 öğretim üyesinden 157'si görevden alınmıştı (Andic ve Reisman, 2007).

Sebastian Willert'in aktardığına göre üniversite 27 Türk ve 38 yabancı profesörle açıldı ve ilk aylarda 85 mülteci profesör, enstitü yöneticisi ya da bakanlık danışmanı olarak atandı. Türkiye 1933–1945 arasında Almanca konuşan yaklaşık 800 uzmana ev sahipliği yaptı; bunların çoğu kısa bir süre kalıp İngiltere ya da ABD'deki kurumlara geçti (Willert, 2026). Andic ve Reisman ise Türk girişimiyle kurtarılan önde gelen aydın sayısını yaklaşık 190 olarak verir. İki sayı arasındaki fark, birinin önde gelen akademisyenleri, ötekinin ise daha geniş bir uzman grubunu saymasından kaynaklanıyor görünüyor.

İstanbul'un bu hikâyedeki yerini en iyi gösteren örneklerden biri matematikçi Richard von Mises'tir. Berlin Üniversitesi'nde 1920'den itibaren Uygulamalı Matematik Enstitüsü'nü yöneten von Mises, 1933'te İstanbul Üniversitesi'nde kürsü ve matematik enstitüsünün yönetimini kabul etti. 1939'da ABD'ye geçti ve Harvard'da önce öğretim görevlisi, sonra doçent oldu; 1944'ten itibaren aerodinamik ve uygulamalı matematik profesörü olarak çalıştı (Märker, 1994). İstanbul, bazı bilim insanları için bir sığınak, bazıları için ise Amerika yolunda bir durak oldu; 1933 üniversite reformu da bu göçle iç içe şekillendi.

Göçmenler Olmadan Amerikan Bilimi Düşünülebilir mi?

1930'lardaki göç bir istisna değil, ABD'nin bilimsel gücünün kalıcı bir özelliğinin ilk büyük örneğiydi. Ulusal Amerikan Politikası Vakfı'nın (NFAP) derlemesine göre 1901'den bu yana ABD adına kimya, tıp ve fizik Nobeli kazanan 329 kişiden 118'i, yani yaklaşık yüzde 36'sı göçmendir. 2000'den bu yana bu oran yüzde 40'a çıkar: 120 ödüllüden 48'i başka bir ülkede doğmuştur. Fizikte son çeyrek yüzyılda bu oran yüzde 45'tir (NFAP, 2025). Hesaplamada ilginç bir ayrıntı da vardır: Einstein, Fermi ve Bohr gibi ABD'ye ödülü aldıktan sonra gelenler bu sayılara dahil edilmemiştir.

Ödül sahiplerinin dışında da tablo benzerdir. Xie (2014), ABD'de çalışan bilim insanlarının dörtte birinden fazlasının göçmen olduğunu, bu oranın 1960'ta yüzde 7 olduğunu ve fen doktoralarının neredeyse yarısının geçici oturum izniyle ülkede bulunanlara verildiğini aktarır. Xie aynı yazıda, yabancı öğrencilerin azalması ya da mezunların ülkelerine dönmesi durumunda ABD'nin ekonomisini ve güvenliğini etkileyecek bir bilim insanı açığıyla karşılaşabileceği uyarısında bulunur.

Bu örüntü 2026 Nobel ödüllerinde de görüldü. 6 Ekim 2026'da fizik ödülü, IceCube Nötrino Gözlemevi'ne yaptığı belirleyici katkılar ve astrofiziksel kökenli yüksek enerjili nötrinoların keşfi nedeniyle Francis Halzen'e verildi (Reuters, 2026a). Belçika'nın Tienen kentinde doğan Halzen, Wisconsin–Madison Üniversitesi'nde profesördür ve ABD vatandaşıdır (AFP, 2026). Bir gün önce açıklanan tıp ödülünü ise "sinir hücreleri için moleküler bir anahtarın keşfi" nedeniyle Stanford Üniversitesi'nden ABD'li Karl Deisseroth ile Almanlar Peter Hegemann (Berlin Humboldt Üniversitesi) ve Georg Nagel (Würzburg Üniversitesi) paylaştı. Optogenetik adı verilen bu yöntem, ışık kullanarak sinir sinyallerini denetlemeyi ve böylece beynin nasıl çalıştığını incelemeyi mümkün kıldı (Al Jazeera, 2026). Kimya ödülü ise asimetrik organik sentezdeki doğrusal olmayan etkiler ve otokatalizin keşfi için Fransa'daki Paris-Sud Üniversitesi'nden Henri Kagan ile Tokyo Bilim Üniversitesi'nden Kenso Soai'ye gitti (Reuters, 2026b; Ynetnews, 2026).

Bu altı ödüllüden ikisinin kurumu ABD'de, ikisininki Almanya'da, birininki Fransa'da, birininki Japonya'da; ABD'deki iki ödüllüden biri ise göçmen. Tek bir yılın sonuçlarından eğilim çıkarmak yanıltıcı olur, ama tablo iki noktayı hatırlatıyor: Almanya bugün de en üst düzey bilimde güçlü bir ülkedir ve ABD'nin başarı hikâyesi hâlâ göçmenlerle yazılmaktadır. Çin merkezli bir kurumdan bu yıl bilim Nobeli çıkmamış olması ise Nobel'in geçmişe bakan bir gösterge olduğu düşünülürse tek başına bir şey kanıtlamaz.

Bugünün Haritası: Hacimde Çin, Zirvede Hâlâ ABD

Hacim ve kaynak

Tarihten bugüne gelindiğinde tablonun en büyük değişikliği Çin'in yükselişidir. ABD Ulusal Bilim Kurulu'nun verilerine göre 2022'de dünyada yaklaşık 3,3 milyon bilim ve mühendislik makalesi yayımlandı. Bunların yüzde 27'si Çin'den, yüzde 14'ü ABD'dendi; 2012–2022 arasında Çin'in yayın sayısı yüzde 173, ABD'ninki yüzde 6 arttı (NSB, 2023). 2023 verilerinde Çin, ABD, Hindistan ve Almanya 100 binin üzerinde makale üreten dört ülkeydi ve Çin'in çıktısı ABD'ninkinin iki katından fazlaydı (NSB, 2025).

Kaynak tarafında da benzer bir yakınlaşma görülür. 2022'de dünyada araştırma ve geliştirmeye yaklaşık 3,1 trilyon dolar harcandı. ABD 923 milyar dolarla bu harcamanın yüzde 30'unu, Çin 812 milyar dolarla yüzde 27'sini yaptı. Çin'in harcaması 2000'de yalnızca 33 milyar dolar düzeyindeydi (NSB, 2025). Burada kullanılan dolar değerleri, ülkeler arasındaki fiyat farklarını hesaba katan satın alma gücü paritesine göre hesaplanmıştır. Ancak harcamanın ekonominin büyüklüğüne oranına bakıldığında liste değişir: İsrail yüzde 6,0 ve Güney Kore yüzde 5,2 ile en yüksek orana sahipken ABD'de bu oran yüzde 3,6, Japonya'da 3,4, Almanya'da 3,1, Çin'de 2,6'dır (NSB, 2025). Toplam harcamada büyük ülkeler, gelirine oranla harcamada ise küçük ülkeler öne çıkar.

Patentlerde Çin'in önü daha da açıktır. Dünya Fikrî Mülkiyet Örgütü'ne (WIPO) göre 2024'te dünyada yaklaşık 3,7 milyon patent başvurusu yapıldı; Çin kaynaklı başvurular yaklaşık 1,8 milyondu. Onu ABD (501.831), Japonya (419.132), Güney Kore (295.722) ve Almanya (133.485) izledi (WIPO, 2025). Yine de ham başvuru sayısı her şeyi söylemez. Japonya'nın bilim ve teknoloji politikası enstitüsü NISTEP'in 2026 raporunu aktaran bir habere göre, aynı buluşun birden çok ülkede korunması için yapılan başvuru grupları anlamına gelen patent ailelerinde Japonya yaklaşık 64.000 aileyle dünyada birinci sırada (Nippon.com, 2026).

Nitelik ve etki

Xie (2014), 2011'de Çin'in çok atıf alan makale sayısının ABD'ninkinin yalnızca yüzde 31'i olduğunu aktarıyordu. Bugünkü veriler farklı bir tablo çiziyor. NISTEP'in 2022–2024 dönemini kapsayan verilerine göre alanında en çok atıf alan yüzde 10'luk dilimdeki doğa bilimleri makalelerinin yıllık ortalamasında Çin yaklaşık 84.400 makaleyle birinci, ABD yaklaşık 29.900 makaleyle ikinci, İngiltere yaklaşık 7.700 makaleyle üçüncüdür; en çok atıf alan yüzde 1'lik dilimde de Çin açık farkla öndedir (Nippon.com, 2026). İki kaynağın ölçümleri birebir aynı olmasa da yön açık: Yaklaşık on yıl içinde Çin, etkili makalelerin toplam sayısında ABD'yi geçti.

Ancak toplam sayı ile makale başına etki aynı şey değildir. ABD Ulusal Bilim Kurulu, ABD ile Avrupa Birliği'nin 2006'dan bu yana ürettikleri makale sayısına oranla çok atıf alan makalelerde sürekli yüksek pay aldığını, Çin'in payının ise istikrarlı biçimde arttığını ama hâlâ ikisinin de altında kaldığını belirtir (NSB, 2025). Kısacası Çin toplamda daha çok etkili makale üretiyor; makale başına düşen etkide ise ABD ve Avrupa hâlâ önde.

Bireysel düzeyde de tablo farklıdır. Clarivate'in 2025 Çok Atıf Alan Araştırmacılar listesinde 7.131 unvanın 2.670'i, yani yüzde 37'si ABD'deki araştırmacılara, 1.406'sı, yani yüzde 20'si Çin anakarasındaki araştırmacılara verildi; onları İngiltere (570) ve Almanya (363) izledi (Research Information, 2025). Alanını en çok etkileyen bilim insanlarının en büyük kısmı hâlâ ABD'de çalışıyor.

Seçkin dergilerdeki çıktıyı ölçen Nature Index'te ise Çin açık ara birincidir. 2025 verilerini kapsayan 2026 tablolarında Çin'in payı bir önceki yıla göre yüzde 22,4 artarak yaklaşık 52.700'e ulaştı; ABD'nin payı yüzde 4,2 artışla yaklaşık 26.000 oldu. Üçüncü sıradaki Almanya'yı İngiltere, Japonya, Fransa, Güney Kore, Hindistan, Kanada ve İtalya izledi (Nature Index, 2026). İlk on içinde iki haneli büyüme gösteren tek ülke Çin'di; Japonya ve Güney Kore de yaklaşık yüzde 10'luk artışla dikkat çekti (Nature Asia, 2026).

Sayıların gölgesi

Yayın sayısının bir başarı ölçütüne dönüşmesi, kendine özgü riskler de taşır. Nature'da yayımlanan bir analize göre 2023'te geri çekilen bilimsel makale sayısı ilk kez 10 bini aştı; bunların 8 binden fazlası tek bir yayınevine bağlı dergilerin özel sayılarından geliyordu. Geri çekilme oranı son on yılda üç katından fazla arttı ve 2022'de yayımlanan makalelerde yüzde 0,2'yi geçti. Son yirmi yılda 100 binden fazla makale üreten ülkeler arasında en yüksek geri çekilme oranları Suudi Arabistan, Pakistan, Rusya ve Çin'deydi (Van Noorden, 2023).

Bu veriyi doğru okumak önemlidir. Geri çekilen makaleler toplam yayınların çok küçük bir kısmıdır ve Çin'in bilimsel yükselişinin gerçek olduğunu gösteren seçkin dergi ve atıf verilerini geçersiz kılmaz. Ama şunu hatırlatır: sayıyı ödüllendiren bir sistem, sayıyı şişirme eğilimini de besleyebilir. Bu nedenle tek bir sayısal göstergeye dayanan sıralamalara her zaman ihtiyatla yaklaşmak gerekir.

En Çok Bilimsel Çalışma Yapan Üniversiteler Nerede?

Ülkelerin arkasında kurumlar vardır ve kurumlar düzeyindeki tablo, ülkeler düzeyindeki değişimi daha da çarpıcı biçimde gösterir. Leiden Üniversitesi'nin bilim ve teknoloji çalışmaları merkezinin hazırladığı CWTS Leiden Sıralaması'nın 2025 baskısında, yayın hacminde en üst sıraya Çin'deki Zhejiang Üniversitesi yerleşti (van der Zee, 2026).

Nature Index'in 2026 tablolarında da benzer bir tablo görülür. Genel sıralamada ilk sırada Çin Bilimler Akademisi var; bu kurumun bir üniversite değil, çok sayıda araştırma enstitüsünü bir araya getiren bir akademi olduğunu belirtmek gerekir. İkinci sırada Zhejiang Üniversitesi, üçüncü sırada Harvard Üniversitesi yer alıyor. Harvard, 2015'ten beri koruduğu akademik kurumlar arasındaki birinciliği kaybetti. İlk on kurumun dokuzu Çin'de; ilk 100 içinde Çin'den 51 kurum var. Pekin Üniversitesi yedinci, Çin Bilimler Akademisi Üniversitesi sekizinci, Sichuan Üniversitesi onuncu, Fudan Üniversitesi on birinci sırada (Crew, 2026).

Ancak alanlara inildiğinde tablo çeşitlenir. Uygulamalı bilimlerde ve kimyada ilk on kurumun tamamı Çin'deyken sosyal bilimlerde ilk onun dokuzu ABD'dedir. Sağlık bilimlerinde Harvard, ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri ve Stanford ilk ondadır (Crew, 2026). Almanya'nın Max Planck Derneği ise fizik bilimlerinde ikinci, biyolojik bilimlerde üçüncü sıradadır (Nature Asia, 2026). Bireysel araştırmacılar düzeyinde de Çin Bilimler Akademisi, 258 unvanla Çok Atıf Alan Araştırmacılar listesinde en çok araştırmacıya sahip kurum oldu (Research Information, 2025).

Yazarın sorusuna doğrudan yanıt vermek gerekirse: Bugün en fazla bilimsel çalışma üreten üniversitelerin büyük çoğunluğu Çin'de, ardından ABD'dedir. Avrupa'dan Almanya'nın Max Planck enstitüleri ve İngiltere'nin önde gelen üniversiteleri belirli alanlarda zirveye yakın durur. 20. yüzyılın ikinci yarısında ise Nobel ödüllülerinin kariyer duraklarının kabaca yarısı ABD'deydi (Heinze ve Fuchs, 2022). Varsayımsal bir örnek bu farkı somutlaştırır: Mühendislik okumak isteyen bir öğrenci, yayın hacmine dayanan bir sıralamaya bakarak Çin'deki bir üniversiteyi, sağlık bilimlerinde etkili araştırma yapmak isteyen bir öğrenci ise alan sıralamasına bakarak ABD'deki bir kurumu öne çıkarabilir. İkisi de "en iyi üniversite" sorusuna farklı bir ölçütle yanıt vermiş olur.

Bilim Bir Ülkeye Ait Olabilir mi?

Buraya kadar ülkeleri yarışan takımlar gibi ele aldık. Oysa bilim giderek daha uluslararası bir uğraş. 2022'de İngiltere'deki makalelerin yüzde 67'si, ABD'deki makalelerin yüzde 40'ı, Hindistan'dakilerin yüzde 24'ü ve Çin'dekilerin yüzde 19'u en az bir yabancı ortak yazar içeriyordu (NSB, 2023). Halzen örneğinde olduğu gibi bir bilim insanı bir ülkede doğup yetişebilir, başka bir ülkede keşfini yapabilir. Peki keşif hangi ülkenin hanesine yazılmalı?

Bu soruya verilebilecek en güçlü itiraz şudur: Ülke sıralamaları geçmişe bakan göstergelere, özellikle Nobel'e ve seçkin araştırmacı listelerine fazla ağırlık veriyor. Bugünkü üretime bakıldığında Çin; yayın sayısında, en çok atıf alan makalelerin toplamında, seçkin dergilerdeki çıktıda ve patentlerde zaten birinci. Bu bakışa göre "en çok katkı yapan ülke" sorusunun güncel yanıtı ABD değil, Çin'dir. Bu itiraz, bugünkü bilimsel üretim için büyük ölçüde haklıdır. Ancak "tüm zamanlar" sorusu için yetmez; çünkü bilimin kalıcı birikimi geçmişte üretilmiş ve 20. yüzyılda bu birikimin en büyük kısmı ABD kurumlarında oluşmuştur. Ayrıca makale başına etki ve alanını en çok etkileyen bilim insanları gibi göstergelerde ABD hâlâ öndedir.

İkinci bir itiraz ise ABD'nin başarısının "gerçekten ABD'nin" olup olmadığını sorar: Bilim insanlarının önemli kısmı başka ülkelerde doğmuş ve yetişmişse bu katkı kimindir? Bu sorunun tek bir doğru yanıtı yoktur; ama bir ülkenin bilime katkısını yalnızca bilim insanı yetiştirmekle değil, onları çekmek, çalışma koşullarını sağlamak ve uzun süre tutabilmekle de ölçmek makul görünüyor. 1933 sonrası yaşananlar bunun en açık örneğidir: Almanya yetiştirdiklerini kaybetti, ABD ve kısa bir süre için Türkiye bu kayıptan yararlandı.

Gündelik hayatta bu ayrımın karşılığı sanıldığından yakındır. Bir ülkenin hangi araştırmacıları çekip hangilerini kaybettiği, uzun vadede o ülkede hangi ilaçların, teknolojilerin ve iş alanlarının ortaya çıkacağını etkileyebilir. Moser ve arkadaşlarının kimya bulgusu bunun somut bir örneğidir: Göçmenlerin geldiği alanlarda yalnızca makale değil, patent ve dolayısıyla yeni ürünler de arttı.

Sonuç: Tarih ABD'yi, Bugün Çin'i Gösteriyor

Bilime en çok katkı yapan ülkeler hangileridir? Modern bilimin ölçülebildiği son iki yüzyıla bakıldığında yanıt dönemlere göre değişir. Bilimin merkezi önce Avrupa'da dolaştı; 20. yüzyılın başında bu merkezin başında Almanya vardı ve ABD onun yerini 1920'lerde almaya başladı. 20. yüzyılın tamamına bakıldığında ise ABD açık ara en büyük katkıyı yapan ülkedir: 1901–2000 arasındaki Nobel ödüllülerinin kariyerlerinde ABD'nin payı İngiltere, Almanya ve Fransa'nın toplamından büyüktür.

Almanya bu hikâyede özel bir yere sahiptir. 1933'e kadar dünya biliminin merkezlerinden biriydi; Amerikan yükseköğretimi onun üniversite ideallerinden beslendi ve Nazi yönetiminin dışladığı bilim insanları ABD'nin bilimsel üstünlüğünü pekiştirdi. Göçmenlerin geldiği alanlarda ABD'li mucitlerin patentlerinin yüzde 31 artması, bu katkının yalnızca birkaç ünlü isimle sınırlı olmadığını gösterir.

Bugün ise ağırlık merkezi yeniden kayıyor. Çin; yayın sayısında, Ar-Ge harcamasının büyümesinde, patentlerde, en çok atıf alan makalelerin toplamında ve seçkin dergilerdeki çıktıda birinci. En çok bilimsel çalışma üreten üniversitelerin çoğu da artık Çin'de; ardından ABD geliyor. ABD ise makale başına etki, alanını en çok etkileyen bilim insanları ve Nobel gibi en üst düzey tanınmada önde kalmayı sürdürüyor. Bu yüzden yazının vardığı yanıt şu: 20. yüzyıldan bugüne uzanan dönemin en büyük toplam katkısı ABD'ye aittir; bugünün en büyük bilimsel üretimi ise Çin'dedir.

Bu hükmü değiştirecek gelişme de bellidir: Çin merkezli araştırmalar önümüzdeki on yıllarda makale başına etkide ABD ve Avrupa'yı geçer ve alanlarının en yüksek ödüllerini düzenli olarak almaya başlarsa, "zirvede hâlâ ABD var" yargısı geçerliliğini yitirecektir. Nobel geç gelen bir ödül olduğu için bunun ilk işaretleri büyük olasılıkla atıf ve araştırmacı listelerinde görülecektir. 1933'ün bıraktığı ders ise hâlâ geçerli: Bir ülkenin bilimdeki yeri, sadece ne kadar harcadığına değil, yetenekli insanlara ne kadar güvenli ve özgür bir çalışma ortamı sunduğuna da bağlıdır.

Kaynak ve Kapsam Notu

Yazıdaki göstergeler farklı veri tabanlarından ve farklı yıllardan gelir; ortak yazarlı makalelerin sayım yöntemi kaynaktan kaynağa değiştiği için sayılar birbiriyle doğrudan toplanmamalı ya da birebir karşılaştırılmamalıdır. Japonya'daki NISTEP verileri raporun kendisinden değil, raporu aktaran bir haberden alınmıştır; Mitsutomo Yuasa'nın 1962 tarihli görüşü de Xie'nin (2014) aktarımına dayanır. 2026 Nobel ödüllerine ilişkin bilgiler haber ajanslarının duyurularına dayanır. "Tüm zamanlar" değerlendirmesi, karşılaştırılabilir verinin bulunduğu modern bilim dönemiyle sınırlıdır.

Kaynakça

Bilimin tarihsel merkezleri ve Nobel verileri

Heinze, T. ve Fuchs, J. E. (2022). National and organizational patterns of Nobel laureate careers in physiology/medicine, physics, and chemistry. Scientometrics, 127, 7273–7288. https://doi.org/10.1007/s11192-021-04250-0

Johns Hopkins University, Department of Modern Languages and Literatures. (2025). From Heidelberg to Baltimore: What Johns Hopkins University owes the oldest German university. (Etkinlik duyurusu), 13 Ekim 2025. Çevrimiçi duyuru

National Foundation for American Policy (NFAP). (2025). Immigrants and Nobel Prizes: 1901–2025. NFAP Policy Brief, Ekim 2025. PDF

Xie, Y. (2014). Is U.S. Science in Decline? Issues in Science and Technology, Bahar 2014. Çevrimiçi metin

1933 göçü, Almanya ve Türkiye

Andic, F. ve Reisman, A. (2007). Migration and Transfer of Knowledge: Refugees from Nazism and Turkish legal Reform. forum historiae iuris, 18 Temmuz 2007. Çevrimiçi makale

Batterson, S. (2008). Institute for Advanced Study: Opening Day, October 2, 1933. Institute for Advanced Study. Çevrimiçi yazı

Grant, A. (2018). The scientific exodus from Nazi Germany. Physics Today, 26 Eylül 2018. Çevrimiçi yazı

Märker, K. (1994). Mises, Richard. Neue Deutsche Biographie, 17, 564–566. Deutsche Biographie

Moser, P., Voena, A. ve Waldinger, F. (2014). German Jewish émigrés and US invention. American Economic Review, 104(10), 3222–3255. https://doi.org/10.1257/aer.104.10.3222

Waldinger, F. (2010). Quality matters: the expulsion of professors and Ph.D. student outcomes in Nazi Germany. CEP Discussion Paper 985. London School of Economics, Centre for Economic Performance. LSE Research Online

Willert, S. (2026). Jewish Academic Solidarity in Turkish Exile. Refugee History, 25 Şubat 2026. Çevrimiçi yazı

Güncel göstergeler ve sıralamalar

Crew, B. (2026). Harvard loses first place in Nature Index. Nature Index, 10 Haziran 2026. Çevrimiçi yazı

National Science Board (NSB). (2023). Publications Output: U.S. Trends and International Comparisons. NSB-2023-33. National Center for Science and Engineering Statistics, 11 Aralık 2023. Çevrimiçi rapor

National Science Board (NSB). (2025). Discovery: R&D Activity and Research Publications. Science and Engineering Indicators, NSB-2025-7, 23 Temmuz 2025. PDF

Nature Asia. (2026). Nature Index expands to applied and social sciences with release of 2026 Research Leaders tables. (Basın bülteni), 10 Haziran 2026. Çevrimiçi bülten

Nature Index. (2026). 2026 Research Leaders: Leading countries/territories. Nature Index. Çevrimiçi tablo

Nippon.com. (2026). Despite High Spending, Japan Trails Global Leaders in Top-Cited Science Papers. Nippon.com, 28 Ağustos 2026. Çevrimiçi haber

Research Information. (2025). Clarivate announces Highly Cited Researchers 2025 list. Research Information. Çevrimiçi haber

van der Zee, M. (2026). 'Global challenges call for international knowledge exchange'. Leiden University, 13 Mart 2026. Çevrimiçi haber

Van Noorden, R. (2023). More than 10,000 research papers were retracted in 2023 — a new record. Nature, 624, 479–481. PDF

WIPO. (2025). World Intellectual Property Indicators 2025: Highlights – Patents highlights. Dünya Fikrî Mülkiyet Örgütü, 12 Kasım 2025. Çevrimiçi yayın

2026 Nobel ödülleri

AFP. (2026). Belgian physicist Francis Halzen wins the Nobel physics prize. Kuwait Times, 6 Ekim 2026. Çevrimiçi haber

Al Jazeera. (2026). Nobel medicine prize honours US and German scientists for optogenetics work. Al Jazeera, 5 Ekim 2026. Çevrimiçi haber

Reuters. (2026a). Francis Halzen wins 2026 Nobel Prize in Physics. Daily Maverick, 6 Ekim 2026. Çevrimiçi haber

Reuters. (2026b). Henri Kagan, Kenso Soai win 2026 Nobel chemistry prize. Khaleej Times, 7 Ekim 2026. Çevrimiçi haber

Ynetnews. (2026). Henri Kagan and Kenso Soai win 2026 Nobel Prize in chemistry. Ynetnews, 7 Ekim 2026. Çevrimiçi haber
 

İlgili yazılar

Kişiselleştirme

Tema editörü

Ayarlar Renkler

  • Mobil kullanıcılar bu fonksiyonları kullanamaz.

    Alternatif header

    Farklı bir görünüm için alternatif header yapısını kolayca seçebilirsiniz.

    Görünüm Modu Seçimi

    Tam ekran ve dar ekran modları arasında geçiş yapın.

    Izgara Görünümü

    Izgara modu ile içerikleri kolayca inceleyin ve düzenli bir görünüm elde edin.

    Resimli Izgara Modu

    Arka plan görselleriyle içeriğinizi düzenli ve görsel olarak zengin bir şekilde görüntüleyin.

    Yan Paneli Kapat

    Yan paneli gizleyerek daha geniş bir çalışma alanı oluşturun.

    Sabit Yan Panel

    Yan paneli sabitleyerek sürekli erişim sağlayın ve içeriğinizi kolayca yönetin.

    Box görünüm

    Temanızın yanlarına box tarzı bir çerçeve ekleyebilir veya mevcut çerçeveyi kaldırabilirsiniz. 1300px üstü çözünürler için geçerlidir.

    Köşe Yuvarlama Kontrolü

    Köşe yuvarlama efektini açıp kapatarak görünümü dilediğiniz gibi özelleştirin.

  • Renginizi seçin

    Tarzınızı yansıtan rengi belirleyin ve estetik uyumu sağlayın.

Geri