Makale İnsanın Özü Bencil mi Yoksa Dayanışmaya mı Yatkın?

Kalabalık bir otelin lobisinde cüzdanınızı düşürdüğünüzü düşünün. İçinde kimliğiniz, birkaç kartınız ve bir miktar para var. Resepsiyondaki görevli onu bulursa size ulaşır mı? Bu soruya verdiğimiz içgüdüsel yanıt, insan hakkındaki daha büyük bir inancı ele verir. Bazılarımız insanın özünde kendi çıkarını kollayan bir varlık olduğunu, nezaketin ise bu çıkarın üzerine çekilmiş ince bir cila olduğunu düşünür. Bazılarımız ise insanı, uygun koşullar bulduğunda yabancılara bile yardım eden bir canlı olarak görür.

Bu iki anlatı yalnızca kahve sohbetlerinde karşılaşmaz. Evrimsel biyolojide, ekonomide ve antropolojide de benzer bir gerilim vardır: Doğal seçilim rekabetle işliyorsa, yardımseverlik nasıl ortaya çıktı ve neden kaybolmadı? Bu sorunun yanıtı soyut değildir. İş yerinde ekip kurarken, komşuya güvenirken, vergi öderken ya da internette tanımadığımız birinden alışveriş yaparken, insanlar hakkında örtük bir varsayımla hareket ederiz. Bu varsayımın neye dayandığını görmek, hem kendimizi hem de kurduğumuz düzenleri anlamak için önemlidir.

“Bencil” sözcüğünün üç farklı anlamı

Tartışmanın ilk tuzağı dildedir. “İnsan bencil midir?” diye sorduğumuzda aslında üç ayrı şeyi kastedebiliriz ve bunlar birbirine karıştırıldığında tartışma çıkmaza girer.

İlki gündelik, psikolojik anlamdır: Birinin bir başkasına yardım ederken gerçekten onu mu düşündüğü, yoksa içten içe kendi çıkarını mı gözettiği. İkincisi biyolojik anlamdır. Evrim biyolojisinde bir davranış, onu yapanın üreme başarısını düşürüp başkasınınkini artırıyorsa özgecil sayılır. Bu tanımda niyetin hiçbir rolü yoktur; bilinçli düşünceye sahip olmadığı varsayılan böcekler bile bu anlamda özgecil olabilir. Felsefeci Samir Okasha'nın vurguladığı gibi, biyolojik özgecilik ile psikolojik özgecilik birbirinden bağımsız kavramlardır: İyi niyetli bir yardım, karşıdakinin üreme başarısını hiç değiştirmeyebilir; tamamen çıkarcı bir davranış ise bir başkasının hayatta kalmasını büyük ölçüde artırabilir (Okasha, 2013).

Üçüncü anlam, Richard Dawkins'in 1976 tarihli Bencil Gen kitabıyla yaygınlaşan bir mecazdır. Bu bakışta genler, gen havuzunda temsil edilmek için yarışan birimler olarak düşünülür; organizmalar ise onları taşıyan araçlardır. Okasha'ya göre bu “genin gözünden bakış” bazı evrimsel süreçleri anlamak için yararlı bir düşünme aracıdır, ama bir mecazdır: Genler gerçekte hiçbir şeyi “istemez” ya da “denemez”. Üstelik doğal seçilimle evrilen her özellik bu dille anlatılabilir; dolayısıyla bir davranışı “bencil gen” diliyle anlatmak, o davranışı sergileyen kişinin bencil olduğunu göstermez (Okasha, 2013).

AnlamNeyi ölçer?Örnek
Psikolojik bencillikKişinin niyetini ve güdüsünüYalnızca övgü almak için bağış yapan biri
Biyolojik özgecilikDavranışın üreme başarısına etkisiniSürüyü uyarırken kendini yırtıcıya açık eden bir hayvan
“Bencil gen” mecazıGenlerin kuşaklar boyunca yayılma ölçütünüAkrabaya yardımın, ortak genlerin yayılmasına katkısı

Bu ayrım neden önemli? Çünkü sık duyulan “evrim bize bencil olduğumuzu gösterdi” cümlesi, üç anlamı tek bir sonuca bağlar. Okasha'nın aktardığı bir argümana göre doğal seçilim, başkalarını gerçekten önemseyen insanları kayırmış da olabilir; yani evrim kuramı, insanların yalnızca kendi çıkarlarıyla güdülendiği sonucunu kendiliğinden doğurmaz (Okasha, 2013). Bir annenin çocuğu için uykusuz kalmasının evrimsel bir açıklaması olması, annenin o anda hissettiği sevginin sahte olduğu anlamına gelmez.

Doğal seçilimin bilmecesi: Yardımseverlik neden yok olmadı?

Darwin bu sorunu kendisi de fark etmişti. Doğal seçilim, hayatta kalma ve üreme konusunda başarılı olanları kayırıyorsa, kendi başarısından fedakârlık eden bir canlı rakipleri karşısında geride kalmalıdır. Okasha'nın örneği bunu iyi gösterir: Yırtıcı gördüğünde alarm çığlığı atan bir maymun, dikkati kendi üzerine çeker. Sessiz kalan “bencil” bir maymun ise başkalarının uyarısından yararlanır ama riski üstlenmez (Okasha, 2013). Martin Nowak bu durumu daha keskin bir biçimde ifade eder: Herkesin herkesle rastgele karşılaştığı bir toplulukta, iş birliği yapmayanlar her zaman daha avantajlıdır ve seçilim iş birlikçileri yok etmeye yönelir. Bu yüzden iş birliğinin evrilebilmesi için özel bir mekanizma gerekir (Nowak, 2006).

Nowak bu mekanizmaları beş başlıkta toplar ve her biri için iş birliğinin ne zaman kazançlı çıkacağını gösteren basit bir koşul türetir (Nowak, 2006). Bunlardan dördü gündelik deneyimle kolayca ilişkilendirilebilir.

Akrabalık: Ortak genlere yatırım

1960'larda William Hamilton'ın geliştirdiği akraba seçilimi fikrine göre, bir canlı kendi genlerinin kopyalarını taşıyan akrabalarına yardım ettiğinde, o genlerin yayılmasına dolaylı yoldan katkıda bulunur. Hamilton kuralı olarak bilinen ölçütün sade anlamı şudur: Yardımın akrabaya sağladığı fayda, akrabalığın yakınlığıyla tartıldığında yardım edenin katlandığı maliyeti aşıyorsa bu tür davranış seçilimle yayılabilir. Kardeşler ve ebeveyn ile çocuk arasında bu yakınlık katsayısı yarımdır; büyükanne ile torun arasında dörtte bir, birinci dereceden kuzenler arasında sekizde birdir (Okasha, 2013).

Okasha'nın önemli bir notu, bu mekanizmanın hayvanların akrabalarını “tanımasını” gerektirmediğidir. Akrabalar çoğu zaman bir arada yaşadığından, yakındaki herkese yardım etmek de benzer sonuç doğurabilir. Asıl gereken, yardım eden ile yardım alanın benzer genler taşıma eğiliminde olmasıdır (Okasha, 2013). Ailesine destek olan bir insan için bu kural, bir hesap yapıldığı anlamına gelmez; kural, böyle bir eğilimin kuşaklar boyunca neden sürdüğünü açıklamaya çalışır.

Karşılıklılık: Bugün sen, yarın ben

Robert Trivers'ın 1971'de geliştirdiği karşılıklı özgecilik fikri, akraba olmayanlar arasındaki yardımı açıklamaya çalışır: Bugün yapılan iyilik, ileride geri döner. Bunun işlemesi için aynı bireylerin tekrar tekrar karşılaşması ve geçmişte kimin ne yaptığını hatırlayabilmesi gerekir; bu nedenle mekanizma, hilecilerin tanınıp cezalandırılabildiği küçük ve istikrarlı gruplarda en iyi sonucu verir. Kan paylaşan vampir yarasalar, doğadaki örnekler arasında sayılır (Okasha, 2013). Nowak'ın formülasyonunda koşul basittir: Aynı kişiyle yeniden karşılaşma olasılığı yeterince yüksekse iş birliği kazançlıdır (Nowak, 2006).

Gündelik hayatta bu, varsayımsal bir örnekle şöyle görünür: Aynı apartmanda yıllardır oturan iki komşu, birbirine anahtar bırakır, kargo teslim alır, hasta olduğunda yemek götürür. Yarın taşınacak bir kiracıyla aynı ilişkiyi kurmak ise daha zordur. Okasha burada önemli bir ayrıntıya dikkat çeker: Yardım edenin kazancı sonunda kendisine döndüğü için, ömür boyu üreme başarısı ölçüt alındığında karşılıklı özgecilik aslında tam anlamıyla özgecilik sayılmaz; ad, alışkanlıkla kullanılmaya devam eder (Okasha, 2013).

İtibar: İyiliğin para birimi

İnsanların yardım ettiği kişilerin çoğu, iyiliği doğrudan geri ödeyebilecek kişiler değildir. Nowak bu nedenle dolaylı karşılıklılık kavramına özel önem verir: Bir kişiye yaptığım iyilik, ondan değil, iyiliğimi duyan başkalarından geri döner. Nowak'ın benzetmesiyle, doğrudan karşılıklılık bir takas ekonomisine, dolaylı karşılıklılık ise paranın icadına benzer; bu ekonomide para birimi itibardır. Bunun işlemesi için insanların birbirlerinin itibarını bilmesi gerekir; dedikodu bu bilgiyi taşır ve dil de dedikodunun aracıdır. Nowak, itibara dayalı iş birliğinin insan zekâsının, dilin ve ahlaki normların gelişiminde belirleyici bir rol oynamış olabileceğini öne sürer (Nowak, 2006). Bu son kısım bir hipotezdir; ama itibarın gündelik hayattaki gücü kolayca gözlenebilir. Mahalle esnafının dürüstlüğüyle tanınması ya da bir satıcının yorumlarla değerlendirilmesi, aynı mantığın modern biçimleridir.

Grup düzeyi: Bencil bireyler, iş birlikçi gruplar

Darwin, İnsanın Türeyişi'nde, fedakâr üyeleri çok olan grupların diğer gruplara üstün gelebileceğini öne sürmüştü. Bu fikre grup seçilimi denir ve evrim biyolojisinin en uzun süren tartışmalarından birinin konusudur. 1960'larda George Williams ve John Maynard Smith, grup seçiliminin zayıf bir kuvvet olduğunu savundu ve fikir uzun süre gözden düştü. En güçlü itiraz, Dawkins'in “içeriden çökertme” dediği sorundur: Fedakâr bir grubun içinde bencil bir birey, başkalarının fedakârlığından yararlanarak daha başarılı olur ve zamanla grubu dönüştürebilir (Okasha, 2013).

1990'lardan itibaren “çok düzeyli seçilim” savunucuları fikri yeniden canlandırdı. Okasha'ya göre bu yeni grup seçilimi modellerinin çoğu, matematiksel olarak akraba seçilimiyle eşdeğerdir. Yine de iki yaklaşımın ilişkisi bugün de tartışmalıdır; Okasha, Nowak, Tarnita ve Wilson'ın 2010'da Nature'da yayımladığı makale ile buna 2011'de yanıt veren çok yazarlı itirazı, süren bu anlaşmazlığın örneği olarak gösterir (Okasha, 2013). Bu tartışma, “iş birliği var mı?” sorusuyla ilgili değildir. Tartışılan şey, iş birliğinin evrimini anlatmanın en doğru matematiksel ve kavramsal çerçevesidir.

İnsanı farklı kılan: Yabancılarla iş birliği

Akrabalık ve karşılıklılık, pek çok canlının yardım davranışını açıklayabilir. İnsanı ilginç kılan, bu mekanizmaların sınırını aşan bir şeydir: Hiç tanımadığımız, bir daha görmeyeceğimiz insanlarla da iş birliği yaparız. Ekonomist Ernst Fehr ve Urs Fischbacher'in deneysel çalışmaları gözden geçirdiği derlemeye göre insan özgeciliği güçlü bir kuvvettir ve hayvanlar âleminde alışılmadık bir olgudur. Aynı derleme, insanların özgecilik düzeylerinin birbirinden çok farklı olduğunu da vurgular. Koşullara göre küçük bir özgecil grup bencil bir çoğunluğu iş birliğine yöneltebilir; tersine, birkaç bencil kişi çok sayıda özgecilin iş birliğinden vazgeçmesine yol açabilir (Fehr ve Fischbacher, 2003).

Bu bulgunun gündelik karşılığı tanıdıktır. Varsayımsal bir örnek düşünelim: Beş kişilik bir proje ekibinde biri sürekli işten kaçıyor ve başkalarının emeğinin üzerine adını yazıyor. Başlangıçta özenle çalışan diğerleri, bir süre sonra “Ben neden uğraşayım?” demeye başlar. Ekip bencil insanlardan oluştuğu için değil, iş birliğinin karşılıksız kaldığını gördükleri için çözülür.

Cezalandırma: Bedeli ödenen adalet duygusu

Fehr ve Simon Gächter'in 2002 tarihli deneyleri, bu çözülmeyi neyin durdurabileceğini gösterir. Katılımcıların ortak bir projeye katkı yaptığı oyunlarda, insanlar katkı yapmayanları kendi paralarından ödeyerek ve hiçbir maddi kazanç beklemeden cezalandırmaya hazırdı. Araştırmacılar buna özgecil cezalandırma adını verdi. Sonuç çarpıcıydı: Cezalandırma mümkün olduğunda iş birliği gelişti; mümkün olmadığında çöktü. Bu davranışın arkasında, kurallara uymayanlara yönelik öfke gibi olumsuz duyguların olduğu görüldü (Fehr ve Gächter, 2002).

Bu bulgu, “iyi” ve “kötü” ayrımını karmaşıklaştırır. Dayanışmayı ayakta tutan şeylerden biri, haksızlık yapanlara karşı duyulan öfkedir. Yani insanın iş birliği eğilimi yalnızca yumuşak duygulardan değil, adaletsizliğe tahammülsüzlükten de beslenir.

Kültür: Aynı oyun, farklı toplumlar

Bu tür deneylerin çoğu uzun süre üniversite öğrencileriyle yapıldı. Joseph Henrich ve çok sayıda antropolog ile ekonomistten oluşan ekip, aynı oyunları dünyanın farklı bölgelerindeki on beş küçük ölçekli toplumda uyguladı. Sonuçlar iki açıdan önemliydi. Birincisi, insanların yalnızca kendi maddi çıkarını en üst düzeye çıkaracağını varsayan klasik model, incelenen on beş toplumun hiçbirinde doğrulanmadı. İkincisi, toplumlar arasındaki farklar beklenenden çok büyüktü. Bu farkların önemli bir kısmını, toplumun ekonomik düzeni açıklıyordu: Pazara daha fazla bağlı olan ve gündelik hayatta iş birliğinin daha çok kazandırdığı toplumlarda insanlar oyunlarda daha cömert ve adil davrandı. Bireylerin yaş, servet gibi özellikleri ise davranışı tutarlı biçimde öngörmedi (Henrich vd., 2005).

Bu sonuç “insan özünde iyidir” anlatısını da doğrudan desteklemez. Gösterdiği şey, adalet ve paylaşım beklentilerinin içinde yaşanan topluma göre şekillendiğidir. Fehr ve Fischbacher de insan özgeciliğinin bazı temel örüntülerinin yalnızca genlere dayalı kuramlarla açıklanamayacağını, bu nedenle kültürel evrimin ve gen ile kültürün birlikte evriminin önemli olduğunu savunur (Fehr ve Fischbacher, 2003). Bu, alandaki tek görüş değildir; kültürün rolünün ne kadar büyük olduğu hâlâ tartışılmaktadır.

Birbirine muhtaç olmak

Gelişim psikoloğu Michael Tomasello ve çalışma arkadaşları, insan iş birliğinin kökenine farklı bir yerden bakar. Onlara göre insan iş birliği ilk olarak saf fedakârlıktan değil, iki tarafın da kazandığı ortak çalışmadan doğmuştur. Önerdikleri ilk adımda, erken insanlar besin elde etmek için birlikte çalışmak zorunda kaldı ve böylece birbirlerine bağımlı hâle geldi. Bu bağımlılık, ortak hedef kurma becerilerini, yiyecek paylaşımını ve hilecilerden kaçınmayı geliştirdi. İkinci adımda, nüfus büyüyüp gruplar birbiriyle rekabet etmeye başladıkça bu beceriler bütün topluma yayıldı; normlar, kurumlar ve grup kimliği ortaya çıktı (Tomasello vd., 2012).

Bu “karşılıklı bağımlılık” hipotezinin ilginç bir sonucu vardır: Hayatı belirli ortaklara bağlı olan biri için o ortaklara yardım etmek, kendi çıkarına da hizmet eder. Bir ortağın iyiliği, ileride sizin başarınızı da etkiler. Burada çıkar ve dayanışma birbirinin karşıtı değildir; birbirine muhtaç olanlar için birbirini kollamak akılcıdır. Bu da kanıtlanmış bir bulgu değil, tartışmaya açık bir hipotezdir.

Yardım etme isteği ne kadar erken başlıyor?

İnsanın yardım eğilimi tamamen öğrenilmiş bir şey mi? Felix Warneken ve Michael Tomasello, 2006'da bu soruya bir yanıt arayan bir dizi basit deney yaptı. On sekiz aylık bebeklerin önünde bir yetişkin, örneğin çamaşır asarken mandalını yere düşürüp ona uzanamıyormuş gibi yaptı. Yetişkin yardım istemedi; yalnızca mandala uzandı. Bebeklerin neredeyse hepsi en az bir kez yardım etti ve vakaların yüzde 84'ünde yetişkin göz teması kurmadan, ilk on saniye içinde harekete geçti. Kritik bir kontrol koşulu da vardı: Yetişkin bir nesneyi bilerek attığında bebekler onu getirmedi. Yani bebekler rastgele nesne toplamıyor, bir amaca ulaşamayan kişiye yardım ediyordu (Max Planck Society, 2006).

Aynı çalışmada insanlar tarafından büyütülmüş genç şempanzeler de test edildi. Şempanzeler, bakıcılarının uzanamadığı bir nesneye ulaşmak gibi kolay durumlarda yardım etti ama daha karmaşık görevlerde etmedi. Araştırmacılar, temel bir yardım etme eğiliminin insan ile şempanzenin ortak atasında da bulunmuş olabileceğini öne sürdü. Aynı açıklamada, başka araştırmaların şempanzelerin yiyecek söz konusu olduğunda çoğunlukla kendileri için davrandığını gösterdiği ve şempanzelerdeki yardımın belirli durumlarla sınırlı olduğu da belirtilir (Max Planck Society, 2006).

Bu bulgular dikkatli yorumlanmalıdır. Gösterdikleri şey, yardım etme eğiliminin çok erken ve ödül beklentisi olmadan ortaya çıkabildiğidir. Bu, insanın doğuştan ahlaklı olduğunu ya da bu eğilimin hiçbir koşulda değişmeyeceğini kanıtlamaz. Tomasello ve çalışma arkadaşları, küçük çocukların ortak bir iş dışında bile yetişkinlere kolayca yardım etmesini kendi karşılıklı bağımlılık hipotezleriyle uyumlu bulur (Tomasello vd., 2012); ama bu yorum, deneyin kendisinden daha ileri bir adımdır.

Sezgilerimiz iş birlikçi mi? Bir tartışmanın hikâyesi

Konunun tartışmalı yanlarını en iyi gösteren örneklerden biri, sezgi ile hesap arasındaki ilişkiye dair araştırmalardır. Soru şudur: İlk tepkimiz paylaşmak mı, yoksa önce kendimizi korumak mı? 2012'de David Rand, Joshua Greene ve Martin Nowak, ekonomik oyunlarla yaptıkları çalışmalarda sezgisel tepkilerin iş birliğini kayırdığını, uzun düşünmenin ise iş birlikçi dürtüleri zayıflatabildiğini bildirdi (Rand, Greene ve Nowak, 2012). Bulgu çekiciydi: “Önce iyilik, sonra hesap” gibi okunabiliyordu.

Rand, 2016'da yayımladığı ve 67 çalışmayı, toplam 17.647 katılımcıyı bir araya getiren bir meta-analizde bu fikri daha incelikli bir biçimde savundu. Bu analize göre sezgiyi öne çıkaran koşullar, kişinin çıkarına hizmet etmediği durumlardaki “saf” iş birliğini yaklaşık yüzde 17 artırıyordu; iş birliğinin aynı zamanda kişinin çıkarına uygun olduğu durumlarda ise anlamlı bir fark yoktu. Rand bunu, sezgilerimizin gündelik hayatta genellikle işe yarayan davranışları yansıttığını, uzun düşünmenin ise o anki duruma özgü hesabı öne çıkardığını savunan sosyal sezgiler hipotezi ile açıkladı (Rand, 2016).

Ancak 2017'de yayımlanan geniş bir tekrar çalışması tabloyu değiştirdi. On iki ülkeden 21 laboratuvar, önceden kayıt altına alınmış ortak bir protokolle 3.596 kişiyi test etti. Katılımcıların bir kısmı on saniye içinde karar vermeye zorlandı, bir kısmı en az on saniye beklemek zorunda kaldı. Bütün katılımcıları içeren ana analizde iki grup arasındaki fark neredeyse sıfırdı; özgün çalışmada bu fark yaklaşık 8,6 puandı. Yalnızca süre kuralına uyanlar analiz edildiğinde bir fark görülüyordu, ama hızlı karar koşulundaki katılımcıların yaklaşık üçte ikisi süreye uymamıştı. Yazarlara göre bu fark büyük olasılıkla seçim yanlılığından kaynaklanıyordu, zaman baskısının iş birliğine nedensel bir etkisini göstermiyordu (Bouwmeester vd., 2017).

Bu hikâye, tarafların kanıt düzeyinin eşit olmadığını gösterir. Belirli bir yöntemin, yani on saniyelik zaman baskısının iş birliğini artırdığı iddiası, geniş ve önceden kayıtlı bir tekrarla desteklenmemiştir. Öte yandan bu sonuç, “insanların sezgileri bencildir” demek de değildir. Açık kalan soru şudur: Sezgilerimizin içeriği, Henrich ve ekibinin gösterdiği gibi yaşadığımız toplumun alışkanlıklarıyla şekilleniyorsa, “sezgisel insan” tek bir şey olmayabilir.

Toplumsal güvenin kökeni: Cüzdan deneyi

Yazının başındaki cüzdan sorusu aslında gerçek bir araştırmanın konusudur. Alain Cohn, Michel Maréchal, David Tannenbaum ve Christian Zünd, üç yıl boyunca 40 ülkedeki 355 şehirde bankalar, oteller ve kamu kurumları gibi yerlere 17.000'den fazla “kayıp” cüzdan teslim etti. Cüzdanlarda sahibine ulaşmayı sağlayacak bir iletişim bilgisi vardı; bazılarında para yoktu, bazılarında az, bazılarında daha fazla para vardı. Araştırmacılar, cüzdanı teslim alan kişinin sahibine haber verip vermediğini ölçtü (Cohn vd., 2019).

Sonuç hem sıradan insanların hem de ekonomistlerin tahminlerinin tersiydi. Scientific American'ın aktardığına göre parasız cüzdanların yaklaşık yüzde 40'ı bildirildi; yaklaşık 13 dolar değerinde yerel para içerenlerde bu oran ortalama yüzde 51'e çıktı; üç ülkede denenen yaklaşık 94 dolarlık cüzdanlarda ise yüzde 72'ye ulaştı. Kırk ülkenin 38'inde cüzdanda ne kadar çok para varsa, geri dönme olasılığı o kadar yüksekti (Scientific American, 2019). Araştırmacılar bu örüntüyü özgecilik ile kişinin kendini hırsız olarak görmekten kaçınmasının birleşimiyle açıkladı. Ek verilere göre cüzdandaki para arttıkça, onu bildirmemek insanlara daha çok “çalmak” gibi geliyordu (Cohn vd., 2019).

Bu bulgu, dürüstlüğün yalnızca dış denetimle değil, kişinin kendine dair taşıdığı ahlaki imajla da ayakta durduğunu düşündürür. Yine de sınırları açıktır. Deney, sokaktaki rastgele kişileri değil, kurumlarda çalışan ve cüzdanı teslim alan görevlileri ölçtü. Ülkeler arasındaki farklar da büyüktü ve bu farklar yolsuzluk gibi göstergelerle ilişkiliydi (Scientific American, 2019). Çin'de yapılan genişletilmiş bir tekrar, cüzdan geri dönüş oranlarına bakıldığında özgün çalışmada bildirilenden belirgin biçimde daha yüksek bir dürüstlük düzeyi buldu (FORRT Replication Atlas'taki Yang vd., 2023 kaydına göre). Yani ölçüm yöntemi sonuçları etkileyebilir; ama paranın dürüstlüğü azaltmadığı yönündeki şaşırtıcı bulgu, insanların birbirine ne kadar güvenebileceğine dair yaygın kötümserliği sorgulamak için güçlü bir nedendir.

Dayanışmanın gölgesi: “Biz” ve “onlar”

İnsanın iş birliğine yatkın olduğunu söylemek, onun barışçıl olduğunu söylemek değildir. Antropolog Richard Wrangham, saldırganlığı iki türe ayırır: öfkeyle, anlık tepkiyle ortaya çıkan tepkisel saldırganlık ve önceden planlanan proaktif saldırganlık. Wrangham'a göre insanlar, şempanze ve bonobolara kıyasla grup içinde çok daha az ölümcül saldırganlık sergiler. Bunu, son yaklaşık 300 bin yılda tepkisel saldırganlığa karşı işlemiş olabilecek bir seçilim sürecine, yani “kendini evcilleştirme” hipotezine bağlar. Wrangham'ın en olası bulduğu açıklamaya göre, dil yoluyla anlaşan grup üyeleri, aşırı saldırgan ve baskın bireyleri ortadan kaldırarak daha eşitlikçi bir düzen kurmuş olabilir (Wrangham, 2019).

Bu açıklamanın ironisi açıktır: Gündelik saldırganlığın azalması, planlı ve koalisyon hâlinde uygulanan şiddete dayanıyor olabilir. Wrangham, tepkisel saldırganlık azalırken proaktif saldırganlığın yüksek kalabileceğini savunur; dilin ne zaman geliştiğine dair varsayımların spekülatif olduğunu ve sınanmasının zor olduğunu da kabul eder (Wrangham, 2019).

Benzer bir gerilim, grup içi dayanışma ile gruplar arası çatışma arasında da vardır. Ekonomist Samuel Bowles ve Jung-Kyoo Choi'nin çalışmalarıyla bilinen bir hipoteze göre, atalarımız arasındaki savaşlar ile dar grup özgeciliği, yani kendi grubuna fedakâr ama yabancılara karşı düşmanca tutum, birlikte evrilmiş olabilir. Ancak bu tür açıklamalara yöneltilen başlıca itirazlardan biri, avcı-toplayıcı atalarımız arasında savaşın davranışları şekillendirecek kadar sık ve yoğun olup olmadığının tartışmalı olmasıdır (Lopez, 2016). Sonuç ne olursa olsun, ders aynıdır: İş birliği yeteneği, herkese karşı iyilik anlamına gelmez. Bir grubu güçlü kılan bağlılık, başka bir gruba karşı seferber edilebilir.

Tartışma tam olarak nerede?

Buraya kadar anlatılanlardan, bilim insanlarının hangi noktalarda büyük ölçüde anlaştığı ve hangi noktalarda ayrıldığı çıkarılabilir. Anlaşma noktası şudur: İnsanlar yalnızca akrabalarıyla değil, akraba olmayanlarla ve çoğu zaman yabancılarla da iş birliği yapar; yalnızca kendi maddi çıkarını gözeten “ekonomik insan” modeli, farklı toplumlarda yapılan deneylerde tutmamıştır (Henrich vd., 2005; Fehr ve Fischbacher, 2003). Bu kısım tartışmalı değildir. Görüşlerin ayrıldığı somut sorular ise şunlardır:

  1. İnsan iş birliğini en iyi ne açıklar? Akrabalık ve karşılıklılık gibi bireysel mekanizmalar mı yeterlidir, yoksa kültürel evrim ve gen–kültür etkileşimi de mi gereklidir? Fehr ve Fischbacher ikinci görüşü savunur; bu, alanın genel uzlaşısı değildir.
  2. Grup seçilimi ayrı bir kuvvet midir? Bazı kuramcılar onu akraba seçiliminin başka bir anlatımı olarak görürken, bazıları ayrı bir açıklama düzeyi olarak savunur (Okasha, 2013).
  3. İlk tepkimiz iş birlikçi mi? Meta-analizler bunu desteklerken, zaman baskısı yöntemini sınayan geniş tekrar çalışması nedensel bir etki bulamamıştır (Rand, 2016; Bouwmeester vd., 2017).
  4. Çatışma, dayanışmayı ne ölçüde şekillendirdi? Gruplar arası savaşın rolü ve sıklığı tartışmalıdır (Lopez, 2016).

Bu soruların hiçbiri “insan iyi mi kötü mü?” sorusuna indirgenemez. Tartışma, iş birliğinin hangi mekanizmalarla, hangi koşullarda ve kime karşı ortaya çıktığı üzerinedir.

Gündelik hayata ne söylüyor?

Bu araştırmalar doğrudan bir yaşam reçetesi vermez; laboratuvar oyunlarından ve hayvan davranışlarından insan ilişkilerine geçerken dikkatli olmak gerekir. Yine de bazı genel dersler, kanıtın sınırlarını aşmadan çıkarılabilir.

Birincisi, iş birliği tekrarlanan ilişkilerde ve görünür itibarın olduğu ortamlarda daha kolay sürer. Nowak'ın mekanizmaları bunu açıkça öngörür. Bir ekip, aynı kişilerin uzun süre birlikte çalıştığı ve katkıların görünür olduğu durumlarda daha istikrarlı işler. Kısa süreli ve isimsiz ilişkilerde ise iş birliği için başka dayanaklara, örneğin açık kurallara ve güvenilir kurumlara ihtiyaç duyulur.

İkincisi, adalet duygusu iş birliğinin bir parçasıdır. Fehr ve Gächter'in deneyleri, haksızlığın görmezden gelindiği ortamlarda iş birliğinin çözüldüğünü gösterir. Varsayımsal bir örnekle, bir iş yerinde emeği sahiplenenlerin ödüllendirildiği, işten kaçanların hiçbir sonuçla karşılaşmadığı bir düzen, başlangıçta iş birlikçi olan insanları da zamanla geri çekilmeye iter. Sorun çoğu zaman bireylerin “özünde” değil, iş birliğini koruyan ya da aşındıran kurallardadır.

Üçüncüsü, insanlar hakkındaki varsayımlarımız yanılabilir. Cüzdan deneyinde hem sıradan insanlar hem de ekonomistler, para arttıkça dürüstlüğün azalacağını tahmin etti ve yanıldı (Scientific American, 2019). Herkesin fırsat bulduğunda çıkarını kollayacağını varsayan bir bakış, gerçekte var olandan daha az güven öngörebilir. Bu, saflığa bir çağrı değildir; Fehr ve Fischbacher'in de vurguladığı gibi insanlar arasında büyük farklar vardır ve birkaç bencil kişinin etkisi büyük olabilir. Ama aşırı kötümserlik de kanıta dayanmayan bir varsayımdır.

Sonuç: Ne salt bencil ne koşulsuz dayanışmacı

“İnsanın özü bencil mi yoksa dayanışmaya mı yatkın?” sorusunun kanıtlarla uyumlu yanıtı, iki seçenekten birini seçmek değildir. Evrim kuramı, yardımseverliğin neden ortaya çıkmasının zor olduğunu açıklar; ama aynı kuram, akrabalık, karşılıklılık, itibar ve grup yapısı gibi mekanizmalarla yardımseverliğin nasıl evrilebildiğini de gösterir. “Bencil gen” mecazı, insanların bencil güdülerle hareket ettiğini kanıtlamaz; genlerin yayılmasına dair bir anlatım biçimidir.

İnsan davranışına dair deneyler ise ne saf bencilliği ne de koşulsuz fedakârlığı destekler. Bebekler ödül beklemeden yardım eder; yetişkinler yabancılara güvenir, kayıp cüzdanları geri verir, haksızlık yapanları kendi bedellerini ödeyerek cezalandırır. Aynı insanlar, iş birliklerinin karşılıksız kaldığını gördüklerinde geri çekilir ve kendi gruplarına duydukları bağlılığı başkalarına karşı çevirebilir. Bu bulguların en tutarlı sentezi, insanın koşullara duyarlı bir iş birlikçi olduğudur: Karşılık, itibar, adalet ve aidiyet işaretlerine göre davranışını ayarlayan bir canlı.

Bu sentez bazı soruları açık bırakır. İnsan iş birliğinde kültürün mü yoksa genetik eğilimlerin mi daha belirleyici olduğu, ilk tepkilerimizin gerçekten iş birlikçi olup olmadığı ve çatışmanın dayanışmayı ne ölçüde şekillendirdiği hâlâ tartışılmaktadır. Ama bir nokta yeterince açıktır: İnsanın “özü”, sabit bir karakterden çok, hangi koşullarda ortaya çıkacağı büyük ölçüde içinde yaşadığı ilişkilere ve kurumlara bağlı olan bir kapasitedir. Bu nedenle “insan bencildir” ya da “insan iyidir” gibi genel hükümler yerine sorulması gereken soru, hangi düzenlerin insandaki iş birliği kapasitesini beslediği ve hangilerinin onu aşındırdığıdır.

Kaynak ve Kapsam Notu

Yazıda aktarılan deneylerin çoğu ekonomik oyunlara ve kontrollü laboratuvar ya da saha koşullarına dayanır. Bu nedenle bulgular, gündelik ilişkilere ancak dikkatli bir genellemeyle taşınabilir. Bebek ve şempanze deneyi Max Planck Enstitüsü'nün basın açıklamasından, cüzdan deneyi ise çalışmanın özetinden ve bilimsel haberinden aktarılmıştır. Bowles ve Choi'nin savaş ile dar grup özgeciliğine dair çalışmalarının özgün metinleri okunmamıştır; bu hipotezin tartışmalı yanı, bir derleme makalesine dayanılarak verilmiştir.

Kaynakça

Evrimsel kuram ve insan iş birliğinin kökenleri

Lopez, A. C. (2016). The evolution of war: theory and controversy. International Theory, 8(1), 97–139. DOI: 10.1017/S1752971915000184

Nowak, M. A. (2006). Five rules for the evolution of cooperation. Science, 314(5805), 1560–1563. DOI: 10.1126/science.1133755

Okasha, S. (2013). Biological Altruism. Stanford Encyclopedia of Philosophy (ilk yayın 2003; gözden geçirilmiş sürüm 2013). SEP maddesi

Tomasello, M., Melis, A. P., Tennie, C., Wyman, E. ve Herrmann, E. (2012). Two key steps in the evolution of human cooperation: The interdependence hypothesis. Current Anthropology, 53(6). DOI: 10.1086/668207

Wrangham, R. W. (2019). Hypotheses for the evolution of reduced reactive aggression in the context of human self-domestication. Frontiers in Psychology, 10, 1914. DOI: 10.3389/fpsyg.2019.01914

Deneysel, gelişimsel ve kültürlerarası araştırmalar

Bouwmeester, S., Verkoeijen, P. P. J. L., Aczel, B. vd. (2017). Registered replication report: Rand, Greene, and Nowak (2012). Perspectives on Psychological Science, 12(3), 527–542. DOI: 10.1177/1745691617693624

Cohn, A. vd. (2019). Civic honesty around the globe. Science, 365, 70. DOI: 10.1126/science.aau8712

Fehr, E. ve Fischbacher, U. (2003). The nature of human altruism. Nature, 425(6960), 785–791. DOI: 10.1038/nature02043

Fehr, E. ve Gächter, S. (2002). Altruistic punishment in humans. Nature, 415(6868), 137–140. DOI: 10.1038/415137a

FORRT. (t.y.). Civic honesty around the globe — replicated: mixed. FLoRA Replication Atlas (Yang vd., 2023 tekrar çalışmasının kaydı). FORRT kaydı

Henrich, J., Boyd, R., Bowles, S., Camerer, C., Fehr, E., Gintis, H., McElreath, R. vd. (2005). “Economic man” in cross-cultural perspective: Behavioral experiments in 15 small-scale societies. Behavioral and Brain Sciences, 28, 795–855. Yayın kaydı

Max Planck Society. (2006). Baby's helping hands. Basın açıklaması (Warneken ve Tomasello, 2006, Science, DOI: 10.1126/science.1121448 çalışması hakkında). Max Planck

Rand, D. G. (2016). Cooperation, fast and slow: Meta-analytic evidence for a theory of social heuristics and self-interested deliberation. Psychological Science, 27(9). DOI: 10.1177/0956797616654455

Rand, D. G., Greene, J. D. ve Nowak, M. A. (2012). Spontaneous giving and calculated greed. Nature, 489(7416), 427–430. DOI: 10.1038/nature11467

Scientific American. (2019). “Missing” wallets with more cash are more likely to be returned. Scientific American. Scientific American
 
Kişiselleştirme

Tema editörü

Ayarlar Renkler

  • Mobil kullanıcılar bu fonksiyonları kullanamaz.

    Alternatif header

    Farklı bir görünüm için alternatif header yapısını kolayca seçebilirsiniz.

    Görünüm Modu Seçimi

    Tam ekran ve dar ekran modları arasında geçiş yapın.

    Izgara Görünümü

    Izgara modu ile içerikleri kolayca inceleyin ve düzenli bir görünüm elde edin.

    Resimli Izgara Modu

    Arka plan görselleriyle içeriğinizi düzenli ve görsel olarak zengin bir şekilde görüntüleyin.

    Yan Paneli Kapat

    Yan paneli gizleyerek daha geniş bir çalışma alanı oluşturun.

    Sabit Yan Panel

    Yan paneli sabitleyerek sürekli erişim sağlayın ve içeriğinizi kolayca yönetin.

    Box görünüm

    Temanızın yanlarına box tarzı bir çerçeve ekleyebilir veya mevcut çerçeveyi kaldırabilirsiniz. 1300px üstü çözünürler için geçerlidir.

    Köşe Yuvarlama Kontrolü

    Köşe yuvarlama efektini açıp kapatarak görünümü dilediğiniz gibi özelleştirin.

  • Renginizi seçin

    Tarzınızı yansıtan rengi belirleyin ve estetik uyumu sağlayın.

Geri