-
- Katılım
- 22 Mart 2025
-
- Mesajlar
- 157
-
- Tepkime puanı
- 11
-
- Puan
- 18
"Hiçbir şeye bağlanmazsan hiçbir şey seni üzemez." Bir kayıp ya da hayal kırıklığı yaşamış birine bu cümle çoğu zaman bilgece gelir. Gündelik dilde bilge kişi de sık sık böyle hayal edilir: az şeye sahip, az şey isteyen, olan biteni sakin bir mesafeden izleyen biri. Bu tablonun arkasında örtük bir kabul yatar: vazgeçiş büyüdükçe bilgelik de derinleşir.
Bu yazı o kabulü sınıyor ve şu yanıta varıyor: Bazı şeylerden vazgeçmek bilgeliğin parçası olabilir, ama her şeyden vazgeçmek ve hiçbir şeyi önemsememek bilgelik değildir. Bilgelik vazgeçişin miktarında değil, neyden ne uğruna vazgeçildiğini seçebilmekte yatar. Dikkat çekici olan, bu sınırı en açık biçimde çizenlerin, vazgeçişi en ciddiye alan düşünce gelenekleri olmasıdır.
Arabalardan Kaçmayan Filozof
Pyrrhonculuk diye bilinen kuşkucu akıma adını veren Elisli Pyrrhon hakkında anlatılanlar, mutlak kayıtsızlığın neye benzeyebileceğini gösterir. Diogenes Laertios'un aktardığına göre Pyrrhon hiçbir şeyden sakınmaz; karşısına çıkan arabaya, uçuruma ya da köpeğe aldırmazdı. Onu zarardan koruyan, peşinden ayrılmayan dostlarıydı. Bir keresinde, yanından ayrılmadığı filozof Anaksarkhos bir bataklığa düştüğünde Pyrrhon yardım etmeden yürüyüp geçmiş; çevredekiler onu kınarken Anaksarkhos bu kayıtsızlığı övmüştü (Diogenes Laertios, IX.61–63).
Bu hikâyeleri olduğu gibi kabul etmek zor. Pyrrhon hiçbir şey yazmadı. Aynı derlemede, onun yalnızca felsefesinin yargıyı askıya almaya dayandığını, gündelik işlerinde öngörüsüz davranmadığını söyleyen Ainesidemos'un karşı tanıklığı da yer alır; çağdaş yorumcular da bazı ayrıntıların Pyrrhon'u kalıplaşmış bir bilge figürüne uydurmuş olabileceğini belirtir (Vogt, 2022). Yine de anekdot, doğruluğundan bağımsız olarak bir şeyi açıkça gösterir: mutlak kayıtsızlık ortadan kalkmaz, başkasının omzuna taşınır. Arabanın önünden çekilmeyen birinin hayatta kalması, onun yerine dikkat edenlere bağlıdır. Aynı anlatıya göre Pyrrhon bile kız kardeşi için öfkelenmiş, üzerine atılan bir köpekten korkmuş ve insan zaafından tümüyle sıyrılmanın kolay olmadığını kabul etmişti (IX.66).
Hiçbir Şeyi Önemsemeyen Biri Nasıl Davranır?
Antik çağda kuşkuculara yöneltilen en ciddi itiraz da buradaydı. Kuşkucular hiçbir görüşe kesin onay vermemeyi, yani yargıyı askıya almayı ilke edinmişti; Pyrrhoncular bunun insana dinginlik getirdiğini düşünüyordu. Karşıtları ise apraksia denen eylemsizlik itirazını öne sürdü: hiçbir şeye inanmayan biri nasıl eyleyebilir? Yemek yemek ya da odadan çıkarken duvara çarpmamak bile bir tür inanç gerektiriyor gibi görünür. Vogt'un aktardığına göre Aristoteles de hiçbir şeye inanmayan birini bitkiye benzetmişti: bir şeye yönelmemiz ve bir şeyden kaçınmamız, bazı şeyleri doğru saydığımızı gösterir (Vogt, 2022).
Kuşkucuların yanıtı öğreticidir. Sekstos Empirikos'a göre kuşkucu eylemsiz kalmaz, görünenleri izleyerek yaşar: doğa ona algı ve düşünce verir, susuzluk onu suya yöneltir, toplumun gelenek ve yasalarına uyar, öğrendiği zanaatlarla iş görür (Vogt, 2022). Kısacası en radikal kuşkucular bile hayattan çekilmeyi değil, hayatın içinde nasıl kalınacağını tartıştı. Askıya aldıkları şey eylem değil, kesin inançtı; bilmek ile inanmak arasındaki fark ayrı bir yazının konusu.
Aristoteles'in ahlak felsefesi aynı sınırı başka bir yönden çizer. Ona göre ölçülülük, hazlar karşısında aşırılık ile eksiklik arasındaki orta noktadır. Aşırı ucu herkes tanır. Eksik uçtaki insan ise o kadar nadirdir ki ona bir ad bile verilmemiştir; Aristoteles bu hâli duyarsızlık olarak anar. Hiçbir şeyi hoş bulmayan, hiçbir şeyi ötekinden çekici saymayan biri ona göre insandan çok farklı bir varlıktır, çünkü böyle bir duyarsızlık insana özgü değildir. Ölçülü insan ise sağlığa ve iyi duruma katkı veren hoş şeyleri ölçülü biçimde ve gerektiği gibi ister (Aristoteles, Nikomakhos'a Etik, III.11). Yani kusurlu sayılan ölçüyle az isteyen değil, gerekenden az isteyen, en uçta da hiçbir şey istemeyendir.
Vazgeçişin En Güçlü Savunusu
Buraya kadar söylenenler, karşı görüşün zayıf bir hâline karşı kazanılmış kolay bir zafer gibi görünebilir. Vazgeçişin en güçlü savunusu "hiçbir şey önemli değil" demez. Şunu söyler: acının büyük kısmı, elimizde olmayana sıkıca tutunmaktan doğar. Budist geleneğin temel metinlerinden Dhammacakkappavattana Sutta, acının kaynağını metnin deyişiyle bir tür susuzluğa benzeyen arzulu tutunmada görür ve acının sona ermesini bu tutunmayı bırakmaya bağlar (SN 56.11). Stoacı Epiktetos'un öğüdü daha da çarpıcıdır:
Bu öğüt ilk duyuşta soğuk gelebilir. Ama terfi, eşya ya da başkalarının onayı yüzünden uykusu kaçmış herkes içindeki doğruyu tanır: denetleyemediğimiz şeylere bütün varlığımızla bağlanmak bizi kırılgan kılar.
Ne var ki bu metinlere yakından bakınca, sınırı onların kendisinin çizdiği görülür. Aynı sutta, ev hayatını çoktan geride bırakmış keşişlere seslenir ve onları iki uçtan uzak durmaya çağırır: duyusal hazlara düşkünlükten ve kendine eziyet etmeye dayanan çilecilikten. İkincisi de acı verici ve yararsız sayılır; önerilen yol ikisinin arasındaki orta yoldur (SN 56.11). Yani vazgeçişi zaten seçmiş insanlara verilen öğüt, vazgeçişin de bir aşırılığa dönüşebileceğidir. Epiktetos'un sözlerinde de kilit fiil gözden kaçmamalı: geri vereceğin şeye, sende kaldığı sürece özen gösterirsin. Aynı el kitabında görevlerin ilişkilerle ölçüldüğünü söyler; babayla, kardeşle, komşuyla ya da yurttaşlarla ilişkimiz bize belirli yükümlülükler yükler (Encheiridion, 30). Bu geleneklerde bırakılması istenen şey sorumluluk değil, sahiplenici tutunmadır.
İki Sade Hayat: Bir Düşünce Deneyi
Ayrımı somutlaştırmak için varsayımsal iki kişi düşünelim. Ayşe ile Murat küçük birer evde, az eşyayla yaşıyor; arabaları yok, sosyal medyaya nadiren giriyorlar. Dışarıdan bakan biri ikisini de sade yaşayan insanlar diye tanımlar. Ama Ayşe bu düzeni, yaşlanan annesine ve önemsediği işe zaman açmak için kurdu. Murat ise artık hiçbir şeyin önemli olmadığına karar verdiği için her şeyi bıraktı: telefonlara bakmıyor, faturaları ev arkadaşına bırakıyor, ona güvenen insanlara yanıt vermiyor.
İki hayat biçimce aynı, yönce zıttır: birinde bilinçli bir sadelik, ötekinde mutlak kayıtsızlık var. Ayşe'nin vazgeçişi bir şeye yer açar; Murat'ınki bir şeyden kaçıştır ve bedeli başkalarına kalır. Pyrrhon'un peşindeki dostlar burada ev arkadaşı kılığına girmiştir. Gerçek hayatta böyle bir çekilme her zaman bilinçli bir tercih değildir; tükenmişliğin ya da ruhsal bir sıkıntının işareti de olabilir ve o durumda yargıdan çok desteğe ihtiyaç vardır. Buradaki eleştiri, bilerek benimsenen bir duruşa yöneliktir.
Zamanımız sınırlı olduğu için her tercih bir şeyi dışarıda bırakır; sınırlı zamanın tercihlere anlam katıp katmadığı başka bir yazının sorusu. Burada asıl soru vazgeçip vazgeçmemek değil, hangi vazgeçişin neye hizmet ettiğidir. Haberleri günde bir kez okumayı seçmek bilinçli bir sadeliktir; ailenizi doğrudan etkileyecek gelişmelerden bütünüyle habersiz kalmak ise başka bir şeydir. Gündelik kararlarda bu ayrımı yapmak için üç soru işe yarar:
Sonuç
Her şeyden vazgeçmek bilgelik midir? İncelenen gelenekler ışığında yanıt hayırdır. Mutlak kayıtsızlık ya eylemi imkânsız kılar ya da yükü başkalarına devreder. En radikal kuşkucular bile hayatın içinde kalmanın yolunu aradı; Aristoteles hiçbir şeyi önemsememeyi insana özgü bir hâl saymadı; Buda'ya atfedilen öğreti kendine eziyeti bir uç olarak reddetti; Epiktetos da vazgeçişi görevlerden kopmadan düşündü. Vazgeçişi savunanların gördüğü gerçek, yani sıkı tutunmanın acı ürettiği, geçerliliğini korur. Ama ondan çıkan sonuç daha az önemsemek değil, daha gevşek tutunmaktır.
Bu hükmü değiştirebilecek şey, hem eylemi sürdüren hem de bedelini kimseye yüklemeyen bir mutlak kayıtsızlık örneği olurdu; burada incelenen örneklerde yük hep birilerine kaldı. Bilge kişi belki gerçekten az şeye sahip olandır. Ama daha çok, neyi bırakacağını bildiği için neyi taşıyacağını da bilendir.
Kaynak ve Kapsam Notu
Antik metinlerden yapılan alıntı ve aktarımlar, kaynakçada belirtilen İngilizce çevirilerden Türkçeye aktarılmıştır; Yunanca ve Pali özgün metinlerle karşılaştırılmamıştır. Pyrrhon hiçbir şey yazmadığından ona dair anekdotlar başkalarının aktarımlarına dayanır ve yazıda tarihsel olgu olarak değil, bir tutumun örneği olarak kullanılmıştır. Aristoteles'in "bitki" benzetmesi ile Sekstos Empirikos'un eylemsizlik itirazına yanıtı, özgün eserlerden değil Vogt'un ansiklopedi maddesinden aktarılmıştır.
Kaynakça
Aristoteles. Nicomachean Ethics. (çev. W. D. Ross). The Internet Classics Archive, MIT. III. Kitap, çevrimiçi metin
Diogenes Laertios. (1925). Lives of Eminent Philosophers. (ed. R. D. Hicks). Cambridge, MA: Harvard University Press; Londra: William Heinemann. IX. kitap, 61–66 (Pyrrhon). Perseus çevrimiçi metni
Epiktetos. (1887). The Discourses of Epictetus, with the Encheridion and Fragments. (çev. George Long). Londra: George Bell and Sons. Encheiridion 11 ve 30. Perseus çevrimiçi metni
Piyadassi Thera (çev.). (1999). Dhammacakkappavattana Sutta: Setting in Motion the Wheel of Truth (SN 56.11). The Book of Protection içinde. Kandy: Buddhist Publication Society. Access to Insight (BCBS Edition), 30 Kasım 2013. Çevrimiçi metin
Vogt, K. (2022). Ancient Skepticism. Stanford Encyclopedia of Philosophy (ilk yayın 24 Şubat 2010; esaslı gözden geçirme 21 Eylül 2022). SEP maddesi
Bu yazı o kabulü sınıyor ve şu yanıta varıyor: Bazı şeylerden vazgeçmek bilgeliğin parçası olabilir, ama her şeyden vazgeçmek ve hiçbir şeyi önemsememek bilgelik değildir. Bilgelik vazgeçişin miktarında değil, neyden ne uğruna vazgeçildiğini seçebilmekte yatar. Dikkat çekici olan, bu sınırı en açık biçimde çizenlerin, vazgeçişi en ciddiye alan düşünce gelenekleri olmasıdır.
Arabalardan Kaçmayan Filozof
Pyrrhonculuk diye bilinen kuşkucu akıma adını veren Elisli Pyrrhon hakkında anlatılanlar, mutlak kayıtsızlığın neye benzeyebileceğini gösterir. Diogenes Laertios'un aktardığına göre Pyrrhon hiçbir şeyden sakınmaz; karşısına çıkan arabaya, uçuruma ya da köpeğe aldırmazdı. Onu zarardan koruyan, peşinden ayrılmayan dostlarıydı. Bir keresinde, yanından ayrılmadığı filozof Anaksarkhos bir bataklığa düştüğünde Pyrrhon yardım etmeden yürüyüp geçmiş; çevredekiler onu kınarken Anaksarkhos bu kayıtsızlığı övmüştü (Diogenes Laertios, IX.61–63).
Bu hikâyeleri olduğu gibi kabul etmek zor. Pyrrhon hiçbir şey yazmadı. Aynı derlemede, onun yalnızca felsefesinin yargıyı askıya almaya dayandığını, gündelik işlerinde öngörüsüz davranmadığını söyleyen Ainesidemos'un karşı tanıklığı da yer alır; çağdaş yorumcular da bazı ayrıntıların Pyrrhon'u kalıplaşmış bir bilge figürüne uydurmuş olabileceğini belirtir (Vogt, 2022). Yine de anekdot, doğruluğundan bağımsız olarak bir şeyi açıkça gösterir: mutlak kayıtsızlık ortadan kalkmaz, başkasının omzuna taşınır. Arabanın önünden çekilmeyen birinin hayatta kalması, onun yerine dikkat edenlere bağlıdır. Aynı anlatıya göre Pyrrhon bile kız kardeşi için öfkelenmiş, üzerine atılan bir köpekten korkmuş ve insan zaafından tümüyle sıyrılmanın kolay olmadığını kabul etmişti (IX.66).
Hiçbir Şeyi Önemsemeyen Biri Nasıl Davranır?
Antik çağda kuşkuculara yöneltilen en ciddi itiraz da buradaydı. Kuşkucular hiçbir görüşe kesin onay vermemeyi, yani yargıyı askıya almayı ilke edinmişti; Pyrrhoncular bunun insana dinginlik getirdiğini düşünüyordu. Karşıtları ise apraksia denen eylemsizlik itirazını öne sürdü: hiçbir şeye inanmayan biri nasıl eyleyebilir? Yemek yemek ya da odadan çıkarken duvara çarpmamak bile bir tür inanç gerektiriyor gibi görünür. Vogt'un aktardığına göre Aristoteles de hiçbir şeye inanmayan birini bitkiye benzetmişti: bir şeye yönelmemiz ve bir şeyden kaçınmamız, bazı şeyleri doğru saydığımızı gösterir (Vogt, 2022).
Kuşkucuların yanıtı öğreticidir. Sekstos Empirikos'a göre kuşkucu eylemsiz kalmaz, görünenleri izleyerek yaşar: doğa ona algı ve düşünce verir, susuzluk onu suya yöneltir, toplumun gelenek ve yasalarına uyar, öğrendiği zanaatlarla iş görür (Vogt, 2022). Kısacası en radikal kuşkucular bile hayattan çekilmeyi değil, hayatın içinde nasıl kalınacağını tartıştı. Askıya aldıkları şey eylem değil, kesin inançtı; bilmek ile inanmak arasındaki fark ayrı bir yazının konusu.
Aristoteles'in ahlak felsefesi aynı sınırı başka bir yönden çizer. Ona göre ölçülülük, hazlar karşısında aşırılık ile eksiklik arasındaki orta noktadır. Aşırı ucu herkes tanır. Eksik uçtaki insan ise o kadar nadirdir ki ona bir ad bile verilmemiştir; Aristoteles bu hâli duyarsızlık olarak anar. Hiçbir şeyi hoş bulmayan, hiçbir şeyi ötekinden çekici saymayan biri ona göre insandan çok farklı bir varlıktır, çünkü böyle bir duyarsızlık insana özgü değildir. Ölçülü insan ise sağlığa ve iyi duruma katkı veren hoş şeyleri ölçülü biçimde ve gerektiği gibi ister (Aristoteles, Nikomakhos'a Etik, III.11). Yani kusurlu sayılan ölçüyle az isteyen değil, gerekenden az isteyen, en uçta da hiçbir şey istemeyendir.
Vazgeçişin En Güçlü Savunusu
Buraya kadar söylenenler, karşı görüşün zayıf bir hâline karşı kazanılmış kolay bir zafer gibi görünebilir. Vazgeçişin en güçlü savunusu "hiçbir şey önemli değil" demez. Şunu söyler: acının büyük kısmı, elimizde olmayana sıkıca tutunmaktan doğar. Budist geleneğin temel metinlerinden Dhammacakkappavattana Sutta, acının kaynağını metnin deyişiyle bir tür susuzluğa benzeyen arzulu tutunmada görür ve acının sona ermesini bu tutunmayı bırakmaya bağlar (SN 56.11). Stoacı Epiktetos'un öğüdü daha da çarpıcıdır:
Hiçbir şey için "onu kaybettim" deme; "geri verdim" de. Çocuğun mu öldü? Geri verildi. Karın mı öldü? Geri verildi. (…) Sana izin verildiği sürece ona, yolcuların konakladıkları hana davrandığı gibi, başkasına ait bir şey olarak özen göster. (Epiktetos, Encheiridion, 11)
Bu öğüt ilk duyuşta soğuk gelebilir. Ama terfi, eşya ya da başkalarının onayı yüzünden uykusu kaçmış herkes içindeki doğruyu tanır: denetleyemediğimiz şeylere bütün varlığımızla bağlanmak bizi kırılgan kılar.
Ne var ki bu metinlere yakından bakınca, sınırı onların kendisinin çizdiği görülür. Aynı sutta, ev hayatını çoktan geride bırakmış keşişlere seslenir ve onları iki uçtan uzak durmaya çağırır: duyusal hazlara düşkünlükten ve kendine eziyet etmeye dayanan çilecilikten. İkincisi de acı verici ve yararsız sayılır; önerilen yol ikisinin arasındaki orta yoldur (SN 56.11). Yani vazgeçişi zaten seçmiş insanlara verilen öğüt, vazgeçişin de bir aşırılığa dönüşebileceğidir. Epiktetos'un sözlerinde de kilit fiil gözden kaçmamalı: geri vereceğin şeye, sende kaldığı sürece özen gösterirsin. Aynı el kitabında görevlerin ilişkilerle ölçüldüğünü söyler; babayla, kardeşle, komşuyla ya da yurttaşlarla ilişkimiz bize belirli yükümlülükler yükler (Encheiridion, 30). Bu geleneklerde bırakılması istenen şey sorumluluk değil, sahiplenici tutunmadır.
İki Sade Hayat: Bir Düşünce Deneyi
Ayrımı somutlaştırmak için varsayımsal iki kişi düşünelim. Ayşe ile Murat küçük birer evde, az eşyayla yaşıyor; arabaları yok, sosyal medyaya nadiren giriyorlar. Dışarıdan bakan biri ikisini de sade yaşayan insanlar diye tanımlar. Ama Ayşe bu düzeni, yaşlanan annesine ve önemsediği işe zaman açmak için kurdu. Murat ise artık hiçbir şeyin önemli olmadığına karar verdiği için her şeyi bıraktı: telefonlara bakmıyor, faturaları ev arkadaşına bırakıyor, ona güvenen insanlara yanıt vermiyor.
İki hayat biçimce aynı, yönce zıttır: birinde bilinçli bir sadelik, ötekinde mutlak kayıtsızlık var. Ayşe'nin vazgeçişi bir şeye yer açar; Murat'ınki bir şeyden kaçıştır ve bedeli başkalarına kalır. Pyrrhon'un peşindeki dostlar burada ev arkadaşı kılığına girmiştir. Gerçek hayatta böyle bir çekilme her zaman bilinçli bir tercih değildir; tükenmişliğin ya da ruhsal bir sıkıntının işareti de olabilir ve o durumda yargıdan çok desteğe ihtiyaç vardır. Buradaki eleştiri, bilerek benimsenen bir duruşa yöneliktir.
Zamanımız sınırlı olduğu için her tercih bir şeyi dışarıda bırakır; sınırlı zamanın tercihlere anlam katıp katmadığı başka bir yazının sorusu. Burada asıl soru vazgeçip vazgeçmemek değil, hangi vazgeçişin neye hizmet ettiğidir. Haberleri günde bir kez okumayı seçmek bilinçli bir sadeliktir; ailenizi doğrudan etkileyecek gelişmelerden bütünüyle habersiz kalmak ise başka bir şeydir. Gündelik kararlarda bu ayrımı yapmak için üç soru işe yarar:
- Ne uğruna? Bu vazgeçiş önemsediğim bir şeye yer açıyor mu, yoksa beni yalnızca rahatsızlıktan mı kaçırıyor?
- Bedelini kim ödüyor? Bıraktığım yük ortadan mı kalkıyor, yoksa bir başkasının omzuna mı geçiyor?
- Nasıl bırakıyorum? Bir işi haber vererek ve devrederek bırakmak ile sessizce ortadan kaybolmak aynı şey değildir.
Sonuç
Her şeyden vazgeçmek bilgelik midir? İncelenen gelenekler ışığında yanıt hayırdır. Mutlak kayıtsızlık ya eylemi imkânsız kılar ya da yükü başkalarına devreder. En radikal kuşkucular bile hayatın içinde kalmanın yolunu aradı; Aristoteles hiçbir şeyi önemsememeyi insana özgü bir hâl saymadı; Buda'ya atfedilen öğreti kendine eziyeti bir uç olarak reddetti; Epiktetos da vazgeçişi görevlerden kopmadan düşündü. Vazgeçişi savunanların gördüğü gerçek, yani sıkı tutunmanın acı ürettiği, geçerliliğini korur. Ama ondan çıkan sonuç daha az önemsemek değil, daha gevşek tutunmaktır.
Bu hükmü değiştirebilecek şey, hem eylemi sürdüren hem de bedelini kimseye yüklemeyen bir mutlak kayıtsızlık örneği olurdu; burada incelenen örneklerde yük hep birilerine kaldı. Bilge kişi belki gerçekten az şeye sahip olandır. Ama daha çok, neyi bırakacağını bildiği için neyi taşıyacağını da bilendir.
Kaynak ve Kapsam Notu
Antik metinlerden yapılan alıntı ve aktarımlar, kaynakçada belirtilen İngilizce çevirilerden Türkçeye aktarılmıştır; Yunanca ve Pali özgün metinlerle karşılaştırılmamıştır. Pyrrhon hiçbir şey yazmadığından ona dair anekdotlar başkalarının aktarımlarına dayanır ve yazıda tarihsel olgu olarak değil, bir tutumun örneği olarak kullanılmıştır. Aristoteles'in "bitki" benzetmesi ile Sekstos Empirikos'un eylemsizlik itirazına yanıtı, özgün eserlerden değil Vogt'un ansiklopedi maddesinden aktarılmıştır.
Kaynakça
Aristoteles. Nicomachean Ethics. (çev. W. D. Ross). The Internet Classics Archive, MIT. III. Kitap, çevrimiçi metin
Diogenes Laertios. (1925). Lives of Eminent Philosophers. (ed. R. D. Hicks). Cambridge, MA: Harvard University Press; Londra: William Heinemann. IX. kitap, 61–66 (Pyrrhon). Perseus çevrimiçi metni
Epiktetos. (1887). The Discourses of Epictetus, with the Encheridion and Fragments. (çev. George Long). Londra: George Bell and Sons. Encheiridion 11 ve 30. Perseus çevrimiçi metni
Piyadassi Thera (çev.). (1999). Dhammacakkappavattana Sutta: Setting in Motion the Wheel of Truth (SN 56.11). The Book of Protection içinde. Kandy: Buddhist Publication Society. Access to Insight (BCBS Edition), 30 Kasım 2013. Çevrimiçi metin
Vogt, K. (2022). Ancient Skepticism. Stanford Encyclopedia of Philosophy (ilk yayın 24 Şubat 2010; esaslı gözden geçirme 21 Eylül 2022). SEP maddesi


