“Aydınlanma” kelimesi tekil kullanılır ama olgusal olarak çoğuldur.
İnsan zihni, biyolojisi ve toplumsal konumu tek katmanlı değildir; dolayısıyla tek tip uyanış da yoktur.
Bugün “aydınlandım” diyenlerin büyük kısmı, hangi düzeyde ne yaşadığını ayırt edemediği için yanılıyorlar.
Aydınlanma veya uyanış, sanıldığı gibi Nirvana düzeyi mutluluk değildir. Tersine, acılı bir evre başlar. Yüksek farkındalık, hayatın tüm pürüzlerini gün yüzüne çıkartır.
Bu evreleri, ancak nadiren, tam olarak ne yaşadığını bilenler, yani farkındalığını yönetebilen, dikkat egzersizleri yapanlar, bu süreci en az hasarla atlatabilir. Fakat dikkati sürekli hale getirmek te, ruhsal bakımdan yorucu bir iştir.
Aşırı idealleştirilmiş kavramların etkisi altında kalanlar, topluma yabancılaşır. Dolayısıyla yalnız ve mutsuz olur.
Gelin, tarihsel, psikolojik ve klinik olarak bilinen farklı aydınlanma türlerine bir göz atalım.
1. PSİKOLOJİK AYDINLANMA
(Batı tipi uyanış)
Bu, insan davranışının nedenlerini fark etme sürecidir.
Sonuçta: kişi daha “iyi” olmaz; sadece daha az kendini kandırır.
Bu aydınlanma:
Boşluk ve belirsizlik, doğu kültüründeki gibi doldurulmuş değildir. Boşluk, boşluk olarak bırakılmıştır.
(Doğu tipi aydınlanma)
Bu, “ben” dediğin şeyin kalıcı bir öz olmadığını fark etme deneyimidir.
Davranış kökeniyle değil, özdeşleşmeyle ilgilenir.
Genel algı, tek bilinç, bütünlük ve birlik teması ile ilgili. Zihinsel boşluklar ve belirsizlik ”kozmik varlık” olgusu ile doldurulmuştur.
Budizm, Advaita Vedanta ve Zen gibi öğretilerin bütünsel ve süreklilik ile ilgili tasvirlerine dayanır.
(Hayatın romantizminin çökmesi, acı gerçekle karşılaşma)
Bu aydınlanma:
İnsan şunu fark eder:
• Hayat adil değildir
• Emek = ödül garantisi değildir
• Anlam hazır değildir
Sonuç olarak:
Karamsarlık, bıkkınlık ve motivasyon kaybı yaratır. Negatif etkileri fazladır.
(Yeni bilginin keşfi ile merkezden çıkma)
Bu aydınlanma şunu kabul eder:
Örnek: Kopernik ile evrenin efendisi olmadığımız, Darwin ile dünyanın efendisi olmadığımız, Freud ile kendimizin bile efendisi olmadığımızı anladık.
(Zorla gelen uyanış)
Bu bir “arayış” sonucu değil, çarpışma sonucu oluşur.
(En çok karıştırılan)
Bu bir aydınlanma değildir, öyle sanılır.
(Nadir ama gerçek)
Bu:
Kişi:
Velhasıl, tek bir aydınlanma yoktur. Her uyanış, başka bir bilinç katmanına aittir. En büyük yanılgı, yaşanan tek bir deneyimi nihai hakikat sanmaktır.
İnsan zihni, biyolojisi ve toplumsal konumu tek katmanlı değildir; dolayısıyla tek tip uyanış da yoktur.
Bugün “aydınlandım” diyenlerin büyük kısmı, hangi düzeyde ne yaşadığını ayırt edemediği için yanılıyorlar.
Aydınlanma veya uyanış, sanıldığı gibi Nirvana düzeyi mutluluk değildir. Tersine, acılı bir evre başlar. Yüksek farkındalık, hayatın tüm pürüzlerini gün yüzüne çıkartır.
Bu evreleri, ancak nadiren, tam olarak ne yaşadığını bilenler, yani farkındalığını yönetebilen, dikkat egzersizleri yapanlar, bu süreci en az hasarla atlatabilir. Fakat dikkati sürekli hale getirmek te, ruhsal bakımdan yorucu bir iştir.
Aşırı idealleştirilmiş kavramların etkisi altında kalanlar, topluma yabancılaşır. Dolayısıyla yalnız ve mutsuz olur.
Gelin, tarihsel, psikolojik ve klinik olarak bilinen farklı aydınlanma türlerine bir göz atalım.
1. PSİKOLOJİK AYDINLANMA(Batı tipi uyanış)
Bu, insan davranışının nedenlerini fark etme sürecidir.
- Bastırmalar
- Savunma mekanizmaları
- Travma izleri
- Gölge yönler
Sonuçta: kişi daha “iyi” olmaz; sadece daha az kendini kandırır.
Bu aydınlanma:
- Egoyu yok etmez
- Egoyu işlevsel hâle getirir.
Boşluk ve belirsizlik, doğu kültüründeki gibi doldurulmuş değildir. Boşluk, boşluk olarak bırakılmıştır.
2. ONTOLOJİK AYDINLANMA
(Doğu tipi aydınlanma)
Bu, “ben” dediğin şeyin kalıcı bir öz olmadığını fark etme deneyimidir.
- Benlik bir süreçtir
- Düşünceler özne değildir
- Arzu gelip geçer
- Tutunma azalır
- Varoluşsal acı hafifler
Davranış kökeniyle değil, özdeşleşmeyle ilgilenir.
Genel algı, tek bilinç, bütünlük ve birlik teması ile ilgili. Zihinsel boşluklar ve belirsizlik ”kozmik varlık” olgusu ile doldurulmuştur.
Budizm, Advaita Vedanta ve Zen gibi öğretilerin bütünsel ve süreklilik ile ilgili tasvirlerine dayanır.
3. AHLAKİ / VAROLUŞSAL AYDINLANMA
(Hayatın romantizminin çökmesi, acı gerçekle karşılaşma)
Bu aydınlanma:
- Ölüm
- Hastalık
- Büyük kayıp
- Felaket
İnsan şunu fark eder:
• Hayat adil değildir
• Emek = ödül garantisi değildir
• Anlam hazır değildir
Sonuç olarak:
- Daha az beklenti
- Daha az saflık
- Daha fazla gerçekçilik
Karamsarlık, bıkkınlık ve motivasyon kaybı yaratır. Negatif etkileri fazladır.
4. BİLİMSEL AYDINLANMA
(Yeni bilginin keşfi ile merkezden çıkma)
Bu aydınlanma şunu kabul eder:
- İnsan evrenin merkezi değildir
- Bilinç biyolojik bir süreçtir
- Anlam üretilir, keşfedilmez
- Spiritüel değildir
- Teselli vermez
- Ama yanlış umut üretmez
Örnek: Kopernik ile evrenin efendisi olmadığımız, Darwin ile dünyanın efendisi olmadığımız, Freud ile kendimizin bile efendisi olmadığımızı anladık.
5. TRAVMATİK AYDINLANMA
(Zorla gelen uyanış)
Bu bir “arayış” sonucu değil, çarpışma sonucu oluşur.
- Savaş
- İşkence
- Şiddet
- Büyük kazalar
- Dünya algısı geri dönülmez biçimde değişir
- Masumiyet kaybolur
6. PATOLOJİK “AYDINLANMA”
(En çok karıştırılan)
Bu bir aydınlanma değildir, öyle sanılır.
- Mani
- Psikotik epizod
- Grandiyöz sanrılar
- “Seçilmişim”
- “Herkes uykuda”
- “Ben artık ötesindeyim”
7. ENTEGRATİF AYDINLANMA
(Nadir ama gerçek)
Bu:
- Psikolojik farkındalık
- Ontolojik çözülme
- Bilimsel gerçekçilik
Kişi:
- Ne olduğunu bilir
- Ne olmadığını da bilir
- Guru olmaz
- Mürit toplamaz
- Aydınlandığını ilan etmez
Velhasıl, tek bir aydınlanma yoktur. Her uyanış, başka bir bilinç katmanına aittir. En büyük yanılgı, yaşanan tek bir deneyimi nihai hakikat sanmaktır.