-
- Katılım
- 28 Ekim 2026
-
- Mesajlar
- 156
-
- Tepkime puanı
- 9
-
- Puan
- 18
Okuma notu: Bu yazı, ele aldığı geleneğin metinlerini kendi bakışıyla aktarır. Anlatılanlar tarihsel ya da bilimsel olgu iddiası değildir; kaynak ve kapsam yazının sonunda belirtilir.
Ölüme yakın deneyim denince çoğu insanın aklına benzer bir sahne gelir. Kalbi duran biri hastane yatağının üstünde süzülür, kendi bedenine ve çevresinde çalışan sağlık ekibine yukarıdan bakar, sonra karanlık bir geçidin ucundaki ışığa doğru çekilir, ölmüş yakınlarıyla karşılaşır ve bir sınırdan geri gönderilir. Bu anlatılar uzun zamandır ruhun bedenden ayrılabildiğinin işareti olarak okunuyor. 1980'lerin sonundan beri ise aynı anlatılar hastanelerde sistemli biçimde toplanıyor, beyin dalgası kayıtlarıyla karşılaştırılıyor ve yalnız tavandan görülebilecek gizli resimlerle sınanıyor.
Bu çalışmaların sınadığı iddia açıktır: Kalp durduğunda bilinç bedenden ayrılıp dışarıyı algılayabiliyorsa, bunun izi tıbbi kayıtlarda görünmelidir. Eldeki kayıtlar bu konuda birkaç şeyi oldukça güvenle söylüyor. Bu deneyimler gerçekten yaşanıyor ve kalp durmasından sağ çıkanların azımsanmayacak bir kısmında görülüyor. Ölmekte olan beyin, sanıldığı kadar hızlı ve sessiz kapanmıyor. Bilincin bedenden çıkıp dışarıdaki bir şeyi gördüğünü sınamak için kurulan deneyler ise bugüne kadar doğrulanmış tek bir olumlu sonuç vermedi. Deneyimin tam olarak hangi anda yaşandığı ve beynin bu kadar zengin bir deneyimi bu koşullarda nasıl ürettiği hâlâ yanıt bekliyor.
Ölüme yakın deneyim nedir, kimde görülür?
Araştırmacılar ölüme yakın deneyimi, gerçek ya da algılanan bir yaşam tehlikesi sırasında ortaya çıkan, dış dünyayla bağı kopmuş ama içerik bakımından çok zengin bir bilinç hâli olarak tanımlıyor. Sık görülen öğeler arasında derin bir huzur, parlak ışık, karanlık bir geçit, bedenin dışında olma duygusu, ölmüş kişilerle karşılaşma, hayatın gözden geçirilmesi ve geri dönülmez bir sınıra yaklaşma hissi bulunur (Martial ve ark., 2025). Bu öğelerin hepsi her deneyimde bulunmaz. Kimi kişi yalnızca kısa bir huzur anını, kimi uzun ve ayrıntılı bir anlatıyı hatırlar.
Olgu yeni değildir. Martial ve ekibinin aktardığına göre ilk kayıtlardan biri 1892'de A. Heim'ın Alplerde tırmanırken düştüğü kendi deneyiminden yola çıkan yazısıdır. Kavram ise 1975'te Raymond Moody'nin, yoğun bakımdan sağ çıkan 150'den fazla kişinin anlatımlarına dayanan kitabıyla yaygınlaştı (Martial ve ark., 2025).
Bu alandaki klinik çalışmaların çoğu kalp durması yaşayan hastalara odaklanır. Kalp durmasında kalp kan pompalamayı, solunum da işlemeyi bırakır. Parnia ve ekibinin vurguladığı gibi kalp durması kalp kriziyle aynı şey değildir; bir hastalığın ya da olayın kişiyi ölüme götüren son evresidir (Parnia ve ark., 2022; NYU Langone Health, 2022). AWARE çalışmasını yürüten ekip de "ölüme yakın" gibi tanımı belirsiz durumlar yerine, biyolojik olarak ölümle eşdeğer saydıkları kalp durmasının incelenmesini önerdi (University of Southampton, 2014). Bu tercihin pratik bir nedeni de var: Kalp durmasının başladığı an kayıtlıdır, canlandırma (kardiyopulmoner resüsitasyon, KPR) belirli protokollerle yürütülür ve hasta sağ kalırsa kısa süre içinde görüşmeye alınabilir.
Bir deneyim nasıl ölçülür?
Kişilerin anlattıklarını karşılaştırılabilir kılmak için en yaygın araç, psikiyatr Bruce Greyson'ın 1983'te geliştirdiği 16 maddelik ölçektir. Ölçek, zamanın hızlanması ya da yavaşlaması veya bir sınıra varıp geri gönderilme gibi öğeleri ayrı ayrı puanlar; iç tutarlılığı ve tekrar ölçüm güvenilirliği yüksek bulunmuştur (Greyson, 1983). Araştırmalarda genellikle 7 ve üzeri puan ölüme yakın deneyim eşiği olarak kullanılır (Kondziella ve ark., 2019). Liège Üniversitesi'ndeki bir ekip son yıllarda 20 maddelik daha ayrıntılı bir ölçek geliştirdi ve bugün bunu en sağlam araç olarak görüyor (Martial ve ark., 2025).
Ölçek önemli bir sorunu çözer: Kimin neyi "ölüme yakın deneyim" saydığını standartlaştırır. Ancak ölçek yalnızca anlatıyı sınıflandırır; anlatılan şeyin dış dünyada gerçekten olup olmadığını söylemez.
Ne kadar yaygın?
İleriye dönük hastane çalışmalarında kalp durmasından sağ çıkanların yaklaşık yüzde 10 ile 23'ü ölüme yakın deneyim bildiriyor. Uzun süre yoğun bakımda kalanlarda bu oran yüzde 15, ağır kafa travması geçirenlerde yüzde 3 civarında bulunmuş (Martial ve ark., 2025). Genel nüfusta yapılan ve 35 ülkeden 1034 yetişkinin katıldığı çevrim içi bir ankette katılımcıların yüzde 28'i böyle bir deneyim yaşadığını söyledi; ancak Greyson ölçeğinde eşiği geçenler yalnızca 106 kişiydi, yani yaklaşık yüzde 10 (Kondziella ve ark., 2019). Bu fark, kendini bu deneyimi yaşamış sayan herkesin aynı türden bir deneyimden söz etmediğini gösteriyor.
Benzer deneyimler bayılma, kıl payı atlatılan bir trafik kazası ya da madde kullanımı gibi gerçek ölüm tehlikesi olmayan durumlarda da ortaya çıkıyor ve klasik örnekler kadar sık görünüyor. Martial ve ekibi bu yüzden belirleyici etkenin dışarıdan bakıldığında hayatın tehlikede olması değil, beynin bir tehdidi algılayıp ona verdiği tepki olduğunu öne sürüyor (Martial ve ark., 2025). Deneyim, bedenin gerçekten ölüme yaklaşmadığı durumlarda da yaşanabiliyorsa, onu yalnızca ölümle ilgili bir olay olarak okumak zorlaşır.
Hastane kayıtları ne gösterdi?
İlk araştırmalar büyük ölçüde deneyimini anlatmak isteyen gönüllülere dayanıyordu. Bu yöntemle güçlü ve etkileyici anlatılar öne çıkar, hiçbir şey hatırlamayan ya da anlatmak istemeyen kişiler görünmez kalır. Bunu aşmak için araştırmacılar ileriye dönük bir düzen kurdu: Katılan hastanelerde kalp durmasından sağ çıkan herkesle, olaydan kısa süre sonra görüşmek. Bu düzenle yapılan üç çalışma, bugün tartışmanın temelini oluşturuyor.
Hollanda çalışması
Kardiyolog Pim van Lommel ve ekibi, 1988'de başlattıkları çalışmada on Hollanda hastanesinde kalp durmasından sonra başarıyla canlandırılan 344 hastayı sırayla kayda aldı ve onlarla birkaç gün içinde görüştü. Hastaların 62'si (yüzde 18) bir tür ölüme yakın deneyim bildirdi; bunların 41'i (yüzde 12) daha derin, çok öğeli bir deneyim anlattı. Deneyimin ortaya çıkması kalp durmasının ya da bilinçsizliğin süresiyle, kullanılan ilaçlarla ve hastanın önceden ölümden korkup korkmamasıyla ilişkili çıkmadı (van Lommel ve ark., 2001).
Yazarlar bu bulgudan önemli bir çıkarım yaptı: Deneyim yalnızca beynin oksijensiz kalmasının ürünü olsaydı, klinik olarak ölü sayılan hastaların çoğunun böyle bir şey anlatması gerekirdi. Çalışmanın bir başka sonucu da uzun dönemle ilgiliydi. İki ve sekiz yıl sonra yapılan görüşmelerde deneyim yaşayanlar, yaşamayan eşleştirilmiş hastalara göre ölümden daha az korkuyor ve ölümden sonraki hayata daha güçlü inanıyordu; bu değişimin yerleşmesi birkaç yıl sürmüştü. Deneyim bildiren hastaların, özellikle de derin deneyim yaşayanların canlandırmadan sonraki 30 gün içinde ölme oranı belirgin biçimde daha yüksekti (van Lommel ve ark., 2001).
AWARE: Tavandaki raflar
2008'de başlayan AWARE çalışması, İngiltere, ABD ve Avusturya'daki 15 hastanede 2060 kalp durması vakasını izledi (University of Southampton, 2014). Çalışmanın en özgün yanı bir sınama düzeneğiydi: Kalp durmasının sık yaşandığı alanlara tavana yakın raflar yerleştirildi ve rafların üst yüzüne yalnızca yukarıdan görülebilecek resimler kondu. Fikir basitti: Bedenden ayrılıp tavandan baktığını söyleyen biri, oradaki resmi de görebilmeliydi (Novella, 2014).
Sonuçlar beklenenden karmaşık çıktı. 140 hasta ilk görüşmeyi, 101'i ikinci ve daha ayrıntılı görüşmeyi tamamladı. Görüşülen hastaların yüzde 46'sı korku, hayvanlar ve bitkiler, parlak ışık, şiddet ya da takip edilme, déjà vu, aile ve canlandırma sonrası olaylar gibi yedi tema etrafında anılar anlattı. Yalnızca yüzde 9'unun deneyimi ölüme yakın deneyim ölçütlerini karşıladı, yüzde 2'si ise canlandırma sırasında olanları "görüp duyduğunu" anlattı (Parnia ve ark., 2014). Görüşülen hastaların yüzde 39'u bir tür farkındalık hissettiğini söyledi ama somut bir olay hatırlamadı; Parnia bunu, bazı hastaların zihinsel etkinliği olduğu hâlde beyin hasarı ya da yatıştırıcı ilaçlar yüzünden anılarını kaybetmiş olabileceği biçiminde yorumladı (University of Southampton, 2014).
Gizli resimler testi ise sonuç vermedi. Kalp durmalarının yüzde 78'i raf bulunmayan alanlarda gerçekleşti ve hiçbir hasta raflardaki resimlerden söz etmedi (Novella, 2014). Çalışmanın en çok tartışılan bulgusu tek bir vakadır. Bu hastanın anlattıkları, kalp durması sırasında kullanılan işitsel uyaranlar yardımıyla zamanlanabildi. Parnia'ya göre hastanın farkındalığı, kalbin atmadığı yaklaşık üç dakikalık bir süreye denk geliyordu ve anlattığı görsel ayrıntılar doğrulanan olaylarla uyumluydu. Parnia bunu paradoksal buldu, çünkü beyin genellikle kalp durduktan 20–30 saniye sonra işlevini yitirir. Yine de araştırmacıların kendi sonucu ölçülüydü: Deneyimlerin gerçekliği kesin olarak kanıtlanamadı, ama dışlanamadı da (University of Southampton, 2014).
AWARE II: Tablet, kulaklık ve beyin dalgaları
İkinci çalışma bu kez raflara güvenmedi. Mayıs 2017 ile Mart 2020 arasında ABD ve İngiltere'deki 25 hastanede, hastanede kalp durması yaşayan 567 kişi izlendi. Canlandırma sürerken hastanın başının üstüne yalnız yukarıdan görülebilecek bir görüntü gösteren bir bilgisayar yerleştirildi, kulaklarına kulaklık takıldı ve 85 hastada beyin dalgaları (EEG) ile beyin dokusundaki oksijen düzeyi eşzamanlı ölçüldü (Parnia ve ark., 2023; NYU Langone Health, 2023).
567 hastanın yalnızca 53'ü (yüzde 9,3) sağ kaldı; bunların 28'i görüşmeyi tamamladı ve 11'i (yüzde 39,3) bilinçliliğe işaret eden anılar ya da algılar anlattı. Araştırmacılar bu anlatıları dört gruba ayırdı: Canlandırma sırasında komadan kısa süreli uyanma (2 kişi), canlandırma sonrasında uyanma (2 kişi), rüya benzeri deneyimler (3 kişi) ve aşkın nitelikli "ölüm deneyimi" anlatıları (6 kişi). Hastane dışında kalp durması yaşayıp anılarını bildiren 126 kişiyle yapılan ek inceleme beşinci bir grubu ortaya çıkardı: tıbbi olayların yanlış yorumlandığı sanrılar. Sınama düzeneğinin sonucu açıktı: Gösterilen görüntüyü tanıyan kimse olmadı; yalnızca bir kişi kulaklıktan verilen işitsel uyaranı doğru bildi (Parnia ve ark., 2023).
Beyin kayıtları ise farklı bir yönden şaşırtıcıydı. Beyin dokusunun oksijen düzeyi belirgin biçimde düşükken (ortalama yüzde 43), bazı hastalarda canlandırmanın 35 ile 60. dakikaları arasında bile olağana yakın EEG etkinliği görüldü. Yazarlar bunu bilişsel etkinliğin yeniden başlamasının ve bilinçliliğin bir işareti olabileceği biçiminde yorumladı (Parnia ve ark., 2023). Araştırma ekibinin kurum açıklamasındaki sonuç ise ihtiyatlıydı: Bugüne kadarki araştırmalar, hastaların ölümle ilgili deneyimlerinin gerçekliğini ya da anlamını ne kanıtladı ne de çürüttü (NYU Langone Health, 2023).
| Çalışma | Kapsam | Öne çıkan bulgu | Sınır |
|---|---|---|---|
| Hollanda (2001) | 10 hastane, 344 hasta | Hastaların %18'i bir deneyim, %12'si derin bir deneyim bildirdi; deneyim kalp durmasının süresiyle ilişkili çıkmadı. | Beyin kaydı yok; deneyimin hangi anda yaşandığı bilinmiyor. |
| AWARE (2014) | 15 hastane, 2060 kalp durması, 140 görüşme | %9 ölüme yakın deneyim, %2 olayları görüp duyma anlatısı; bir vaka işitsel uyaranlarla zamanlandı. | Kalp durmalarının %78'i raf olmayan alanlarda yaşandı; gizli resimlerden söz eden olmadı. |
| AWARE II (2023) | 25 hastane, 567 kalp durması, 28 görüşme | 11 kişi bilinçliliğe işaret eden anılar bildirdi; bazı hastalarda canlandırma sırasında olağana yakın EEG görüldü. | Görüntüyü tanıyan olmadı; düşük sağkalım yüzünden örneklem çok küçük kaldı. |
Kalp durunca beyin ne yapar?
Ölüme yakın deneyim tartışmasının merkezinde bir varsayım durur: Kalp durunca beyin birkaç saniye içinde susar ve bilinç için gereken etkinlik ortadan kalkar. Bu varsayım kısmen doğrudur, ama tablo sanıldığından daha ayrıntılıdır.
Elektriksel sessizlik ve hücre ölümü
Hayvan deneylerinde beyne kan akışı tümüyle kesildiğinde beyin kabuğunun elektriksel etkinliği yaklaşık 20–40 saniye içinde düz çizgiye iner. Berlin'deki Charité Hastanesi'nden Jens Dreier ve ekibi bu süreci insan beyninde ayrıntılı olarak kaydetti. Yaşamı sürdürücü tedavileri sonlandırılan ağır beyin hasarlı hastalara yerleştirilmiş elektrotlar, beyin oksijeni hızla düşerken elektriksel etkinliğin bütün kayıt alanlarında aynı anda sustuğunu gösterdi. Hücrelerin enerji dengesini yitirdiğini gösteren son depolarizasyon dalgası ise bundan sonra, kan akışındaki son düşüşten yaklaşık 4 dakika (ortanca değer 3,9 dakika) sonra başladı. Ekibe göre bu dalga hücre ölümüne giden zehirli süreçlerin başlangıcıdır ve dolaşım zamanında geri gelirse belli bir noktaya kadar geri döndürülebilir (Dreier ve ark., 2018).
Bu bulgu iki şeyi birlikte söyler. Düz bir EEG, beynin dışarıdan ölçülebilen etkinliğinin durduğunu gösterir; ancak elektriksel sessizlik, beyin hücrelerinin öldüğü anlamına gelmez. Parnia'nın ifadesiyle ölüm belirli bir an değil, belli bir noktaya kadar geri çevrilebilen bir süreçtir (University of Southampton, 2014). Kalp durmasından dönen bir hastanın beyni, bu sürecin geri dönülebilir bölümünden geçmiş demektir.
Ölmekte olan beyinde ani dalgalanmalar
Michigan Üniversitesi'nden Jimo Borjigin ve ekibi 2013'te dokuz sıçanda deneysel kalp durması sırasında beyin dalgalarını kaydetti. Kalp durduktan sonraki ilk 30 saniye içinde, beynin farklı bölgeleri arasında uyumlu çalışan, gama denen yüksek frekanslı dalgalarda kısa süreli ve yaygın bir artış görüldü. Bazı ölçümlerde bu etkinlik uyanıklık düzeyini bile aştı ve elektrik çizgisi düzleşmeden önce kayboldu. Yazarlar, memeli beyninin ölüme yakın anda bilinçli işlemenin bazı sinirsel işaretlerini üretebildiği sonucuna vardı (Borjigin ve ark., 2013).
Bu bulgu kısa sürede ölüme yakın deneyimin "açıklaması" olarak haberleşti. Greyson ve meslektaşları ise aynı dergiye yazdıkları mektupta üç önemli sınır gösterdi: Sıçanların bu sırada ne yaşadığını bilmenin hiçbir yolu yoktur, kalp durması sonrasındaki etkinlik durmadan önceki toplam elektriksel gücün çok küçük bir kesridir ve bulgunun insan beynine ne ölçüde uyduğu belirsizdir (Greyson ve ark., 2013).
2023'te aynı ekip insan verisine baktı. Yoğun bakımda komada olan ve kurtarılma umudu kalmadığı için ailelerinin onayıyla solunum desteği kesilen dört hastanın EEG kayıtlarını inceledi. Dört hastanın ikisinde solunum desteği kesildikten sonra gama dalgalarında ani bir artış ve beynin arka bölümünde, bilinçli algıyla ilişkilendirilen bölgede bağlantılarda yoğunlaşma görüldü. Ama bu hastalar öldüğü için hiçbirinden bir deneyim anlatısı alınamadı; yazarlar da gözlenen etkinliği bir deneyimle eşleştiremediklerini belirtti (Xu ve ark., 2023).
Bütün bu kayıtlar ortak bir sonuca işaret ediyor: Ölmekte olan beyin, sessizliğe gömülmeden önce ve kimi durumda canlandırma sırasında düzenli ve yoğun etkinlik dalgaları üretebiliyor. Ancak beyin temelli açıklamayı savunan araştırmacılar bile ölüme yakın deneyimin biyolojik bir imzasının henüz bulunmadığını kabul ediyor; AWARE II'deki EEG bulgularını da yöntem sorunları yüzünden henüz kesin saymıyorlar (Martial ve ark., 2025). Burada ele alınan çalışmaların hiçbirinde, aynı kişide belirli bir beyin dalgası değişikliği o kişinin anlattığı belirli bir deneyimle zaman içinde eşleştirilemedi.
Oksijen ve karbondioksit
En eski açıklama beynin oksijensiz kalmasıdır. Hollanda çalışmasında deneyimin kalp durmasının süresiyle ilişkili çıkmaması bu açıklamayı tek başına zayıflattı (van Lommel ve ark., 2001). Slovenya'daki üç hastanede hastane dışında kalp durması yaşayan 52 hastayla yapılan bir çalışmada ise ölüme yakın deneyim bildiren 11 hastada (yüzde 21) kandaki ve soluk havasındaki karbondioksit düzeyinin daha yüksek olduğu bulundu. Deneyim; yaş, cinsiyet, eğitim, dini inanç, ölüm korkusu ve canlandırmada verilen ilaçlarla ilişkili çıkmadı (Klemenc-Ketis ve ark., 2010). Örneklem küçüktür ve bulgu bir ilişkiyi gösterir; karbondioksitin deneyimi doğurduğunu kanıtlamaz.
Ölüme yakın deneyime benzeyen durumların pilot eğitimindeki ani hızlanmalarda, uzun süreli nefes tutmada ve bayılmada da bildirilmesi, kan gazlarındaki ve beyin kan akışındaki değişikliklerin zemini hazırladığını düşündürüyor (Martial ve ark., 2025). Ancak tek bir gazın ya da tek bir değerin bütün deneyimi açıkladığını gösteren bir kanıt yok.
Bedenden çıkma hissi beyinde nasıl oluşabilir?
Ruhun ayrılışı tartışmasında en önemli öğe beden dışı algıdır: kişinin kendini bedeninin dışında bir noktada bulması ve bedenine oradan bakması. Bu his, ruhun bedenden ayrıldığına dair en doğrudan izlenim olduğu için ayrıca incelenmeyi hak ediyor.
Elektrik uyarımıyla üretilen beden dışı his
2002'de Cenevre'de Olaf Blanke ve ekibi, epilepsi ameliyatı öncesinde değerlendirilen bir hastanın beynine yerleştirilen elektrotlarla haritalama yaparken beklenmedik bir şey gözledi. Sağ beyin yarısında açısal girus denen bölgenin uyarılması, hastada tekrar tekrar bedenin dışında olma hissini tetikledi. Hasta kendini yatakta yatarken yukarıdan gördüğünü, ama yalnızca bacaklarını ve gövdesinin alt kısmını seçebildiğini anlattı. Aynı bölgenin uyarılması kol ve bacaklarda biçim değişikliği ve bedenin yer değiştirdiği hissi de üretti. Yazarlar, beden dışı deneyimin beynin beden duyumlarını ve denge bilgisini birleştirmede yaşadığı bir aksaklığı yansıtabileceği sonucuna vardı (Blanke ve ark., 2002).
Deney, kişinin kendini nerede hissettiğinin beynin bedenden gelen sinyallerle sürekli kurduğu bir model olduğunu gösteriyor. Bu model bozulduğunda "bedenin dışındayım" hissi ortaya çıkabilir. Ölüme yakın deneyim modelleri de bu nedenle şakak ve yan kafa loblarının birleştiği bölgeye özel önem veriyor (Martial ve ark., 2025).
Uyku ile uyanıklık arasındaki sızıntı
Rüyaların en canlı görüldüğü uyku evresine hızlı göz hareketi (REM) uykusu denir. Bu evrede beyin etkinliği uyanıklığa benzer, kaslar ise gevşek ve hareketsizdir (Martial ve ark., 2025). Bazı insanlarda bu durumun öğeleri uyanıklığa taşar: Uyanırken kıpırdayamama ya da uykuya dalarken başkalarının duymadığı sesler duyma bunun örnekleridir. Buna REM sızması denir.
Nörolog Kevin Nelson ve ekibi 2006'da ölüme yakın deneyim yaşamış 55 kişiyi yaş ve cinsiyete göre eşleştirilmiş 55 kişiyle karşılaştırdı. Deneyim yaşayanların yüzde 60'ı hayatlarında REM sızması yaşadığını bildirirken bu oran karşılaştırma grubunda yüzde 24'tü (Nelson ve ark., 2006). Bu çalışma kontrol grubunun seçimi yüzünden eleştirildi (Kondziella ve ark., 2019). 35 ülkeden 1034 kişiyle yapılan çevrim içi çalışma ise farklı bir yöntemle benzer bir ilişki buldu: REM sızması, eşiği geçen deneyim yaşayanlarda yüzde 47, eşiğin altında kalanlarda yüzde 26, deneyim bildirmeyenlerde yüzde 14 oranında görüldü (Kondziella ve ark., 2019). Yazarların da vurguladığı gibi ilişki nedensellik anlamına gelmez; ama bazı insanların beyninin uyku ile uyanıklık arasındaki sınırı daha kolay geçtiğini ve bunun deneyime yatkınlıkla bağlantılı olabileceğini düşündürür.
Bayılma ve laboratuvar deneyimleri
Martial ve ekibinin aktardığına göre, sağlıklı gönüllülerde zararsız bayılma ataklarıyla yapılan bir çalışmada ölüme yakın deneyime benzeyen rüyamsı deneyimler, beyinde yavaş dalgaların belirli bir düzenle artmasıyla ilişkili bulundu. Deneyimin zenginliği arttıkça, benlik ve beden algısıyla ilgili bölgelerdeki bu etkinlik de artıyordu. Plaseboyla karşılaştırmalı bir başka çalışmada psikedelik bir madde olan DMT'nin etkileri, ölüme yakın deneyimlerle önemli ölçüde örtüşen bir içerik üretti (Martial ve ark., 2025). Bu bulgular, ölüme yakın deneyime benzer bir içeriğin ölüm tehlikesi olmadan da üretilebildiğini gösteriyor.
Yine de bu laboratuvar modellerinin bir sınırı var ve iki taraf da bunu kabul ediyor. Martial ve ekibi, elektrik uyarımıyla elde edilen beden dışı hissin ölüme yakın deneyimdeki beden dışı algıyla tam örtüşmediğini ve hiçbir çalışmanın bu deneyimi bütünüyle yeniden üretemediğini yazıyor (Martial ve ark., 2025). Greyson ve Pehlivanova ise beyin uyarımının gözle görülemeyen bir şeyin doğru algılanmasını ya da bedenin dışındaki bir bakış noktasından gerçek bir algıyı ürettiğine dair hiçbir kanıt bulunmadığını vurguluyor (Greyson ve Pehlivanova, 2025; aktaran UVA Health, 2026). Mekanizmalar bedenden ayrılma hissini açıklayabilir; dışarıdaki bir şeyi doğru görme iddiası ise ayrı bir sorudur.
Gerilimin merkezi: zamanlama ve doğrulanabilir algı
Beyin temelli açıklamalar ile ruhun ayrılışı yorumu arasındaki tartışma, sonunda iki noktada düğümleniyor. Deneyim tam olarak ne zaman yaşanıyor ve deneyim sırasında dış dünyaya ait doğrulanabilir bir bilgi ediniliyor mu?
Deneyim hangi anda yaşanıyor?
Hastalar deneyimlerini her zaman sonradan anlatır ve anıların üzerinde bir saat damgası yoktur. Deneyim, kan basıncı düşerken kalp tam durmadan önce, canlandırma sırasında beyne bir miktar kan ulaştığında ya da kalp yeniden çalışmaya başladıktan sonra beynin yavaş yavaş toparlandığı sırada yaşanmış olabilir. Martial ve ekibi bu zamanlamanın hâlâ açık olduğunu belirtiyor ve sıçanlarda yapılan bazı hücre içi kayıtların, canlandırmadan sonraki yavaş toparlanma döneminin deneyim için daha olası bir zaman aralığı olabileceğine işaret ettiğini aktarıyor (Martial ve ark., 2025).
Canlandırmanın kendisi de tabloyu karmaşıklaştırır. AWARE II'de iki hasta, canlandırma sürerken kısa süreliğine komadan uyandığını anlattı (Parnia ve ark., 2023). Göğüs basısı beyne bir miktar kan pompalayabildiğine göre, canlandırma sırasında olanların doğru hatırlanması, bilincin bedenden ayrıldığını göstermek için tek başına yeterli değildir. Kısmen dönen bir bilinç, odada konuşulanları ve yapılan işlemleri bedenden ayrılmadan da kaydedebilir. AWARE'deki tek vakanın değeri tam da bu noktada tartışmalı kalıyor. Zamanlama işitsel uyaranlarla yapıldı ve işitme, bedenin dışında bir bakış noktası gerektirmez. Hastanın anlattığı görsel ayrıntılar olaylarla uyumluydu, ama bu anlatı önceden gizlenmiş bir hedefle sınanamadı.
Gerçek anılardan daha canlı anılar
Ölüme yakın deneyimi yaşayanların çoğu, deneyimin bir düşten çok daha gerçek olduğunu söyler. Liège Üniversitesi'nden bir ekip bunu ölçmeye çalıştı ve komadan sağ çıkan hastalarda ölüme yakın deneyim anılarının, hayali olay anılarından ve hatta gerçek olay anılarından daha fazla duyusal ayrıntı, netlik, duygu ve kişisel anlam içerdiğini buldu (Thonnard ve ark., 2013). Bu bulgu deneyimin kişi için ne kadar sahici olduğunu doğrular. Aynı ekibin başka bir çalışmasında ise deneyim yaşayanların, bir anının kaynağını ayırt etme görevlerinde daha zayıf performans gösterdiği ve sahte anı oluşturmaya daha yatkın olduğu bildirildi (Martial ve ark., 2025). İki bulgu birlikte düşünüldüğünde şu sonuç çıkar: Bir anının canlılığı, içeriğinin dış dünyada yaşandığının kanıtı değildir.
Gizli hedefler neden belirleyici?
Tartışmayı bir kayıt yığınından çıkarıp sınanabilir bir soruya dönüştüren tek yöntem gizli hedeflerdir. Beyin temelli açıklama da ruhun ayrılışı yorumu da hastaların huzur, ışık ve beden dışı his anlatmasını bekler; bu nedenle anlatılar iki açıklamayı birbirinden ayıramaz. Ama yalnız tavandan görülebilen, rastgele seçilmiş ve odadaki kimsenin bilmediği bir resim, iki açıklamanın farklı öngörüde bulunduğu bir durum yaratır. Bilinç gerçekten bedenden çıkıp tavandan bakıyorsa, en azından bazı hastalar resmi tanımalıdır.
Bu sınamanın şimdiye kadarki sonucu açıktır: AWARE'de raflardaki resimlerden söz eden olmadı, AWARE II'de bilgisayar ekranındaki görüntüyü tanıyan çıkmadı (Novella, 2014; Parnia ve ark., 2023). Beyin temelli modeli savunan Martial ve ekibi de bu konudaki anlatıların varlığını kabul ediyor, ama bu algıların gerçek dış uyaranlara karşılık gelip gelmediğini nesnel olarak doğrulayacak titizlikte bir çalışmanın henüz yapılmadığını belirtiyor (Martial ve ark., 2025).
Bu sonuç kesin bir çürütme sayılmamalıdır. Kalp durmasından sağ kalan ve görüşmeye alınabilen hasta sayısı çok düşüktür, raf düzeneği vakaların çoğunda işlemedi ve beden dışı algı bildiren hasta sayısı zaten bir avuçtur. Greyson ve Pehlivanova, hastane personelinin doğruladığı bazı ayrıntılı anlatıların, örneğin odada kaç kişinin bulunduğunun doğru söylenmesi gibi, beyin temelli modelde göz ardı edildiğini savunuyor (MedicalBrief, 2026). Bu tür anlatıları ciddiye almak gerekir. Ama bunlar sonradan toplanır, zamanlamaları belirsizdir ve hastanın o sırada kısmen bilinçli olması, sonradan duyduğu konuşmalar ya da odayla ilgili genel beklentiler gibi olasılıkları dışlamak zordur. Bu yüzden kanıt değeri, kontrollü bir gizli hedef sınamasının yerini tutmaz.
Önemli ayrım: "Bu deneyim gerçek mi?" sorusu iki farklı soruyu birlikte taşır. Deneyimin kişi tarafından gerçekten yaşandığı konusunda kayıtlar güçlüdür. Deneyimin içeriğinin, örneğin tavandan görülen bir sahnenin, dış dünyaya karşılık geldiği konusunda ise kontrollü bir doğrulama henüz yoktur.
İki açıklama çerçevesi ve aralarındaki tartışma
NEPTUNE modeli
2025'te Liège Üniversitesi'nden Charlotte Martial'ın yönettiği uluslararası bir ekip, dağınık açıklamaları tek bir çerçevede toplayan NEPTUNE adlı bir model önerdi. Model, kalp durmasıyla başlayan fizyolojik ve psikolojik bir zincir tarif ediyor. Kan basıncı düşer, beyne giden oksijen azalır, karbondioksit birikir ve beyin dokusu asitleşir. Enerjisi tükenen sinir hücreleri aşırı uyarılabilir hâle gelir ve çok miktarda sinir iletici madde salgılanır. Modele göre serotonin bir yandan sakinleştirici, bir yandan görsel imgeler üreten etkiler yaratır; endorfin ve GABA huzur hissine, dopamin aşırı gerçeklik duygusuna, noradrenalin ve asetilkolin ise yaşananın belleğe güçlü biçimde kaydedilmesine katkıda bulunur. Ayrışma eğilimi ve REM sızmasına yatkınlık bu zinciri kolaylaştırır. Ekip ayrıca deneyimin, bazı hayvanlarda tehlike anında görülen ölü taklidiyle ortak bir evrimsel kökene sahip olabileceğini öne sürüyor (Martial ve ark., 2025).
Modelin güçlü yanı, şimdiye kadar ayrı ayrı önerilen açıklamaları test edilebilir parçalara bölmesidir. Ama yazarlar da sınırlarını açıkça yazıyor: Model şimdilik kuramsaldır ve her mekanizmanın deneysel olarak sınanması gerekir; hangi süreçlerin bir arada bulunmasının deneyim için gerekli ya da yeterli olduğu bilinmiyor ve model önsezi gibi bazı anlatılan öğeleri kapsamıyor (Martial ve ark., 2025). Yazarlar, beynin dışında işleyen bir zihin varsayan açıklamaları, deneysel dayanakları olmadığı ve insan deneyiminin beyinden doğduğu görüşünü sinirbilimin temel ilkesi saydıkları için tartışmanın dışında tuttuklarını da belirtiyor.
Eleştiriler
Virginia Üniversitesi'nden Bruce Greyson ve Marieta Pehlivanova, modele kapsamlı bir yanıt yayımladı. Modeli öncü bir girişim olarak takdir etmekle birlikte, onunla çelişen kanıtları seçici biçimde dışarıda bıraktığını ve ölüme yakın deneyimin en belirleyici özelliklerinin bazılarını açıklamadığını savundular. Onlara göre nörolojik kökenli varsanılar çoğunlukla tek bir duyuyla sınırlıdır ve çabuk unutulur; oysa ölüme yakın deneyimlerde kişiler, ölmüş yakınlarını görme, duyma ve onlara dokunma gibi çok duyulu karşılaşmalar anlatır ve bunları onlarca yıl hatırlar. Beden dışı algıyı açıklamak için gösterilen beyin uyarımı deneylerinin ürettiği hissin de ölüme yakın deneyimdeki beden dışı algıdan çok farklı olduğunu belirttiler (Greyson ve Pehlivanova, 2025; aktaran UVA Health, 2026).
Bu eleştirinin haklı olduğu bir nokta var: Bugünkü beyin modelleri, deneyimin bütün zenginliğini ve tutarlılığını henüz açıklamıyor. Bir modelin ruhun ayrılışı yorumunu baştan dışarıda tutması da bir yöntem tercihidir; bu tercihin doğru olup olmadığı tartışmayla değil, gizli hedef gibi sınamalarla belirlenebilir. Öte yandan eleştiri, deneyimin beyin dışı bir kaynağı olduğuna dair doğrudan bir kanıt sunmuyor; açıklanamayanı gösteriyor, alternatifi kanıtlamıyor.
Ölüm deneyimi yaklaşımı
AWARE çalışmalarını yürüten Sam Parnia ve aralarında Greyson'ın da bulunduğu çok disiplinli bir uzman grubu, 2022'de bu alandaki araştırmalar için ortak bir çerçeve yayımladı. Grup, "ölüme yakın deneyim" yerine "hatırlanan ölüm deneyimi" kavramını önerdi ve bu deneyimlerin belirli bir anlatı sırası izlediğini savundu: Bedenden ayrılma ve ölümün farkına varma, bir yere doğru gitme, kişinin eylemlerini ve başkalarına yönelik niyetlerini değerlendiren anlamlı bir hayat gözden geçirmesi, "ev" gibi hissedilen bir yerde bulunma ve geri dönüş. Uzmanlar bu deneyimlerin varsanı, yanılsama ya da psikedelik madde deneyimleriyle örtüşmediğini ileri sürdü ve gerçekliklerinin ne kanıtlanabildiğini ne de dışlanabildiğini belirtti (Parnia ve ark., 2022; NYU Langone Health, 2022).
Aynı veriye bakan iki uzman grubunun bu kadar farklı yerlere varması, alanın bugünkü durumunu iyi özetliyor. Taraflar olgular üzerinde büyük ölçüde anlaşıyor: Deneyimler gerçekten yaşanıyor, fizyolojik bir krizle tetikleniyor, beyin etkinliği sanıldığından uzun sürüyor ya da geri dönebiliyor ve gizli hedef sınamalarında doğrulanmış bir sonuç yok. Ayrıştıkları nokta, açıklanamayan kısmın neyi işaret ettiği.
Gündelik hayattaki karşılığı
Bu tartışma laboratuvarla sınırlı kalmıyor; kalp durmasından dönen insanların, ailelerinin ve sağlık çalışanlarının hayatına doğrudan dokunuyor.
Deneyimi yaşayanlar için en somut sonuç, deneyimin kişiyi uzun süre etkileyebilmesidir. Hollanda çalışmasında deneyim yaşayanlar yıllar sonra ölümden daha az korkuyor ve hayata farklı bakıyordu, ama bu değişimin yerleşmesi zaman aldı (van Lommel ve ark., 2001). Her deneyim huzur verici de değildir. AWARE'de anlatılan anıların bir kısmı korku ve takip edilme temaları içeriyordu ve yazarlar bu tür korkutucu deneyimlerin kalp durması sonrasında görülen travma sonrası stres belirtilerine katkıda bulunabileceğini belirtti (Parnia ve ark., 2014). Beyin temelli model de cehennemî ya da boşluk hissi veren rahatsız edici deneyimleri ayrı bir tür olarak ele alıyor (Martial ve ark., 2025). Deneyimini anlatmak isteyen birinin, ne alaya alınmadan ne de belirli bir yoruma yönlendirilmeden dinlenmesi bu yüzden önemlidir.
Sağlık ekipleri için ders daha da somut. Bazı hastalar canlandırma sırasında kısmen bilinçlenebiliyor ve olanları sonradan hatırlayabiliyor (Parnia ve ark., 2023). AWARE'in yayımlandığı dergideki bir yorum yazısının başlığı bunu bir uyarıya dönüştürmüştü: Canlandırma sırasında söylediklerinize dikkat edin (Olvera-Lopez ve Varon, 2014). Bilinçsiz görünen bir hastanın yanında konuşulanlar, o hasta için unutulmayacak bir anıya dönüşebilir.
Ölümün belirlenmesi de bu tartışmadan etkileniyor. Kalbin durmasının ardından beyinde kısa süreli etkinlik dalgalarının görülebilmesi, Martial ve ekibine göre organ bağışında uygulanan bekleme süreleriyle ilgili etik soruları da gündeme getiriyor. Ekip, olası bir kalıntı farkındalığa karşı EEG izlemesi ve sistemli yatıştırma gibi güvenceleri tartışmaya açıyor (Martial ve ark., 2025).
Bir yakını böyle bir deneyim anlatan herkes için de pratik bir ayrım işe yarar: Kişinin yaşadığı deneyimin gerçekliğini kabul etmek, o deneyime yüklenen her yorumu kanıtlanmış saymayı gerektirmez. Deneyimi ciddiye almak ile yorumunu sınamak birbiriyle çelişmez.
Sonuç: Kayıtlar ruhun ayrılışına dair ne söylüyor?
Kırk yıla yakın klinik kayıt, ruhun var olup olmadığı sorusunu yanıtlamıyor; bu, bu verilerin kapsamı dışında kalan bir inanç ve felsefe sorusu. Kayıtların sınayabildiği iddia daha dardır: Kalp durduğunda bilinç bedenden ayrılıp dışarıdaki bir şeyi algılıyor mu? Bu iddia için bugüne kadarki yanıt olumsuzdur. Deneyimler gerçek ve yaygın, anıları canlı ve kalıcı, ölmekte olan beyin sanıldığından daha etkin. Ama bilincin bedenden çıkıp doğrulanabilir bir şey gördüğünü gösteren kontrollü tek bir sonuç yok.
Bugün en makul açıklama, ölüme yakın deneyimlerin ağır bir fizyolojik kriz yaşayan ya da tehdit algılayan beyinde üretilen gerçek deneyimler olduğu ve kişiden kişiye değişen yatkınlıklarla şekillendiğidir. Bu açıklamanın bazı parçaları sağlam, bazı parçaları ise kuramsaldır; özellikle deneyimin tam olarak ne zaman yaşandığı ve bu kadar düzenli bir içeriğin nasıl oluştuğu hâlâ bilinmiyor.
Bu sonuca karşı en güçlü itiraz şudur: Beynin en zayıf olduğu anda bu kadar berrak, düzenli ve unutulmaz bir deneyim nasıl ortaya çıkıyor? Üstelik deneyim kalp durmasının süresine bağlı değilse ve aynı koşullardaki hastaların çoğu hiçbir şey yaşamıyorsa, basit bir fizyolojik neden yetersiz kalır. Bu itiraz, "kalp durunca beyin birkaç saniyede kapanır" biçimindeki eski ve kaba tabloya karşı haklıdır. Ancak kayıtlar başka açıklamalara da yer bırakıyor. Deneyim kalp durmasından hemen önce, canlandırma sırasında beyne kan ulaştığında ya da toparlanma döneminde yaşanmış olabilir. Hastaların bir kısmı farkındalık hissettiği hâlde ayrıntıyı hatırlamıyor; kandaki gazlar, uyku-uyanıklık sistemi ve kişisel yatkınlıklar deneyimi kimin yaşayacağını etkileyebilir. Bu nedenle deneyimin herkeste görülmemesi, beyin dışı bir kaynağa işaret etmekten çok beyin durumlarının ve bellek kaydının kişiden kişiye farklılığına uyuyor.
Bu hükmü değiştirecek kanıt da bellidir: gizli bir görsel hedefin, beyin kabuğu sessizken bir hasta tarafından doğru tanınması. Hedef rastgele seçilmeli, odadaki kimse onu bilmemeli ve beyin kabuğunun sessizliği EEG ile belgelenmelidir. Böyle tek bir kontrollü sonuç, yüzlerce anlatıdan daha güçlü bir kanıt olurdu ve bilincin bedenden ayrılabildiği fikrine bugün sahip olmadığı deneysel dayanağı kazandırırdı.
O güne kadar ölüme yakın deneyim kayıtları, ruhun bedenden ayrıldığını göstermiyor; ölmekte olan insanın bilincinin, beklenenden çok daha uzun süre ve çok daha zengin bir iç dünya yaşayabildiğini gösteriyor. Bir deneyimin kaynağını beyinde aramak, o deneyimin bir insanın hayatında açtığı yeri küçültmez. Yalnızca hangi iddianın hangi kanıtla taşınabileceğini açıklığa kavuşturur.
Kaynak ve Kapsam Notu
AWARE ve AWARE II çalışmalarına ilişkin bazı ayrıntılar (raf bulunmayan alanların oranı, tek vakanın zamanlanması, EEG izlenen hasta sayısı) makale özetlerinden, araştırma ekiplerinin kurum açıklamalarından ve AWARE makalesini alıntılayan bir değerlendirmeden aktarıldı. Greyson ve Pehlivanova'nın eleştirisi makalenin tam metni yerine Virginia Üniversitesi'nin açıklaması ve haber özetleri üzerinden; bayılma, DMT ve sahte anı çalışmaları ise Martial ve ekibinin 2025 derlemesindeki aktarım üzerinden verildi. Yazı, ruhun varlığına ilişkin inanç ve felsefe sorusunu değil, bu soruya kanıt olarak gösterilen klinik kayıtların neyi destekleyip neyi desteklemediğini ele alır.
Kaynakça
İleriye dönük klinik çalışmalar
Klemenc-Ketis, Z., Kersnik, J., & Grmec, S. (2010). The effect of carbon dioxide on near-death experiences in out-of-hospital cardiac arrest survivors: A prospective observational study. Critical Care, 14(2), R56. doi:10.1186/cc8952
Parnia, S., Spearpoint, K., de Vos, G., Fenwick, P., Goldberg, D., Yang, J., Zhu, J., Baker, K., Killingback, H., McLean, P., Wood, M., Zafari, A. M., Dickert, N., Beisteiner, R., Sterz, F., Berger, M., Warlow, C., Bullock, S., Lovett, S., . . . Schoenfeld, E. R. (2014). AWARE—AWAreness during REsuscitation—A prospective study. Resuscitation, 85(12), 1799–1805. doi:10.1016/j.resuscitation.2014.09.004
Parnia, S., Keshavarz Shirazi, T., Patel, J., Tran, L., Sinha, N., O'Neill, C., Roellke, E., Mengotto, A., Findlay, S., McBrine, M., Spiegel, R., Tarpey, T., Huppert, E., Jaffe, I., Gonzales, A. M., Xu, J., Koopman, E., Perkins, G. D., Vuylsteke, A., . . . Deakin, C. D. (2023). AWAreness during REsuscitation – II: A multi-center study of consciousness and awareness in cardiac arrest. Resuscitation, 191, 109903. doi:10.1016/j.resuscitation.2023.109903
van Lommel, P., van Wees, R., Meyers, V., & Elfferich, I. (2001). Near-death experience in survivors of cardiac arrest: A prospective study in the Netherlands. The Lancet, 358(9298), 2039–2045. doi:10.1016/S0140-6736(01)07100-8
Ölçüm, yaygınlık ve anıların özellikleri
Greyson, B. (1983). The near-death experience scale: Construction, reliability, and validity. The Journal of Nervous and Mental Disease, 171(6), 369–375. doi:10.1097/00005053-198306000-00007
Kondziella, D., Dreier, J. P., & Olsen, M. H. (2019). Prevalence of near-death experiences in people with and without REM sleep intrusion. PeerJ, 7, e7585. doi:10.7717/peerj.7585
Nelson, K. R., Mattingly, M., Lee, S. A., & Schmitt, F. A. (2006). Does the arousal system contribute to near death experience? Neurology, 66(7), 1003–1009. doi:10.1212/01.wnl.0000204296.15607.37
Thonnard, M., Charland-Verville, V., Brédart, S., Dehon, H., Ledoux, D., Laureys, S., & Vanhaudenhuyse, A. (2013). Characteristics of near-death experiences memories as compared to real and imagined events memories. PLoS ONE, 8(3), e57620. doi:10.1371/journal.pone.0057620
Ölmekte olan beyin ve beden dışı deneyim
Blanke, O., Ortigue, S., Landis, T., & Seeck, M. (2002). Stimulating illusory own-body perceptions. Nature, 419(6904), 269–270. doi:10.1038/419269a
Borjigin, J., Lee, U., Liu, T., Pal, D., Huff, S., Klarr, D., Sloboda, J., Hernandez, J., Wang, M. M., & Mashour, G. A. (2013). Surge of neurophysiological coherence and connectivity in the dying brain. Proceedings of the National Academy of Sciences, 110(35), 14432–14437. doi:10.1073/pnas.1308285110
Dreier, J. P., Major, S., Foreman, B., Winkler, M. K. L., Kang, E.-J., Milakara, D., Lemale, C. L., DiNapoli, V., Hinzman, J. M., Woitzik, J., Andaluz, N., Carlson, A., & Hartings, J. A. (2018). Terminal spreading depolarization and electrical silence in death of human cerebral cortex. Annals of Neurology, 83(2), 295–310. doi:10.1002/ana.25147
Greyson, B., Kelly, E. F., & Dunseath, W. J. R. (2013). Surge of neurophysiological activity in the dying brain. Proceedings of the National Academy of Sciences, 110(47), E4405. (Editöre mektup) doi:10.1073/pnas.1316937110
Xu, G., Mihaylova, T., Li, D., Tian, F., Farrehi, P. M., Parent, J. M., Mashour, G. A., Wang, M. M., & Borjigin, J. (2023). Surge of neurophysiological coupling and connectivity of gamma oscillations in the dying human brain. Proceedings of the National Academy of Sciences, 120(19), e2216268120. doi:10.1073/pnas.2216268120
Açıklama modelleri ve tartışma
Greyson, B., & Pehlivanova, M. (2025). A neuroscientific model of near-death experiences reconsidered. Psychology of Consciousness: Theory, Research, and Practice. doi:10.1037/cns0000448
Martial, C., Fritz, P., Gosseries, O., Bonhomme, V., Kondziella, D., Nelson, K., & Lejeune, N. (2025). A neuroscientific model of near-death experiences. Nature Reviews Neurology, 21(6), 297–311. doi:10.1038/s41582-025-01072-z
Parnia, S., Post, S. G., Lee, M. T., Lyubomirsky, S., Aufderheide, T. P., Deakin, C. D., Greyson, B., Long, J., Gonzales, A. M., Huppert, E. L., Dickinson, A., Mayer, S., Locicero, B., Levin, J., Bossis, A., Worthington, E., Fenwick, P., & Keshavarz Shirazi, T. (2022). Guidelines and standards for the study of death and recalled experiences of death—A multidisciplinary consensus statement and proposed future directions. Annals of the New York Academy of Sciences, 1511(1), 5–21. doi:10.1111/nyas.14740
Kurum açıklamaları, yorumlar ve değerlendirmeler
MedicalBrief. (2026). The science behind near-death experiences. MedicalBrief. (The Washington Post haberinin özeti) medicalbrief.co.za
Novella, S. (2014, 9 Ekim). AWARE results finally published – no evidence of NDE. NeuroLogica Blog. (Blog yazısı) theness.com
NYU Langone Health. (2022, 12 Nisan). Recalled experiences surrounding death: More than hallucinations? ScienceDaily. (Basın bülteni) sciencedaily.com
NYU Langone Health. (2023, 15 Eylül). Patients recall death experiences after cardiac arrest, according to NYU Langone Health. PR Newswire / BioSpace. (Basın bülteni) biospace.com
Olvera-Lopez, E., & Varon, J. (2014). AWAREness during CPR: Be careful with what you say! Resuscitation, 85(12), A5–A6. (Yorum) doi:10.1016/j.resuscitation.2014.09.023
University of Southampton. (2014, 7 Ekim). Results of world's largest Near Death Experiences study published. (Basın bülteni) southampton.ac.uk
UVA Health. (2026, 13 Ocak). New model fails to explain near-death experiences, scientists say. (Basın bülteni) uvahealth.com


