Makale Yanlış Bir Fikir Nasıl Yüzyıllarca Hayatta Kalır?

15 Ağustos 1550'de Valladolid'deki San Gregorio Koleji'nde on iki kişiyi aşkın ilahiyatçı, memur ve yöneticiden oluşan bir kurul toplandı. İspanya kralı ve Kutsal Roma İmparatoru V. Karl aynı yılın nisanında Amerika'daki fetihleri durdurmuştu. Bu fetihlerin meşru olup olmadığını öğrenmek istiyordu. Oturumu hümanist bilgin Juan Ginés de Sepúlveda üç saat süren bir konuşmayla açtı. En güçlü dayanağı Aristoteles'ti. Sepúlveda'ya göre Amerika'nın yerli halkları, filozofun tarif ettiği anlamda doğal kölelerdi ve kendilerini yönetemezlerdi. Bu yüzden İspanya'nın onlara savaş açıp boyun eğdirmesi, Hristiyanlaştırmanın ön koşulu olarak ahlaki bir görevdi. Karşısında, yaklaşık elli yılını Amerika'da geçirmiş Dominiken rahip Bartolomé de las Casas vardı ve onun yanıtı beş gün sürdü (Lyons, 2023).

Sahnenin dikkat çekici yanı, başvurulan otoritenin zamandaki uzaklığıdır. Aristoteles Politika'yı MÖ 335–323 yılları arasında yazmış ya da en azından üzerinde çalışmıştı (Miller, 2022). Aradan yaklaşık on dokuz yüzyıl geçmişti. Filozofun hiç bilmediği bir kıtanın hiç görmediği halkları hakkında karar verilirken onun bir savı hâlâ kanıt yerine geçebiliyordu. Bu yazının sorusu buradan doğuyor: Yanlış bir fikir, onu ortaya atan kişiden ve onu doğuran toplumdan nasıl bu kadar uzun yaşar? Kısa yanıt, tek bir nedenin olmadığıdır. Otorite, kurumlar, çıkarlar ve insan zihninin bazı alışkanlıkları birbirini besleyebilir. Bu etkenlerin her vakada aynı ağırlıkta olmadığını ve her yanlışın aynı türden olmadığını görmek ise sorunun yarısıdır.

Her yanlış aynı türden değildir

Geçmişin yanlışlarına bakarken iki kolay tuzak vardır. Birincisi, sonradan yanlışlanan her fikri aptallığın ya da kötü niyetin ürünü saymaktır. İkincisi, bütün eski fikirleri "dönemin koşulları" diyerek mazur görüp aralarındaki farkı silmektir. Bu yazıda dört örnek inceleniyor ve her biri bu iki tuzaktan da kaçınmayı gerektiriyor. Birincisi Aristoteles'in doğal kölelik savıdır. İkincisi Dünya merkezli evren modelidir. Üçüncüsü, hastalıkların çürüyen maddelerden yükselen kötü havayla yayıldığını öne süren miyazma düşüncesidir. Dördüncüsü de kafatasının biçiminden karakter okuyan frenolojidir.

Önemli ayrım: Bu yazıda iki tür yanılgı ayrı tutuluyor. Birincisi, döneminin gözlem ve araçlarıyla makul görünen, daha iyi kanıt geldikçe terk edilen açıklamalardır. İkincisi, yeterli dayanağı olmadığı ya da güçlü karşı kanıt bulunduğu hâlde savunulmaya devam eden iddialardır. Bir fikrin uzun yaşaması, tek başına hangi gruba girdiğini göstermez. Belirleyici olan, karşı kanıtla nasıl bir ilişki kurulduğudur. Aynı fikir zamanla birinci gruptan ikinciye de geçebilir.

Dört vaka, dört farklı ömür

Doğal kölelik: kanıtın yerini alan saygınlık

Aristoteles, Politika'nın ilk kitabında köleliği uzun uzun savunur ve bazı insanların doğası gereği bir efendinin yönetimine ihtiyaç duyduğunu ileri sürer. Fred Miller, Stanford Felsefe Ansiklopedisi'nin Aristoteles'in siyaset kuramı maddesinin yazarıdır. Miller'a göre filozof, doğal kölelerin muhakeme yetisinden yoksun olduğunu kanıt göstermeden öne sürer. Üstelik efendi ile köle arasındaki ilişkinin, kendi tanımına göre bile, esas olarak efendinin yararına işlediğini kabul eder. Miller'ın aktardığına göre bu argümanlar modern okura o kadar zayıf görünür ki bazı yorumcular onları ironi sayar. Miller, bir Antik Yunanlıya aynı zayıflığın aynı açıklıkta görünmeyebileceğini de ekler (Miller, 2022).

Bu not önemlidir. Var olan bir düzeni doğanın gereği gibi gösteren bir açıklama, o düzenin içinde yaşayanlara ikna edici gelir. Çünkü gündelik deneyimle çelişmez, onu onaylar. Bu yazının yorumu şudur: Doğal kölelik savını ayakta tutan şey yeni gözlemler değil, var olan düzeni doğrular gibi görünmesiydi. Sav, kanıtla sınanmak yerine bir filozofun adıyla taşındı.

Valladolid, bu mekanizmanın yüzyıllar sonra nasıl yeniden çalıştığını gösterir. BBC Radio 4 bu tartışmaya bir program ayırmıştı. Programın tanıtımına göre Las Casas, encomienda düzenine son vermeye çalışıyordu. Bu düzen, fethedilen toprakların sahiplerine yerli halkı zorla çalıştırma hakkı veriyordu. Sepúlveda ise sömürgecilerin insanlar üzerindeki mülkiyet haklarını savunuyordu. Dayanağı, bazı yerlilerin Aristoteles'in tanımladığı doğal köleler olduğu iddiasıydı (BBC Radio 4, t.y.). Aynı savın, ondan maddi yarar sağlayan bir düzenin hizmetine girmesi tesadüf değildir. Fikir düzeni meşrulaştırıyordu. Düzenden yararlananların da fikri yaşatmak için bir sebebi vardı. Aynı kaynak bir ayrıntıyı da hatırlatır: Las Casas bir süre, yerliler yerine Afrika'dan köle getirilmesini savunmuş, sonradan bundan pişman olmuştu. Yanlış fikirlere karşı çıkanlar da kendi çağlarının kör noktalarından her zaman kurtulamaz.

Yer merkezli evren: makul bir yanılgı ve kapatılan bir tartışma

Dünya merkezli modelin uzun ömrünü yalnızca dinsel baskıyla açıklamak yanıltıcı olur. Kopernik 1543'te kitabını yayımladı ve Dünya'nın hem kendi ekseni hem de Güneş çevresinde döndüğünü savundu. Bu fikre karşı çok yönlü itirazlar vardı. Bu itirazlar astronomik gözlemlere, hareket fiziğine, kutsal metinlere ve duyuların güvenilirliğine dayanıyordu. Bilim tarihçisi Maurice Finocchiaro, Kopernik'in bu itirazları gerçekten çürütemediğini belirtir. Finocchiaro'ya göre bu görüşün az taraftar bulmasının nedeni de buydu (Finocchiaro, 2016).

İtirazların en güçlülerinden biri yıldız paralaksıydı. Dünya Güneş'in çevresinde dönüyorsa yakın yıldızların gökyüzündeki konumu yıl içinde çok az da olsa kaymalıydı. Oysa böyle bir kayma görülmüyordu. Kopernik'in elindeki yanıt, yıldızların hayal edilemeyecek kadar uzak olduğunu kabul etmekti. Fizikçi Todd Timberlake'in aktardığına göre paralaksın saptanamaması bazı astronomları Kopernik sistemine karşı kuşkucu kıldı. Yıllık yıldız paralaksı ancak 1838'de Friedrich Bessel tarafından ölçülebildi (Timberlake, 2013). Güneş merkezli modelin bu en doğrudan kanıtı, Kopernik'in kitabından neredeyse üç yüzyıl sonra geldi. Yani 16. yüzyılda Dünya merkezli modeli savunan bir astronom, eldeki kanıta göre akla yatkın bir yargıda bulunuyordu.

Sorun, tartışmanın kurumsal olarak kapatılmasıydı. Üstelik bu, kanıtın henüz tartışmayı bitirmediği bir dönemde oldu. Galileo 1609–1612 yılları arasında teleskopla gözlemler yaptı. Bu gözlemler Kopernikçiliği kesin olarak kanıtlamadı, ama onun lehine yeni veriler sağladı ve bazı eski itirazları çürüttü. Buna karşın Engizisyon'un danıştığı uzmanlar 24 Şubat 1616'da güneş merkezli görüş hakkında karar verdi. Bu görüşü felsefi açıdan yanlış, teolojik açıdan da sapkın ya da en azından hatalı saydılar. 5 Mart'ta kitap sansüründen sorumlu Index Kurulu bir ilan yayımladı. İlana göre Dünya'nın hareketi yanlıştı ve Kutsal Kitap'a aykırıydı. Galileo 1633'te yargılandı ve ev hapsine mahkûm edildi. Kopernikçilik yasağının tümüyle kaldırılması ise 1820–1835 yıllarını buldu (Finocchiaro, 2016). Bu vakada asıl sorun bir modelin savunulması değil, itiraz etme olanağının yasakla ortadan kaldırılmasıydı.

Aynı hikâyede ters yönde bir ders de var. Timberlake, Robert Hooke'un 1674'te paralaksı ölçtüğünü ilan ettiğini anlatır. Hooke bu iddiayı yalnızca dört gözleme dayandırmıştı ve sonraki ölçümler sonucu desteklemedi. Timberlake'e göre Hooke, aletlerden kaynaklanan hataların arasında görmek istediğini görmüştü (Timberlake, 2013). Sonradan haklı çıkacak tarafta durmak, kişiyi kendi beklentisini doğrulama eğiliminden korumaz.

Miyazma: yanlış teori, yerinde önlem

19. yüzyıl Londra'sında tıp çevrelerinde yerleşik bir görüş vardı: Hastalıklar çürüyen maddelerden yükselen bozuk havayla yayılıyordu. Tarihçi Stephen Halliday bunun şaşırtıcı olmadığını hatırlatır, çünkü dönemin kentlerinde hava sudan çok daha kirli görünüyordu (Halliday, 2001). Sağlık reformunun öncüsü Edwin Chadwick bu görüşe çok güveniyordu. 1846'da bir meclis komisyonuna, yoğun kokunun doğrudan hastalık sayılabileceğini söyledi. Halliday'e göre bu güven yanlış bir önceliğe yol açıyordu. Evlerden kokuyu uzaklaştırmak, içme suyunu temizlemekten daha önemli sayılıyordu.

Karşı kanıt geldiğinde kurumsal yanıt reddetmek oldu. Anestezi uzmanı John Snow, 1854 salgınında Broad Street'teki bir su pompasını kullananlar arasında ölümlerin yoğunlaştığını gösterdi. 1857'de iki su şirketinin müşterilerini karşılaştıran bir çalışma yayımladı. Southwark şirketinin müşterileri arasında koleradan ölenler, Lambeth şirketininkilere göre altı kat fazlaydı. Southwark suyunu nehrin en kirli kesiminden alıyordu. Buna karşın meclis 1854 salgınını incelemek üzere bir komite atamıştı ve bu komite Snow'un açıklamasını kabul etmedi. Broad Street pompasıyla ilgili görüşü benimsemek için neden görmediğini bildirdi. Komiteye göre kolera etkeni sudan çok havada çoğalıyordu. Snow 1858'de öldüğünde onun görüşüne ikna olmuş pek az kişi vardı (Halliday, 2001).

Miyazmanın ömrünü uzatan etkenlerden biri, garip biçimde, işe yaramasıydı. 1858'in sıcak yazında Thames'in kokusu meclisi çok rahatsız etti. Bunun üzerine mühendis Joseph Bazalgette'in kanalizasyon planı onaylandı. Bu plan uzun süredir bekletiliyordu. Kurulan sistem Londra'nın içme suyunu atık sudan korudu. Kenti sonraki su kaynaklı salgınlardan da esirgedi (Halliday, 2001). Kokudan kurtulmak için yapılan yatırım, farkında olmadan asıl nedeni de ortadan kaldırıyordu. Buradan şu yorum çıkarılabilir: Yanlış bir teori doğru sonuçlar doğuruyorsa, onu terk etmek için gereken baskı azalır.

Değişim, kanıtı en yakından gören kişilerden biri sayesinde geldi. İstatistikçi William Farr, 1854 komitesinin önde gelen üyelerindendi. 1866'daki son Londra salgınını incelediğinde iki şey gördü. Salgın yalnızca Bazalgette sistemine henüz bağlanmamış bir bölgede yoğunlaşmıştı. Bir su şirketinin rezervuarları da kirlenmişti. Farr bunun üzerine komitenin yanıldığını kabul etti. Chadwick ise görüşünden hiç dönmedi. Robert Koch 1883'te kolera etkenini tanımlamıştı, ama Chadwick bundan sonra da fikrini değiştirmedi. Öldüğü yıl olan 1890'da hâlâ binalara yüksekten temiz hava taşınmasını öneriyordu (Halliday, 2001). Aynı kanıt karşısında bu iki farklı tepki ortaya çıktı. Bu durum, bir fikrin ömrünün yalnızca kanıta bağlı olmadığını düşündürür. Kişinin o fikre ne ölçüde bağlandığı da belirleyici olabilir.

Frenoloji: herkesin katılabildiği bilim

Frenolojiyi Franz Joseph Gall kurdu. Öğretiye göre zihnin farklı yetileri beynin farklı bölgelerinde bulunuyordu. Bu bölgelerin gelişkinliği de kafatasının dış yüzeyindeki çıkıntılardan okunabiliyordu. Gall'in izleyicisi Spurzheim, vurguyu anatomiden öğretinin ahlaki, toplumsal ve siyasal uygulamalarına kaydırdı. Edinburghlu hukukçu George Combe 1828'de The Constitution of Man adlı kitabını yayımladı. Kitap frenolojiyi kendini geliştirme ve toplumsal reform düşüncesiyle birleştirdi. 1830'ların başında yalnızca Britanya'da yirmiden fazla frenoloji derneği vardı. Öğretinin reformla kurduğu bağ, onu daha az eğitimli kesimler arasında da popüler yaptı (Encyclopedia.com, t.y.).

Bu popülerlik, frenolojinin bilimsel açıdan sağlam olmasından kaynaklanmıyordu. Oxford'dan Parker Jones ve meslektaşları, frenolojinin yönteminin 19. yüzyılın başındaki ölçütlere göre bile kuşkulu olduğunu belirtir. Örnek olarak cinsel duygunun "organı"nın yerinin nasıl belirlendiğini gösterirler. Frenologlar bunun için duygusal olduğu varsayılan genç kadınların ve yeni dul kalanların kafalarını yoklamıştı. Yazarlara göre yaklaşım, toplumsal gruplar hakkındaki zayıf ve hatta incitici kalıp yargılara dayanıyordu. Broca ve Wernicke beyin hasarlarını belirtilerle eşleştiren çalışmalar yaptı ve bu çalışmalar da frenoloji haritalarıyla çelişti. Spurzheim, Gall'in yöntemini tanıtan kitabını 1815'te yayımlamıştı. Aynı yıl bir eleştirmen öğretiyi baştan sona şarlatanlık olarak nitelemişti (Parker Jones vd., 2018).

O hâlde frenoloji neden bu kadar yayıldı? Bir açıklama, sıradan insana katılım olanağı sunmasıdır. Kafa yoklamak için uzman olmak gerekmiyordu ve öğreti kendini tanıma ile ilerleme vaat ediyordu. Bir başka açıklama, toplumsal sınıflandırmalara bilimsel bir görünüm kazandırmasıdır. Dernekler, dergiler ve ders dizileri bu görünümü kurumsallaştırdı. Victorian Web'deki kronolojiye göre Britanya'daki frenoloji dernekleri 1850'lerde büyük ölçüde dağılmıştı. Ancak 1860'larda Amerika'dan gelen "frenolojici Fowler'lar" öğretiyi yeniden canlandırdı (The Victorian Web, t.y.). Bilimsel itibar yitirildikten sonra bile popüler ve ticari talep bir fikri bir süre daha yaşatabilir.

Frenolojinin hikâyesinin ilginç bir kapanışı var. Parker Jones ve meslektaşları, Birleşik Krallık Biobank çalışmasının ilk veri sürümündeki 5.724 kişinin MR görüntülerini kullandı. Bu görüntülerden kafa derisi eğriliğini ölçtüler. Sonra bu ölçümleri, Gall'in yetilerine karşılık gelecek biçimde seçilen yaşam tarzı ölçümleriyle karşılaştırdılar. Anlamlı hiçbir ilişki bulamadılar. Aynı yazarlar başka bir noktayı da kabul eder: Beynin işlevsel olarak uzmanlaşmış bölümlerden oluştuğu düşüncesi öngörülü çıkmıştır (Parker Jones vd., 2018). Yanlış bir öğretinin içinde doğru bir sezgi bulunabilir. Bu durum, öğretiyi bütünüyle bırakmanın neden zor geldiğini anlamaya da yardım eder.

Vakaları yan yana koymak

Dört fikir ne aynı süre boyunca ne de aynı nedenlerle yaşadı. Aşağıdaki tablo, yukarıda kullanılan kaynaklara dayanan bir özettir. Her vakanın yalnızca bu yazıda ele alınan yönünü gösterir.

VakaBaşta neden ikna ediciydi?Kim itiraz etti?Onu ne korudu?Nasıl etkisini yitirdi?
Doğal kölelikVar olan hane ve emek düzenini doğanın gereği gibi gösteriyordu.Valladolid'de Las CasasAristoteles'in itibarı; sömürgecilerin mülkiyet çıkarıTek bir kanıtla değil, uzun bir ahlaki ve siyasal süreçle; bu süreç yazının kapsamı dışında kaldı.
Dünya merkezli evrenGözlemlerle, dönemin hareket fiziğiyle ve duyularla uyumluydu; yıldız paralaksı görülmüyordu.Kopernik, GalileoBelirleyici kanıtın uzun süre eksik kalması; 1616 yasağı ve sansürBiriken yeni gözlemler, 1820–1835'te yasağın kaldırılması, 1838'de paralaksın ölçülmesi
MiyazmaKent havası sudan daha kirli görünüyordu; temizlik önlemleri işe yarıyordu.John SnowResmî komite kararları; önde gelen reformcuların bağlılığı1866 salgınının verileri ve Farr gibi etkili isimlerin görüş değiştirmesi
FrenolojiZihni maddi bir temele bağlıyor, herkesin uygulayabileceği bir kendini tanıma yolu sunuyordu.Erken eleştirmenler; beyin hasarı çalışmalarıDernekler, dergiler, popüler talep, toplumsal sınıflandırmalara uygunlukBilimsel çevrelerde itibar kaybı; çok sonra büyük ölçekli MR verisiyle sınanması

Tablo, yazının başındaki ayrımı somutlaştırıyor. Dünya merkezli model uzun süre makul bir yanılgı olarak kaldı. Onu sorunlu kılan, yanlışlığından çok tartışmanın zorla kapatılmasıydı. Doğal kölelik ise Miller'ın vurguladığı gibi baştan kanıtsız bir iddiaydı. Gücünü dayanağından değil, hizmet ettiği düzenden aldı. Miyazma iki grup arasında yer değiştirdi. 1840'larda makul bir açıklamaydı. Snow'un verileri ortaya çıktıktan sonra ise kimileri için savunulması giderek zorlaşan bir inanca dönüştü. Frenolojinin yöntemsel zayıflığı erken fark edildi, ama öğreti toplumsal talep sayesinde yine de yayıldı.

Bir fikri hayatta tutan mekanizmalar

Otorite ve itibar

Sepúlveda'nın Aristoteles'e başvurması açık bir örnektir. Bir düşünürün itibarı, iddiasının kanıtlarının önüne geçebilir. Otoriteye güvenmek kendi başına akıl dışı değildir, çünkü hiç kimse her bilgiyi kendisi sınayamaz. Sorun, otoritenin bir konudaki başarısının başka bir alana aktarılmasıdır. Bu aktarım, otoritenin hakkında hiç kanıt sunmadığı iddiaları da kapsayabilir.

Bu etkinin modern bilimde de sürdüğüne dair dikkat çekici bir bulgu var. Ekonomistler Pierre Azoulay, Christian Fons-Rosen ve Joshua Graff Zivin, erken yaşta ölen 452 seçkin yaşam bilimcinin alanlarını inceledi. Ölümden sonra iki ters yönlü değişim gördüler. Ölen bilim insanının iş birlikçilerinin o alana katkısı azaldı. Dışarıdan araştırmacıların katkısı ise ortalama yüzde 8,6 arttı ve bu yeni katkılar daha sık yüksek atıf aldı (Azoulay vd., 2015). Yazarlara göre öncü isim hayattayken dışarıdakiler alandaki liderliğe meydan okumakta isteksiz görünüyor. Bir yıldızın kaybı ise alanın yeni yönlere evrilmesine fırsat tanıyor (Azoulay vd., 2019). Bu bulgu yaşam bilimleriyle sınırlıdır. Öncü isimlerin yanıldığını göstermez, varlıklarının bir giriş engeli oluşturabildiğini gösterir. Yazarlar bu engellerin düşünsel, toplumsal ve kaynaklarla ilgili boyutlarının birlikte işlediğini belirtir.

Kurumlar, eğitim ve karşılıklı meşruiyet

Kurumlar bilgiyi kuşaktan kuşağa taşır ve taşıdıkları hataları da çoğaltabilirler. Siyaset bilimci Delba Winthrop'un makalesinin özetinde buna dair bir örnek yer alır. Hobbes'un öncülüğündeki modern bilim, Aristoteles'e geniş bir saldırıyla başlamıştı. Amacı, üniversitelerdeki Aristotelesçiliğin yerini almaktı (Winthrop, 2008). Bir müfredatın merkezine yerleşen otorite, öğrencilerin zihninde yalnızca bir görüş olarak kalmaz. Düşünmenin başlangıç noktası hâline gelir.

Daha belirleyici olan, fikirle kurum arasındaki karşılıklı meşruiyet ilişkisidir. 1616'da Index Kurulu bir kozmolojik görüşü yanlış ilan etti. Artık söz konusu olan yalnızca bir model değil, kurumun kendi yargı yetkisiydi. Finocchiaro'nun aktardığı geri adımların iki yüzyıla yayılması bu bağlamda anlam kazanır. 1854 komitesinin miyazma yönündeki kararı da resmî bir onay niteliği taşıdı. Frenoloji dernekleri ve dergileri ise popüler bir öğretiye bilimsel kuruluş görünümü verdi. Bu örneklerin hepsinde ilişki iki yönlüydü. Fikir, kurumun varlık nedenini ya da kararlarını meşrulaştırıyordu. Kurum da fikre süreklilik ve güvenilirlik kazandırıyordu.

Bilim sosyolojisinde Robert Merton 1942'de bilimin normlarını tarif etmişti. Bunlardan biri olan örgütlü kuşkuculuk, iddiaların ampirik ve mantıksal ölçütlerle tarafsızca sınanmasını öngörür. Sosyolog Ian Mitroff ise bu normların karşısına karşı-normlar koymuştu. Bunlardan biri de örgütlü dogmatizmdi (aktaran Anderson vd., 2010). Tarihteki vakalar, kurumların ikisini birden barındırabildiğini gösteriyor. Ancak bütün kalıcılığı bilinçli aldatma ya da çıkar hesabıyla açıklamak yanlış olur. Halliday'in aktardığı Chadwick, miyazmaya samimiyetle inanıyordu. Bu inancın ürünü olan reformlar da gerçekten hayat kurtardı.

Zihnin savunma hatları

Psikolog Raymond Nickerson doğrulama yanlılığı kavramının yaygın bir tanımını yapmıştır. Buna göre doğrulama yanlılığı, kanıtı mevcut inançları, beklentileri ya da eldeki bir hipotezi kayıracak biçimde arama ve yorumlama eğilimidir (Nickerson, 1998). Hooke'un dört gözlemde aradığı paralaksı görmesi bunun bir örneğidir. Bu eğilimin yalnızca yanlış tarafta durana özgü olmadığını hatırlatır.

Ziva Kunda'nın güdülenmiş akıl yürütme üzerine klasik derlemesi önemli bir ayrıntı ekler. İnsanlar varmak istedikleri sonuçlara daha kolay varır. Ama bu yetenekleri, makul görünen gerekçeler kurabilme becerileriyle sınırlıdır (Kunda, 1990). Bu yazının yorumu şudur: Aristoteles gibi otoriteler tam da bu nedenle değerlidir. Hazır, saygın ve tartışılmaz görünen bir gerekçe sunarlar. Böylece güdülenmiş akıl yürütmenin ihtiyaç duyduğu "makul görünüm" dışarıdan sağlanır.

Toplumsal uyumun gücünü en çarpıcı biçimde Solomon Asch'ın deneyleri gösterdi. Asch, katılımcılardan bir grup hâlinde çizgi uzunluklarını karşılaştırmalarını istedi. Gruptaki diğer kişiler önceden anlaşmalıydı ve bazı denemelerde oybirliğiyle yanlış yanıt verdiler. Tek başına değerlendirme yapan 37 kişilik kontrol grubunda hata oranı yüzde 1'in altındaydı. Çoğunluk baskısı altındaki 123 katılımcının yanıtlarının ise yaklaşık üçte biri çoğunluk yönünde saptı. Yine de yanıtların çoğu bağımsız kaldı ve katılımcıların yaklaşık dörtte biri hiç boyun eğmedi (Asch, 1956). Asch deneylerden sonra katılımcılarla görüştü. Katılımcılar kusurlu görünme korkusunu ve çoğunluk karşısında yalnız kalmanın tedirginliğini anlattı. Çizgi uzunluğu gibi basit bir konuda bile bu baskı hissediliyordu. Bir topluluğun kimliğine bağlanmış bir dünya görüşünden ayrılmanın bedeli daha ağır olabilir.

Bilişsel çelişki kuramının en ünlü vakasını Leon Festinger ve arkadaşları 1956'da anlatmıştı. Vaka, kıyamet kehaneti gerçekleşmeyince inancına daha sıkı sarıldığı söylenen küçük bir gruptu. Ancak Thomas Kelly'nin yakın tarihli çalışması bu anlatıyı sorguluyor. Kelly arşiv belgelerine dayanarak araştırmacıların gruba müdahil olduğunu öne sürüyor. Ona göre üyeler, kehanet başarısız olunca inançlarını hızla bırakmıştı (Kelly, 2026). Bu tartışma sürdüğü için o vakayı tek başına kanıt saymamak gerekir. Deneysel bulgular ise daha sınırlı ama daha sağlam bir tablo çiziyor. David Gal ve Derek Rucker üç deney yaptı. Önemli bir inancına duyduğu güven sarsılan kişiler, o inancı başkalarına daha fazla savundu. Kişiler kendilerini başka bir yoldan olumladığında bu etki zayıfladı. Etkinin gücü de inancın kişi için ne kadar önemli olduğuna göre değişti (Gal ve Rucker, 2010). Bu bulgu bir ipucu verir: Bir görüşten vazgeçmek, kişinin kimliğine, aidiyetine ya da yıllarca verdiği emeğe yönelik bir tehdit gibi yaşanabilir.

Rasyonalizasyon: gerekçenin sonradan gelmesi

Psikanalitik kuramda rasyonalizasyon terimi, Galli nörolog ve psikanalist Ernest Jones'a dayanır. Jones 1908'de, insanların davranışlarına bir açıklama sağlama ihtiyacı duyduğunu öne sürmüştü. Ona göre bu açıklamalar çoğu zaman davranışın asıl nedenleri değildir. Sonradan kurulan makul gerekçelerdir (Cherepanov vd., 2013). Bu kavram, Kunda'nın deneysel çerçevesine yakın düşer. Varılmak istenen sonuç önce gelir, ona uygun gerekçe sonra bulunur.

Asch'ın raporunda bu kavrama dair dikkat çekici bir an var. Çoğunluğa sıkça uyan bazı katılımcılar, sonradan çoğunluktan kuşkulandıkları için öyle davrandıklarını söyledi. Asch, gözlemlerine dayanarak bunun gerçek nedeni yansıtmadığı kanısına vardı. Bu durumda rasyonalizasyondan söz etmenin yerinde olduğunu yazdı (Asch, 1956). Kavram bu anlamda değerlidir. Kişi bir görüşe bağlandıktan sonra o bağı akla uygun gösteren nedenler üretebilir. Rasyonalizasyon bu nedenlerin nasıl üretildiğini anlatır.

Bu kavramı tarihsel kişilere uzaktan teşhis koymak için kullanmak ise doğru olmaz. Sepúlveda'nın, Chadwick'in ya da Combe'un iç dünyasında neler olduğunu bilemeyiz. Rasyonalizasyon en çok, başkalarının değil, kendi düşüncelerimizin işleyişini sorgularken işe yarar.

Bugünün doğrularını sınamak

Geçmişin hatalarından çıkarılacak ders, "o insanlar yanılmış, biz yanılmayız" olamaz. Daha işe yarar soru, kendi doğrularımızın eleştiriden korunup korunmadığını nasıl anlayabileceğimizdir. Yukarıdaki vakalardan birkaç soru türetilebilir:

  • Fikrimi neyin değiştireceğini önceden söyleyebiliyor muyum? Hiçbir gözlemin beni ikna edemeyeceğini düşünüyorsam, elimdeki şey bir sonuç değil, bir bağlılık olabilir.
  • Bu görüşe itiraz edenler nasıl karşılanıyor? Karşı görüş dinleniyor mu, yoksa 1616'da olduğu gibi tartışmanın kendisi mi yasaklanıyor?
  • İkna olduğum şey kanıt mı, itibar mı? Saygın bir adın, hakkında kanıt sunmadığı bir konuya da otorite taşıyıp taşımadığına bakmak gerekir.
  • Bu fikir kimin işine yarıyor? Benim, grubumun ya da bağlı olduğum kurumun çıkarıyla örtüşen bir görüşü daha sıkı sınamam gerekir.
  • İşe yaradığı için mi doğru sayıyorum? Miyazma, yanlış bir açıklamanın da yararlı sonuçlar doğurabileceğini gösterdi.
  • Bu görüş kimliğimin bir parçası mı? Bir inancı savunurken gerilim hissedebilirim. Bu gerilim, eleştirinin gücünden çok inancın benim için taşıdığı anlamdan kaynaklanıyor olabilir.

Bu soruların bir sınırı da var. Geçmişin yanlışlarına bakıp bütün bilginin eşit derecede güvenilmez olduğu sonucuna varmak, aynı tarihin ikinci yarısını görmezden gelmek olur. Dünya merkezli model daha iyi ölçümlerle sınandı. Miyazma Farr'ın 1866 verileriyle sınandı. Frenoloji önce beyin hasarı çalışmalarıyla, çok sonra da binlerce kişinin MR görüntüleriyle sınandı. Bu hataları bugün hata olarak tanıyabiliyorsak, bunu eleştiriye açık kalan yöntemlere ve kurumlara borçluyuz. Dolayısıyla ders, kuşkuculuğun her şeye eşit dağıtılması değil, düzeltme kanallarının açık tutulmasıdır. Bu kanallar, karşı kanıtın görülebildiği ve dile getirilebildiği ortamlardır. Kişinin cezalandırılmadan fikir değiştirebildiği ortamlardır.

Gal ve Rucker'ın bulgusu burada küçük ama önemli bir ipucu sunar. Kişi kendini başka bir yoldan güvende hissederse, sarsılan bir inancı savunma telaşı azalabiliyor (Gal ve Rucker, 2010). Bu yazının yorumu şudur: Fikir değiştirmenin kişinin değerini düşürmediği bir kültür, bireysel erdemden daha güvenilir bir koruma olabilir. William Farr'ın yanıldığını kabul etmesi bir yenilgi değildi. Kanıtın bir insanın zihninde işlemeyi başardığı andı.

Sonuç

Yanlış bir fikrin yüzyıllarca yaşamasının tek bir nedeni yoktur. İncelenen vakalar birkaç farklı yolu gösteriyor. Bazen fikir gerçekten döneminin kanıtlarıyla uyumludur ve belirleyici karşı kanıtın gelmesi uzun sürer. Dünya merkezli model böyleydi. Bazen bir düşünürün itibarı kanıtın yerini alır. Fikir, ondan yararlanan bir düzeni meşrulaştırdığı için korunur. Doğal kölelik savının Valladolid'de yeniden sahneye çıkması bunu gösterir. Bazen kurumlar bir fikre resmî onay verir ve sonra bu onayın kendisi geri adımı zorlaştırır. Bazen de fikir işe yarar ya da insanlara bir katılım ve kimlik duygusu verir. Miyazma ve frenoloji ömürlerini bu yollarla uzattı. Bütün bu yolların altında insanın bazı eğilimleri yatar: tutarlı görünmek, grubundan kopmamak ve inancını makul gerekçelerle desteklemek.

Yanlış fikirler ise çoğunlukla aynı şekilde ölür. Kanıt birikir. Birileri onu görecek ve söyleyecek konumda olur. Kurumlar da en sonunda bu sesi duymaya razı gelir. Valladolid'deki kurul, yaklaşık on dokuz yüzyıllık bir savı dinlemişti. Bugün güvenle tekrarladığımız savlardan hangilerinin gelecekte aynı gözle okunacağı önemli bir sorudur. Ama asıl soru, onları sınamaya izin veren kapıları açık tutup tutmadığımızdır.

Kaynakça

Doğal kölelik ve Valladolid tartışması

BBC Radio 4. (t.y.). The Valladolid Debate. Radyo programı tanıtım sayfası. Global Player

Lyons, M. (2023). Human rights, Christianity and conquest: the Valladolid debates. mathewlyons.co.uk

Miller, F. (2022). Aristotle's Political Theory. Stanford Encyclopedia of Philosophy (esaslı revizyon: 1 Temmuz 2022). plato.stanford.edu

Winthrop, D. (2008). Aristotle, Politics, Book I: A reconsideration. Perspectives on Political Science, 37(4). Özet sayfası

Dünya merkezli evren ve Kopernikçilik

Finocchiaro, M. A. (2016). 400 Years Ago the Catholic Church Prohibited Copernicanism. Origins: Current Events in Historical Perspective. origins.osu.edu

Timberlake, T. K. (2013). Seeing Earth's Orbit in the Stars: Parallax and Aberration. The Physics Teacher, 51, 478–481. doi:10.1119/1.4824942

Miyazma ve kolera

Halliday, S. (2001). Death and miasma in Victorian London: an obstinate belief. BMJ, 323(7327), 1469–1471. doi:10.1136/bmj.323.7327.1469

Frenoloji

Encyclopedia.com. (t.y.). Phrenology. encyclopedia.com

Parker Jones, O., Alfaro-Almagro, F. ve Jbabdi, S. (2018). An empirical, 21st century evaluation of phrenology. Cortex, 106, 26–35. doi:10.1016/j.cortex.2018.04.011

The Victorian Web. (t.y.). Frenoloji kronolojisi. victorianweb.org

Psikoloji ve bilgi sosyolojisi

Anderson, M. S., Ronning, E. A., De Vries, R. ve Martinson, B. C. (2010). Extending the Mertonian norms: Scientists' subscription to norms of research. The Journal of Higher Education, 81(3), 366–393. PMC2995462

Asch, S. E. (1956). Studies of independence and conformity: I. A minority of one against a unanimous majority. Psychological Monographs: General and Applied, 70(9), 1–70.

Azoulay, P., Fons-Rosen, C. ve Graff Zivin, J. S. (2015). Does Science Advance One Funeral at a Time? NBER Working Paper 21788. doi:10.3386/w21788

Azoulay, P., Fons-Rosen, C. ve Graff Zivin, J. S. (2019). Does Science Advance One Funeral at a Time? American Economic Review, 109(8), 2889–2920. doi:10.1257/aer.20161574

Cherepanov, V., Feddersen, T. ve Sandroni, A. (2013). Rationalization. Theoretical Economics, 8(3), 775–800. doi:10.3982/TE970

Gal, D. ve Rucker, D. D. (2010). When in Doubt, Shout! Paradoxical Influences of Doubt on Proselytizing. Psychological Science, 21(11), 1701–1707. doi:10.1177/0956797610385953

Kelly, T. (2026). Debunking "When Prophecy Fails". Journal of the History of the Behavioral Sciences, 62(1), e70043.

Kunda, Z. (1990). The case for motivated reasoning. Psychological Bulletin, 108(3), 480–498. doi:10.1037/0033-2909.108.3.480

Nickerson, R. S. (1998). Confirmation bias: A ubiquitous phenomenon in many guises. Review of General Psychology, 2(2), 175–220. doi:10.1037/1089-2680.2.2.175
 
Kişiselleştirme

Tema editörü

Ayarlar Renkler

  • Mobil kullanıcılar bu fonksiyonları kullanamaz.

    Alternatif header

    Farklı bir görünüm için alternatif header yapısını kolayca seçebilirsiniz.

    Görünüm Modu Seçimi

    Tam ekran ve dar ekran modları arasında geçiş yapın.

    Izgara Görünümü

    Izgara modu ile içerikleri kolayca inceleyin ve düzenli bir görünüm elde edin.

    Resimli Izgara Modu

    Arka plan görselleriyle içeriğinizi düzenli ve görsel olarak zengin bir şekilde görüntüleyin.

    Yan Paneli Kapat

    Yan paneli gizleyerek daha geniş bir çalışma alanı oluşturun.

    Sabit Yan Panel

    Yan paneli sabitleyerek sürekli erişim sağlayın ve içeriğinizi kolayca yönetin.

    Box görünüm

    Temanızın yanlarına box tarzı bir çerçeve ekleyebilir veya mevcut çerçeveyi kaldırabilirsiniz. 1300px üstü çözünürler için geçerlidir.

    Köşe Yuvarlama Kontrolü

    Köşe yuvarlama efektini açıp kapatarak görünümü dilediğiniz gibi özelleştirin.

  • Renginizi seçin

    Tarzınızı yansıtan rengi belirleyin ve estetik uyumu sağlayın.

Geri