-
- Katılım
- 22 Mart 2025
-
- Mesajlar
- 125
-
- Tepkime puanı
- 9
-
- Puan
- 18
"Güçlü olan hayatta kalır" cümlesi, evrimden söz edilen pek çok konuşmada neredeyse bir doğa yasası gibi kullanılır. Spor yorumlarında, iş dünyasına dair sohbetlerde, hatta insan ilişkileri üzerine tartışmalarda karşımıza çıkar. Kulağa sade ve sert gelir: Doğada zayıfa yer yoktur, kazanan en kuvvetli olandır. Peki evrim biyolojisi gerçekten bunu mu söylüyor?
Kısa yanıt: hayır. Biyologların fitness dediği ve Türkçede genellikle evrimsel uyum ya da uygunluk diye karşılanan kavram, kas gücünü değil, bir canlının genlerini sonraki kuşağa ne ölçüde aktarabildiğini anlatır. Üstelik bu ölçü ortama göre değişir ve hesaba şans da karışır. Bu yazıda sloganın nereden geldiğine, "uygun" olmanın ne anlama geldiğine ve güçlünün neden her zaman kazanmadığına birlikte bakalım.
Bir sloganın kısa hikâyesi
İfadenin İngilizce aslı survival of the fittest, yani kelimesi kelimesine "en uygun olanın hayatta kalması"dır. Türkçede sık sık "en güçlünün hayatta kalması" diye aktarılması, yanlış anlamanın başladığı yerlerden biridir. Ayrıca ifade Darwin'in kendi buluşu değildir. Darwin Correspondence Project'in aktardığına göre ifadeyi, Türlerin Kökeni'ni okuduktan sonra filozof Herbert Spencer üretti ve doğal seçilimin alternatif adı olarak Ekim 1864'te yayımlanan Principles of Biology fasikülünde kullandı.
Darwin'i bu ifadeye yönelten, doğal seçilim fikrine onunla aynı dönemde ulaşan Alfred Russel Wallace oldu. Wallace, Temmuz 1866'da Darwin'e yazdığı mektupta, zeki okurların bile "doğal seçilim" kavramını tekrar tekrar yanlış anladığını gözlemlediğini anlattı ve Spencer'ın ifadesini önerdi. Darwin öneriyi beğendi; ancak yeni ifadenin dil bilgisi bakımından her cümlede "doğal seçilim"in yerine geçemeyeceğini de belirtti. Sonunda ifadeyi bazı eserlerinde kullandı. 1869'da yayımlanan Türlerin Kökeni'nin beşinci baskısında ilgili bölümün başlığı "Doğal seçilim ya da en uygun olanın hayatta kalması" biçimine dönüştü. Yine de Darwin "doğal seçilim" terimini hiç bırakmadı ve yeni ifadeyi anlamı netleştiren bir yardımcı olarak gördü (Darwin Correspondence Project, t.y.-a; t.y.-b).
İşin ironik yanı, anlaşılmayı kolaylaştırması beklenen ifadenin kısa sürede kendi yanlış okumalarını üretmesiydi. Aynı dönemde ifadeyi "daha iyi olanın hayatta kalması" gibi değer yüklü bir anlamda okuyanlar oldu ve Spencer onu bu okumaya karşı savunmak zorunda kaldı (Darwin Correspondence Project, t.y.-b). Yani "en uygun" sözcüğünü "en üstün" diye anlama eğilimi, neredeyse ifadenin kendisi kadar eski.
Darwin'e mal edilen bir cümle
Sloganın bir de yumuşatılmış bir sürümü dolaşır: Hayatta kalan, türlerin en güçlüsü ya da en zekisi değil, değişime en iyi uyum sağlayanıdır. Bu cümle çoğu zaman Türlerin Kökeni'nden bir alıntı diye paylaşılır, ama Darwin'in sözü değildir. Darwin Correspondence Project'in sürdüğü ize göre cümlenin şimdilik bilinen kaynağı, Louisiana State Üniversitesi'nde işletme ve pazarlama profesörü olan Leon C. Megginson'ın 1963'te bir sosyal bilimler dergisinde yayımladığı yazıdır. Megginson orada Darwin'in fikirlerini kendi sözleriyle, tırnak işareti kullanmadan özetlemişti. Bu özet daha sonra biraz değiştirilerek tırnak içine alındı ve doğrudan Darwin'e atfedildi (Darwin Correspondence Project, t.y.-c).
Bu sürüm "en güçlü" vurgusunu bıraktığı için ilk bakışta daha doğru görünür. Ancak o da yanlış bir izlenim taşır: Canlılar uyum sağlamayı "denemez". Doğal seçilim çaba, istek ya da niyet içermez. Bir popülasyondaki kalıtsal çeşitlerden bazıları sonraki kuşağa ötekilerden daha çok yavru bıraktığı için zamanla daha yaygın hâle gelir (University of California Museum of Paleontology, t.y.-c). Değişen şey tek tek bireylerin iradesi değil, popülasyonun kuşaklar boyunca bileşimidir.
"Uygun" olmak tam olarak ne demek?
Gündelik İngilizcede fit sözcüğü bugün daha çok "formda" anlamını çağrıştırır; spor salonu, kas ve dayanıklılık akla gelir. Biyolojideki karşılığı ise başkadır. Evrimsel uyum, bir genotipin aynı popülasyondaki başka genotiplere göre sonraki kuşağa ne kadar başarılı biçimde yavru bıraktığını anlatır. Bu başarıya hayatta kalmak, eş bulmak, yavru yapmak ve sonunda genleri bir sonraki kuşağa ulaştırmak dahildir. Understanding Evolution'ın açıkça vurguladığı gibi, en uygun birey her zaman en güçlü, en hızlı ya da en büyük olan değildir (University of California Museum of Paleontology, t.y.-a).
Basit bir düşünce deneyi farkı netleştirebilir: Çok güçlü ama hiç yavru bırakmayan bir hayvanın evrimsel uyumu, bu tanıma göre sıfırdır. Buna karşılık daha küçük, daha sıradan görünen ama çok sayıda verimli yavru bırakan bir birey evrimsel açıdan çok daha başarılıdır. Ölçü tek tek kavgaları kazanmak değil, kuşaklar boyunca iz bırakmaktır.
Understanding Evolution'ın evrimle ilgili yaygın yanılgıları ele alan sayfası bir adım daha ileri gider: "En uygun olanın hayatta kalması" yerine "yeterince uygun olanın hayatta kalması" demenin daha doğru olduğunu söyler. Çünkü çoğu popülasyonda tek bir kazanan yoktur; birbirinden farklı genetik çeşitlere sahip pek çok birey hayatta kalır, ürer ve genlerini aktarır (University of California Museum of Paleontology, t.y.-c). Bu yüzden doğal seçilimi, tek bir birinciyi ödüllendiren bir yarışmadan çok, bazı çeşitlerin kuşaklar boyunca biraz daha fazla, bazılarının biraz daha az yavru bıraktığı yavaş bir kayma gibi düşünmek daha isabetlidir.
Ortam değişince "en uygun" da değişir
Uyumun bir başka önemli özelliği göreli olmasıdır: Bir genotipin uyumu, canlının yaşadığı ortama bağlıdır (University of California Museum of Paleontology, t.y.-a). Bunun en çok anlatılan örneklerinden biri Britanya'daki biberli güvedir (Biston betularia). Bu güvenin açık renkli ve koyu renkli (melanik) biçimleri vardır. Sanayi Devrimi sırasında koyu biçim yaygınlaştı; bunun, isle kararmış ağaç kabukları üzerinde dinlenen koyu güvelerin avcılardan daha iyi gizlenmesiyle ilgili olduğu düşünülüyordu. 1970'ten bu yana ise eğilim hızla tersine döndü.
Bu klasik açıklama bir dönem sert biçimde eleştirildi ve kuşların gerçekten seçici avcılar olup olmadığından kuşku duyuldu. Michael Majerus bu eleştirilere yanıt verecek kapsamlı bir deney yürüttü, ancak sonuçlarını yayımlayamadan hayatını kaybetti. Veriler daha sonra Cook ve arkadaşları tarafından analiz edilip yayımlandı. Altı yıl süren ve benzerleri arasında en büyüğü olan deneyde 4864 güve salınmıştı. Sonuçta kuşların koyu renkli güveleri belirgin biçimde daha fazla avladığı görüldü. Yazarlara göre bu seçilimin büyüklüğü ve yönü, sanayi sonrası Britanya'da koyu biçimin hızla azalmasını açıklamaya yetiyordu (Cook ve ark., 2012).
Bu örnekte kimse ötekinden "daha güçlü" değildir. Koyu renk, isli bir ormanda avantaj, temizlenmiş bir ormanda dezavantajdır. Aynı özellik bir ortamda kazandırır, başka bir ortamda kaybettirir. "En uygun" diye sabit bir unvan yoktur; yalnızca belirli bir zamanda, belirli bir yerde daha uygun olanlar vardır.
Hayatta kalmak tek başına yetmez
Eş bulmanın bedeli
Sloganın gözden kaçırdığı bir nokta daha var: Evrim açısından hayatta kalmak tek başına bir amaç değil, üremeye giden yolun bir parçasıdır. Biyologlar eş bulma ve çiftleşme başarısı üzerinden işleyen seçilime eşeysel seçilim der ve onu doğal seçilimin özel bir hâli olarak görür. Tavus kuşlarının gösterişli kuyrukları, bölge için dövüşen fil fokları, meyve sineklerinin kur dansları ve eşlerine "hediye" sunan türler bu sürecin örnekleridir (University of California Museum of Paleontology, t.y.-d).
Dikkat çekici olan, eşeysel seçilimin hayatta kalmaya zarar veren özellikleri bile üretebilmesidir. Göz alıcı renkli kuyruklar ya da yüzgeçler eşlerin dikkatini çektiği kadar avcıların da dikkatini çekebilir (University of California Museum of Paleontology, t.y.-d). Fil foklarındaki dövüşler ise gücün bazı durumlarda gerçekten önemli olduğunu hatırlatır. Ama burada da güç kendi başına bir ödül değildir; evrimsel değeri, üreme başarısına ne kadar katkı sağladığıyla ölçülür.
Güç kadar işbirliği
"Güçlü olan kazanır" düşüncesi, doğayı bitmeyen bir bireysel rekabet sahnesi gibi görmeye de yatkındır. Doğal seçilimin hayatta kalma ve üreme yeteneğini artıran genleri kayırması, ilk bakışta yalnız bencil davranışlarla dolu bir dünya beklentisi doğurabilir. Oysa West, Griffin ve Gardner'ın (2007) derlemesinin özetlediği gibi, işbirliği biyolojik örgütlenmenin her düzeyinde görülür. Genler genomlarda, organeller ökaryot hücrelerde, hücreler çok hücreli organizmalarda birlikte çalışır. Bazı bakteriler konağın savunmasını aşmak için işbirliği yapar, bazı hayvanlar yavrularını ortaklaşa büyütür, insanlar ve böcekler toplumlar kurar. Derlemeye göre biyologlar, bu işbirliğini bütün bu düzeylerde açıklayabilen kuramsal bir çerçeveyi onlarca yıl içinde geliştirdi. Kısacası evrimsel başarı, kimi zaman rakibi yenmekten çok başkalarıyla birlikte iş görebilmekten geçer.
Şansın payı
Küçük kazalar: genetik sürüklenme
Evrimi yalnız doğal seçilimle açıklamak da eksik kalır. Evrimin temel mekanizmalarından biri olan genetik sürüklenme, bazı bireylerin tamamen şans eseri ötekilerden biraz daha fazla yavru bırakmasıyla ortaya çıkar. Understanding Evolution'daki örnek oldukça yalındır: Yeşil ve kahverengi böceklerden oluşan küçük bir gruba biri yanlışlıkla basar ve yeşil böceklerin ikisi ezilir. Sonraki kuşağın genleri, daha sağlıklı ya da daha "iyi" olanların değil, o anda şanslı olanların genleri olur. Bu süreç bütün popülasyonlarda işler; şansın etkisinden kaçış yoktur (University of California Museum of Paleontology, t.y.-b).
Büyük felaketler: kitlesel yok oluşlar
Şansın en çarpıcı rolü ise yaşam tarihinin büyük kırılmalarında görülür. David Jablonski (1986), Geç Kretase'de yaşamış deniz çift kabuklularını ve karından bacaklılarını inceleyerek olağan dönemlerle Kretase sonundaki kitlesel yok oluşu karşılaştırdı. Olağan dönemlerde bazı özellikler hayatta kalma şansını artırıyordu: larvaların planktonla beslenerek gelişmesi, türlerin geniş coğrafi alanlara yayılması ve bir soy içinde çok sayıda tür bulunması gibi. Kitlesel yok oluş sırasında ise bu avantajlar işe yaramadı; belirleyici olan, tek tek türlerin değil, bütün bir soyun coğrafi olarak geniş bir alana dağılmış olmasıydı. Jablonski'ye göre kitlesel yok oluşlar ne olağan elemenin şiddetlenmiş bir hâlidir ne de tamamen rastgele bir kıyımdır. Bazı soylar, olağan zamanlardaki hayatta kalma değerleriyle ilgisi olmayan nedenlerle ortadan kalkabilir. Uzun vadede başarılı olmak için bir soyun, her iki dönemde de işe yarayan özellikleri şans eseri bir arada taşıması gerekir.
Benzer bir tablo vücut büyüklüğünde de görülür. Monarrez, Heim ve Payne (2021), 10.203 fosil deniz hayvanı cinsine ait vücut büyüklüğü verilerini inceledi. Çalışmaya göre sınıfların çoğunda, olağan dönemlerle kitlesel yok oluşlar arasında büyüklüğe yönelik seçilim farklılaştı ve bu farkın yönü sınıftan sınıfa değişti. Örneğin trilobitlerde ve kafadanbacaklılarda, kitlesel yok oluşlar sırasında daha büyük vücut daha yüksek yok olma riskiyle birlikte görüldü; bu, olağan dönemlerdeki örüntüden belirgin biçimde farklıydı. Kısacası büyük olmak bile, koşullar kökten değiştiğinde avantaj olmaktan çıkabiliyor.
O hâlde kim hayatta kalır?
Bütün bu örnekler bir araya geldiğinde sloganın neden yanıltıcı olduğu daha net görünüyor. Evrimde iz bırakan, en güçlü birey ya da tür değildir. Belirli bir ortamda, belirli bir dönemde yeterince iyi hayatta kalıp üreyebilen ve genlerini sonraki kuşaklara aktarabilen canlılardır. Güç bu başarının araçlarından biri olabilir; kamuflaj, verimlilik, eş bulma başarısı, işbirliği ya da geniş bir alana yayılmış olmak da öyle. Hangisinin işe yarayacağını ortam belirler ve hesaba her zaman şans karışır.
Bir not daha eklemekte yarar var. Doğada neyin olduğunu anlatan bir açıklama, insan toplumunda neyin olması gerektiğine kendiliğinden ölçü olmaz. "Güçlü olan hayatta kalır" cümlesi çoğu zaman bir biyoloji özeti gibi değil, bir davranış öğüdü gibi kullanılıyor; oysa biyolojinin söylediği bu değil. Bu ayrım bilimsel bir bulgu değil, bir düşünme ilkesi. Yine de sloganı nerede ve nasıl kullandığımızı yeniden düşünmek için iyi bir başlangıç noktası sunuyor.
Bir dahaki sefere bu cümleyle karşılaştığınızda akılda tutulabilecek üç soru var: Hangi ortamda, hangi ölçüye göre ve şansın ne kadar payıyla?
Kaynakça
İfadenin tarihi ve Darwin'e mal edilen alıntı
Darwin Correspondence Project. (t.y.-a). Survival of the fittest. Darwin Correspondence Project, University of Cambridge. darwinproject.ac.uk/commentary/survival-fittest
Darwin Correspondence Project. (t.y.-b). Survival of the fittest: the trouble with terminology Part II. Darwin Correspondence Project, University of Cambridge. darwinproject.ac.uk/commentary/evolution/survival-fittest-trouble-terminology-part-ii
Darwin Correspondence Project. (t.y.-c). The evolution of a misquotation. Darwin Correspondence Project, University of Cambridge. darwinproject.ac.uk/people/about-darwin/six-things-darwin-never-said/evolution-misquotation
Evrimsel uyum ve evrimin mekanizmaları
University of California Museum of Paleontology. (t.y.-a). Evolutionary fitness. Understanding Evolution. evolution.berkeley.edu – Evolutionary fitness
University of California Museum of Paleontology. (t.y.-b). Genetic drift. Understanding Evolution. evolution.berkeley.edu – Genetic drift
University of California Museum of Paleontology. (t.y.-c). Misconceptions about evolution. Understanding Evolution. evolution.berkeley.edu – Misconceptions about evolution
University of California Museum of Paleontology. (t.y.-d). Sexual selection. Understanding Evolution. evolution.berkeley.edu – Sexual selection
West, S. A., Griffin, A. S. ve Gardner, A. (2007). Evolutionary explanations for cooperation. Current Biology, 17(16), R661–R672. doi:10.1016/j.cub.2007.06.004
Seçilim örnekleri ve kitlesel yok oluşlar
Cook, L. M., Grant, B. S., Saccheri, I. J. ve Mallet, J. (2012). Selective bird predation on the peppered moth: the last experiment of Michael Majerus. Biology Letters, 8(4), 609–612. doi:10.1098/rsbl.2011.1136
Jablonski, D. (1986). Background and mass extinctions: the alternation of macroevolutionary regimes. Science, 231(4734), 129–133. doi:10.1126/science.231.4734.129
Monarrez, P. M., Heim, N. A. ve Payne, J. L. (2021). Mass extinctions alter extinction and origination dynamics with respect to body size. Proceedings of the Royal Society B: Biological Sciences, 288, 20211681. doi:10.1098/rspb.2021.1681
Kısa yanıt: hayır. Biyologların fitness dediği ve Türkçede genellikle evrimsel uyum ya da uygunluk diye karşılanan kavram, kas gücünü değil, bir canlının genlerini sonraki kuşağa ne ölçüde aktarabildiğini anlatır. Üstelik bu ölçü ortama göre değişir ve hesaba şans da karışır. Bu yazıda sloganın nereden geldiğine, "uygun" olmanın ne anlama geldiğine ve güçlünün neden her zaman kazanmadığına birlikte bakalım.
Bir sloganın kısa hikâyesi
İfadenin İngilizce aslı survival of the fittest, yani kelimesi kelimesine "en uygun olanın hayatta kalması"dır. Türkçede sık sık "en güçlünün hayatta kalması" diye aktarılması, yanlış anlamanın başladığı yerlerden biridir. Ayrıca ifade Darwin'in kendi buluşu değildir. Darwin Correspondence Project'in aktardığına göre ifadeyi, Türlerin Kökeni'ni okuduktan sonra filozof Herbert Spencer üretti ve doğal seçilimin alternatif adı olarak Ekim 1864'te yayımlanan Principles of Biology fasikülünde kullandı.
Darwin'i bu ifadeye yönelten, doğal seçilim fikrine onunla aynı dönemde ulaşan Alfred Russel Wallace oldu. Wallace, Temmuz 1866'da Darwin'e yazdığı mektupta, zeki okurların bile "doğal seçilim" kavramını tekrar tekrar yanlış anladığını gözlemlediğini anlattı ve Spencer'ın ifadesini önerdi. Darwin öneriyi beğendi; ancak yeni ifadenin dil bilgisi bakımından her cümlede "doğal seçilim"in yerine geçemeyeceğini de belirtti. Sonunda ifadeyi bazı eserlerinde kullandı. 1869'da yayımlanan Türlerin Kökeni'nin beşinci baskısında ilgili bölümün başlığı "Doğal seçilim ya da en uygun olanın hayatta kalması" biçimine dönüştü. Yine de Darwin "doğal seçilim" terimini hiç bırakmadı ve yeni ifadeyi anlamı netleştiren bir yardımcı olarak gördü (Darwin Correspondence Project, t.y.-a; t.y.-b).
İşin ironik yanı, anlaşılmayı kolaylaştırması beklenen ifadenin kısa sürede kendi yanlış okumalarını üretmesiydi. Aynı dönemde ifadeyi "daha iyi olanın hayatta kalması" gibi değer yüklü bir anlamda okuyanlar oldu ve Spencer onu bu okumaya karşı savunmak zorunda kaldı (Darwin Correspondence Project, t.y.-b). Yani "en uygun" sözcüğünü "en üstün" diye anlama eğilimi, neredeyse ifadenin kendisi kadar eski.
Darwin'e mal edilen bir cümle
Sloganın bir de yumuşatılmış bir sürümü dolaşır: Hayatta kalan, türlerin en güçlüsü ya da en zekisi değil, değişime en iyi uyum sağlayanıdır. Bu cümle çoğu zaman Türlerin Kökeni'nden bir alıntı diye paylaşılır, ama Darwin'in sözü değildir. Darwin Correspondence Project'in sürdüğü ize göre cümlenin şimdilik bilinen kaynağı, Louisiana State Üniversitesi'nde işletme ve pazarlama profesörü olan Leon C. Megginson'ın 1963'te bir sosyal bilimler dergisinde yayımladığı yazıdır. Megginson orada Darwin'in fikirlerini kendi sözleriyle, tırnak işareti kullanmadan özetlemişti. Bu özet daha sonra biraz değiştirilerek tırnak içine alındı ve doğrudan Darwin'e atfedildi (Darwin Correspondence Project, t.y.-c).
Bu sürüm "en güçlü" vurgusunu bıraktığı için ilk bakışta daha doğru görünür. Ancak o da yanlış bir izlenim taşır: Canlılar uyum sağlamayı "denemez". Doğal seçilim çaba, istek ya da niyet içermez. Bir popülasyondaki kalıtsal çeşitlerden bazıları sonraki kuşağa ötekilerden daha çok yavru bıraktığı için zamanla daha yaygın hâle gelir (University of California Museum of Paleontology, t.y.-c). Değişen şey tek tek bireylerin iradesi değil, popülasyonun kuşaklar boyunca bileşimidir.
"Uygun" olmak tam olarak ne demek?
Gündelik İngilizcede fit sözcüğü bugün daha çok "formda" anlamını çağrıştırır; spor salonu, kas ve dayanıklılık akla gelir. Biyolojideki karşılığı ise başkadır. Evrimsel uyum, bir genotipin aynı popülasyondaki başka genotiplere göre sonraki kuşağa ne kadar başarılı biçimde yavru bıraktığını anlatır. Bu başarıya hayatta kalmak, eş bulmak, yavru yapmak ve sonunda genleri bir sonraki kuşağa ulaştırmak dahildir. Understanding Evolution'ın açıkça vurguladığı gibi, en uygun birey her zaman en güçlü, en hızlı ya da en büyük olan değildir (University of California Museum of Paleontology, t.y.-a).
Basit bir düşünce deneyi farkı netleştirebilir: Çok güçlü ama hiç yavru bırakmayan bir hayvanın evrimsel uyumu, bu tanıma göre sıfırdır. Buna karşılık daha küçük, daha sıradan görünen ama çok sayıda verimli yavru bırakan bir birey evrimsel açıdan çok daha başarılıdır. Ölçü tek tek kavgaları kazanmak değil, kuşaklar boyunca iz bırakmaktır.
Önemli ayrım: Biyolojide uyum, bir canlının sağlığını ya da gücünü değil, belirli bir ortamda genlerini sonraki kuşağa ne ölçüde aktarabildiğini ifade eder. Güç, bu başarıya katkı sağladığı ölçüde önemlidir.
Understanding Evolution'ın evrimle ilgili yaygın yanılgıları ele alan sayfası bir adım daha ileri gider: "En uygun olanın hayatta kalması" yerine "yeterince uygun olanın hayatta kalması" demenin daha doğru olduğunu söyler. Çünkü çoğu popülasyonda tek bir kazanan yoktur; birbirinden farklı genetik çeşitlere sahip pek çok birey hayatta kalır, ürer ve genlerini aktarır (University of California Museum of Paleontology, t.y.-c). Bu yüzden doğal seçilimi, tek bir birinciyi ödüllendiren bir yarışmadan çok, bazı çeşitlerin kuşaklar boyunca biraz daha fazla, bazılarının biraz daha az yavru bıraktığı yavaş bir kayma gibi düşünmek daha isabetlidir.
Ortam değişince "en uygun" da değişir
Uyumun bir başka önemli özelliği göreli olmasıdır: Bir genotipin uyumu, canlının yaşadığı ortama bağlıdır (University of California Museum of Paleontology, t.y.-a). Bunun en çok anlatılan örneklerinden biri Britanya'daki biberli güvedir (Biston betularia). Bu güvenin açık renkli ve koyu renkli (melanik) biçimleri vardır. Sanayi Devrimi sırasında koyu biçim yaygınlaştı; bunun, isle kararmış ağaç kabukları üzerinde dinlenen koyu güvelerin avcılardan daha iyi gizlenmesiyle ilgili olduğu düşünülüyordu. 1970'ten bu yana ise eğilim hızla tersine döndü.
Bu klasik açıklama bir dönem sert biçimde eleştirildi ve kuşların gerçekten seçici avcılar olup olmadığından kuşku duyuldu. Michael Majerus bu eleştirilere yanıt verecek kapsamlı bir deney yürüttü, ancak sonuçlarını yayımlayamadan hayatını kaybetti. Veriler daha sonra Cook ve arkadaşları tarafından analiz edilip yayımlandı. Altı yıl süren ve benzerleri arasında en büyüğü olan deneyde 4864 güve salınmıştı. Sonuçta kuşların koyu renkli güveleri belirgin biçimde daha fazla avladığı görüldü. Yazarlara göre bu seçilimin büyüklüğü ve yönü, sanayi sonrası Britanya'da koyu biçimin hızla azalmasını açıklamaya yetiyordu (Cook ve ark., 2012).
Bu örnekte kimse ötekinden "daha güçlü" değildir. Koyu renk, isli bir ormanda avantaj, temizlenmiş bir ormanda dezavantajdır. Aynı özellik bir ortamda kazandırır, başka bir ortamda kaybettirir. "En uygun" diye sabit bir unvan yoktur; yalnızca belirli bir zamanda, belirli bir yerde daha uygun olanlar vardır.
Hayatta kalmak tek başına yetmez
Eş bulmanın bedeli
Sloganın gözden kaçırdığı bir nokta daha var: Evrim açısından hayatta kalmak tek başına bir amaç değil, üremeye giden yolun bir parçasıdır. Biyologlar eş bulma ve çiftleşme başarısı üzerinden işleyen seçilime eşeysel seçilim der ve onu doğal seçilimin özel bir hâli olarak görür. Tavus kuşlarının gösterişli kuyrukları, bölge için dövüşen fil fokları, meyve sineklerinin kur dansları ve eşlerine "hediye" sunan türler bu sürecin örnekleridir (University of California Museum of Paleontology, t.y.-d).
Dikkat çekici olan, eşeysel seçilimin hayatta kalmaya zarar veren özellikleri bile üretebilmesidir. Göz alıcı renkli kuyruklar ya da yüzgeçler eşlerin dikkatini çektiği kadar avcıların da dikkatini çekebilir (University of California Museum of Paleontology, t.y.-d). Fil foklarındaki dövüşler ise gücün bazı durumlarda gerçekten önemli olduğunu hatırlatır. Ama burada da güç kendi başına bir ödül değildir; evrimsel değeri, üreme başarısına ne kadar katkı sağladığıyla ölçülür.
Güç kadar işbirliği
"Güçlü olan kazanır" düşüncesi, doğayı bitmeyen bir bireysel rekabet sahnesi gibi görmeye de yatkındır. Doğal seçilimin hayatta kalma ve üreme yeteneğini artıran genleri kayırması, ilk bakışta yalnız bencil davranışlarla dolu bir dünya beklentisi doğurabilir. Oysa West, Griffin ve Gardner'ın (2007) derlemesinin özetlediği gibi, işbirliği biyolojik örgütlenmenin her düzeyinde görülür. Genler genomlarda, organeller ökaryot hücrelerde, hücreler çok hücreli organizmalarda birlikte çalışır. Bazı bakteriler konağın savunmasını aşmak için işbirliği yapar, bazı hayvanlar yavrularını ortaklaşa büyütür, insanlar ve böcekler toplumlar kurar. Derlemeye göre biyologlar, bu işbirliğini bütün bu düzeylerde açıklayabilen kuramsal bir çerçeveyi onlarca yıl içinde geliştirdi. Kısacası evrimsel başarı, kimi zaman rakibi yenmekten çok başkalarıyla birlikte iş görebilmekten geçer.
Şansın payı
Küçük kazalar: genetik sürüklenme
Evrimi yalnız doğal seçilimle açıklamak da eksik kalır. Evrimin temel mekanizmalarından biri olan genetik sürüklenme, bazı bireylerin tamamen şans eseri ötekilerden biraz daha fazla yavru bırakmasıyla ortaya çıkar. Understanding Evolution'daki örnek oldukça yalındır: Yeşil ve kahverengi böceklerden oluşan küçük bir gruba biri yanlışlıkla basar ve yeşil böceklerin ikisi ezilir. Sonraki kuşağın genleri, daha sağlıklı ya da daha "iyi" olanların değil, o anda şanslı olanların genleri olur. Bu süreç bütün popülasyonlarda işler; şansın etkisinden kaçış yoktur (University of California Museum of Paleontology, t.y.-b).
Büyük felaketler: kitlesel yok oluşlar
Şansın en çarpıcı rolü ise yaşam tarihinin büyük kırılmalarında görülür. David Jablonski (1986), Geç Kretase'de yaşamış deniz çift kabuklularını ve karından bacaklılarını inceleyerek olağan dönemlerle Kretase sonundaki kitlesel yok oluşu karşılaştırdı. Olağan dönemlerde bazı özellikler hayatta kalma şansını artırıyordu: larvaların planktonla beslenerek gelişmesi, türlerin geniş coğrafi alanlara yayılması ve bir soy içinde çok sayıda tür bulunması gibi. Kitlesel yok oluş sırasında ise bu avantajlar işe yaramadı; belirleyici olan, tek tek türlerin değil, bütün bir soyun coğrafi olarak geniş bir alana dağılmış olmasıydı. Jablonski'ye göre kitlesel yok oluşlar ne olağan elemenin şiddetlenmiş bir hâlidir ne de tamamen rastgele bir kıyımdır. Bazı soylar, olağan zamanlardaki hayatta kalma değerleriyle ilgisi olmayan nedenlerle ortadan kalkabilir. Uzun vadede başarılı olmak için bir soyun, her iki dönemde de işe yarayan özellikleri şans eseri bir arada taşıması gerekir.
Benzer bir tablo vücut büyüklüğünde de görülür. Monarrez, Heim ve Payne (2021), 10.203 fosil deniz hayvanı cinsine ait vücut büyüklüğü verilerini inceledi. Çalışmaya göre sınıfların çoğunda, olağan dönemlerle kitlesel yok oluşlar arasında büyüklüğe yönelik seçilim farklılaştı ve bu farkın yönü sınıftan sınıfa değişti. Örneğin trilobitlerde ve kafadanbacaklılarda, kitlesel yok oluşlar sırasında daha büyük vücut daha yüksek yok olma riskiyle birlikte görüldü; bu, olağan dönemlerdeki örüntüden belirgin biçimde farklıydı. Kısacası büyük olmak bile, koşullar kökten değiştiğinde avantaj olmaktan çıkabiliyor.
O hâlde kim hayatta kalır?
Bütün bu örnekler bir araya geldiğinde sloganın neden yanıltıcı olduğu daha net görünüyor. Evrimde iz bırakan, en güçlü birey ya da tür değildir. Belirli bir ortamda, belirli bir dönemde yeterince iyi hayatta kalıp üreyebilen ve genlerini sonraki kuşaklara aktarabilen canlılardır. Güç bu başarının araçlarından biri olabilir; kamuflaj, verimlilik, eş bulma başarısı, işbirliği ya da geniş bir alana yayılmış olmak da öyle. Hangisinin işe yarayacağını ortam belirler ve hesaba her zaman şans karışır.
Bir not daha eklemekte yarar var. Doğada neyin olduğunu anlatan bir açıklama, insan toplumunda neyin olması gerektiğine kendiliğinden ölçü olmaz. "Güçlü olan hayatta kalır" cümlesi çoğu zaman bir biyoloji özeti gibi değil, bir davranış öğüdü gibi kullanılıyor; oysa biyolojinin söylediği bu değil. Bu ayrım bilimsel bir bulgu değil, bir düşünme ilkesi. Yine de sloganı nerede ve nasıl kullandığımızı yeniden düşünmek için iyi bir başlangıç noktası sunuyor.
Bir dahaki sefere bu cümleyle karşılaştığınızda akılda tutulabilecek üç soru var: Hangi ortamda, hangi ölçüye göre ve şansın ne kadar payıyla?
Kaynakça
İfadenin tarihi ve Darwin'e mal edilen alıntı
Darwin Correspondence Project. (t.y.-a). Survival of the fittest. Darwin Correspondence Project, University of Cambridge. darwinproject.ac.uk/commentary/survival-fittest
Darwin Correspondence Project. (t.y.-b). Survival of the fittest: the trouble with terminology Part II. Darwin Correspondence Project, University of Cambridge. darwinproject.ac.uk/commentary/evolution/survival-fittest-trouble-terminology-part-ii
Darwin Correspondence Project. (t.y.-c). The evolution of a misquotation. Darwin Correspondence Project, University of Cambridge. darwinproject.ac.uk/people/about-darwin/six-things-darwin-never-said/evolution-misquotation
Evrimsel uyum ve evrimin mekanizmaları
University of California Museum of Paleontology. (t.y.-a). Evolutionary fitness. Understanding Evolution. evolution.berkeley.edu – Evolutionary fitness
University of California Museum of Paleontology. (t.y.-b). Genetic drift. Understanding Evolution. evolution.berkeley.edu – Genetic drift
University of California Museum of Paleontology. (t.y.-c). Misconceptions about evolution. Understanding Evolution. evolution.berkeley.edu – Misconceptions about evolution
University of California Museum of Paleontology. (t.y.-d). Sexual selection. Understanding Evolution. evolution.berkeley.edu – Sexual selection
West, S. A., Griffin, A. S. ve Gardner, A. (2007). Evolutionary explanations for cooperation. Current Biology, 17(16), R661–R672. doi:10.1016/j.cub.2007.06.004
Seçilim örnekleri ve kitlesel yok oluşlar
Cook, L. M., Grant, B. S., Saccheri, I. J. ve Mallet, J. (2012). Selective bird predation on the peppered moth: the last experiment of Michael Majerus. Biology Letters, 8(4), 609–612. doi:10.1098/rsbl.2011.1136
Jablonski, D. (1986). Background and mass extinctions: the alternation of macroevolutionary regimes. Science, 231(4734), 129–133. doi:10.1126/science.231.4734.129
Monarrez, P. M., Heim, N. A. ve Payne, J. L. (2021). Mass extinctions alter extinction and origination dynamics with respect to body size. Proceedings of the Royal Society B: Biological Sciences, 288, 20211681. doi:10.1098/rspb.2021.1681