Makale Canım Sıkılıyor Hissine Derinlemesine Bir Bakış

Bir pazar öğleden sonrası düşünün. Yapılacak işler bitmiş, telefon elinizde, televizyon açık, buzdolabının kapağını üçüncü kez açıp kapatmışsınız. Ağzınızdan tanıdık bir cümle çıkıyor: "Canım çok sıkılıyor, ne yapacağımı bilmiyorum." Bu cümle o kadar sıradan ki çoğu zaman üzerinde durmayız. Oysa içinde ilginç bir çelişki var: Bir şey yapmak istiyoruz, ama yapabileceğimiz hiçbir şeyi istemiyoruz.

Bu yazının sorusu şu: "Canım sıkılıyor" dediğimizde zihnimizde ne oluyor ve bu his bize ne anlatmaya çalışıyor? Can sıkıntısı bugün psikolojinin, sinirbilimin ve karar biliminin ayrıntılı biçimde incelediği bir konu. Bu alanlardaki araştırmalar, can sıkıntısı hakkındaki bazı yaygın kabulleri doğruluyor, bazılarını ise sınırlıyor. Yazının ilerleyen bölümlerinde bu kabulleri tek tek ele alacak, ardından bu hissin işlevi ve evrimsel kökleri üzerine yürütülen, hâlâ açık olan tartışmaya geçeceğiz.

Türkçede "Canım Sıkılıyor" Ne Demek?

Türkçenin bu konuda ilginç bir özelliği var. Türk Dil Kurumu sözlüğü "canı sıkılmak" deyimine üç anlam veriyor: "içi sıkılmak, yapacak bir işi olmamaktan tedirginlik duymak", "öfkelenmek" ve "üzülmek". Yani aynı ifade hem sıkılmayı hem öfkeyi hem üzüntüyü taşıyabiliyor. "Canım sıkıldı" diyen biri sıkılmış olabilir, kızgın olabilir ya da üzgün olabilir.

Sözlüğün "sıkıntı" maddesindeki ilk anlam da bu iç içeliği gösteriyor: "İşsizlik, tekdüzelik, bezginlik vb. sebeplerden doğan ruhsal huzursuzluk". Bu tanımda tekdüzelikten doğan bıkkınlık ile genel bir ruhsal huzursuzluk aynı sözcükte buluşuyor. Bu yazı, "canım sıkılıyor" ifadesinin ilk anlamına, yani psikolojide "can sıkıntısı" denen duruma odaklanıyor. Ancak Türkçedeki bu çakışmayı akılda tutmak önemli: Çevrenizdeki biri "canım sıkılıyor" dediğinde, aslında üzgün ya da kırgın olduğunu söylüyor da olabilir. Bu ayrıma, can sıkıntısının ne zaman bir uyarı işareti olduğunu konuşurken döneceğiz.

Can Sıkıntısı Nedir? Arzulamayı Arzulamak

Bilimsel tanım

Psikolog John Eastwood ve arkadaşları 2012'de yayımladıkları bir makalede, can sıkıntısına dair psikanalitik, varoluşçu, uyarılma ve bilişsel kuramları karşılaştırdı ve hepsinde ortak bir çekirdek buldu. Onlara göre can sıkıntısı, tatmin edici bir etkinliğe katılmayı isteyip buna katılamamanın verdiği hoş olmayan deneyimdir.

Eastwood ve arkadaşları bu tanımı dikkat üzerinden kuruyor ve üç bileşenden söz ediyor:

  • Dikkat bağlanamıyor: Kişi dikkatini, tatmin edici bir etkinlik için gereken içsel ya da dışsal bilgiye yöneltemiyor.
  • Kişi bunun farkında: Zihin, bağlanamadığını fark ediyor ve bu farkındalık rahatsız edici geliyor.
  • Suç çevrede aranıyor: Kişi bu durumun sebebini genellikle dışarıya yüklüyor: "Bu toplantı çok sıkıcı", "bu şehirde yapacak bir şey yok."

Bu tanımın önemli bir sonucu var: Can sıkıntısı yalnızca "yapacak bir şey olmaması" değil. Önünüzde yapacak onlarca şey olabilir. Sorun, dikkatin bunların hiçbirine tutunamaması.

"Ne yapacağımı bilmiyorum" kısmı

Başlıktaki cümlenin ikinci yarısı, bu deneyimin en ilginç yanını yakalıyor. James Danckert ve arkadaşlarının 2018 tarihli bir kitap bölümü, can sıkıntısını "dünyayla meşgul olma arzusunu tatmin edememe" olarak tanımlıyor ve bunu motivasyonel bir çıkmaz olarak anlatıyor: Kişi zihinsel olarak meşgul olmak istiyor ama meşgul olabileceği bir şey bulamıyor. Yazarlar bu durumu özetlemek için Tolstoy'dan bir ifade ödünç alıyor: arzulara duyulan arzu. Tolstoy bu ifadeyi Anna Karenina romanında, uzun süredir arzuladığı şeye kavuşmuş ama yine de tam olarak mutlu olamayan Vronski'yi anlatırken kullanır; Constance Garnett'in İngilizce çevirisinde cümle "a desire for desires—ennui" diye geçer.

Bu ifade gündelik deneyimle örtüşüyor. "Ne yapacağımı bilmiyorum" diyen kişi aslında bir şey yapmak istiyor; ama zihnindeki seçeneklerden hiçbiri o anda istenecek kadar çekici görünmüyor. Can sıkıntısını hareketsizlikten ayıran şey de bu: İçinde bir istek var, ama bu isteğin yönü yok.

Can Sıkıntısı Nereden Gelir? Dikkat ve Anlam

Erin Westgate ile Timothy Wilson 2018'de Psychological Review dergisinde, can sıkıntısının iki ayrı kaynaktan doğabileceğini öne süren bir model yayımladı. Modelin adı da bu iki kaynaktan geliyor: MAC, yani anlam ve dikkat bileşenleri modeli. Westgate'in aynı yıl tamamladığı doktora tezinin özetinde model şöyle anlatılıyor:

  • Dikkat bileşeni: Yapılan işin zihinsel talebi ile kişinin o anki zihinsel kapasitesi uyuşmuyor. İş ya çok kolay, ya çok zor.
  • Anlam bileşeni: Yapılan iş, kişinin değer verdiği hedeflerle örtüşmüyor ya da kişinin o anda değer verdiği bir hedef hiç yok.

Tezin özetine göre bu iki bileşenden herhangi birindeki aksama tek başına can sıkıntısı yaratabiliyor ve dikkat aksaması hem az hem de aşırı uyarılmadan doğabiliyor. Bu ikinci nokta sezgilerimize ters düşebilir: Çok zor ve karmaşık bir derste de insan sıkılabilir, çünkü zihin konuya tutunamaz.

Wijnand van Tilburg ve Eric Igou'nun 2012'de yayımladığı dört çalışmalık araştırma da benzer bir ayrıma işaret ediyor. Araştırmacılar can sıkıntısını üzüntü, öfke ve hayal kırıklığıyla karşılaştırdı ve can sıkıntısının diğer olumsuz duygulardan farklı olarak iki şeyi birlikte getirdiğini buldu: meydan okunmama hissi ve içinde bulunulan durumun anlamsız olduğu düşüncesi. Bu içerik hem can sıkıntısına yatkınlıkla hem de anlık can sıkıntısıyla ilişkili çıktı.

Gündelik bir örnekle düşünelim (bu ve aşağıdaki gündelik örnekler varsayımsaldır). Bir muhasebeci, yüzlerce faturayı tek tek sisteme girerken sıkılıyor; bu daha çok dikkat kaynaklı bir sıkıntı, çünkü iş zihnini yeterince meşgul etmiyor. Aynı kişi, terfi için girmesi gereken ama hiçbir anlam bulmadığı bir sertifika kursunda da sıkılıyor; bu kez kurs zor olsa bile sıkıntının kaynağı anlamın yokluğu. İki durumda his benzer olsa da çare farklı olabilir: Birincisinde işi zihinsel olarak daha uyarıcı hâle getirmek yardımcı olabilir, ikincisinde ise kişinin bu işi neden yaptığını yeniden düşünmesi gerekebilir.

Ne Zaman ve Kimde? Gündelik Hayattan Veriler

Can sıkıntısının günlük hayattaki yerini inceleyen çalışmalardan biri, Chin ve arkadaşlarının 2017'de yayımladığı "Bored in the USA" (Amerika'da Sıkılmak) araştırması. Araştırmacılar Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşayan 3.867 yetişkinden, 7 ila 10 gün boyunca, uyanık oldukları her yarım saatte ne yaptıklarını, kiminle olduklarını ve ne hissettiklerini telefon uygulamasıyla bildirmelerini istedi. Ortaya yaklaşık 1,1 milyon anlık kayıt çıktı.

Sonuçlardan bazıları şöyle:

  • Yaygınlık: Katılımcıların yüzde 63'ü en az bir kez sıkıldığını bildirdi. Bütün kayıtların yüzde 2,8'inde can sıkıntısı vardı.
  • Etkinlik: Can sıkıntısı en çok ders çalışırken, belirli bir şey yapmazken ve çalışırken görüldü; spor yaparken ve uyurken en düşüktü.
  • Sosyal ortam: Yabancılarla, iş arkadaşlarıyla ya da yalnızken daha sık; çocuklarla, eşle ve arkadaşlarla daha seyrekti.
  • Eşlik eden duygular: Can sıkıntısı olumlu duygulardan çok olumsuz duygularla, özellikle yalnızlık, öfke, üzüntü ve endişeyle birlikte görüldü.

Bu çalışmanın dikkat çekici bir bulgusu daha var: Can sıkıntısındaki farklılıkların yalnızca yaklaşık yüzde 17'si kişiler arasındaki farklardan kaynaklanıyordu; geri kalanı aynı kişinin farklı anları arasındaydı. Bu, anlık koşulların can sıkıntısında büyük rol oynadığını düşündürüyor. Ancak bu oran tek başına neyin belirleyici olduğunu göstermez; ölçümdeki anlık dalgalanmalar da bu paya dahildir. Ayrıca örneklem ulusal ölçekte temsili değildi; sonuçların başka ülkelere ve kültürlere ne ölçüde taşınabileceği ayrıca incelenmesi gereken bir soru.

Yaygın Kabuller Mercek Altında

Can sıkıntısı hakkında hepimizin bir fikri var. Bu bölümde can sıkıntısı hakkında dile getirilen beş kabulü araştırma bulgularıyla karşılaştırıyoruz. Amaç, bu kabullerin tamamen yanlış olduğunu göstermek değil; hangi koşullarda geçerli olduklarını ve nerede sınırlandıklarını görmek.

Kabul 1: "Can sıkıntısı boş zamandan doğar"

Bu kabul kısmen doğru: Chin ve arkadaşlarının verilerinde "belirli bir şey yapmamak" can sıkıntısının en sık görüldüğü durumlardan biriydi. Ama aynı listede ders çalışmak ve iş de üst sıralardaydı. Westgate'in modeline göre aşırı zor işler de dikkati bağlayamayabilir. Demek ki can sıkıntısı yalnızca boşlukta değil, dolu ama tutunulamayan zamanda da ortaya çıkıyor. Bu yüzden takvimi doldurmak tek başına çözüm olmayabilir; önemli olan, yapılan şeyin dikkati ve anlamı ne ölçüde yakaladığı.

Kabul 2: "Sıkılınca içerikler arasında gezinmek iyi gelir"

Sıkılan birinin telefonda videodan videoya geçmesi tanıdık bir sahne. Bu davranışın belgelenmiş bir deneysel sınaması var ve sonuçları sezgiye ters. Toronto Üniversitesi'nden Katy Tam ve Michael Inzlicht, 2024'te Journal of Experimental Psychology: General dergisinde yayımlanan yedi deneyde, toplam 1.200'den fazla katılımcıyla bu soruyu inceledi. İlk deneylerde sıkılan katılımcılar videolar arasında geçiş yaptı ve bunun can sıkıntısını azaltacağını bekledi.

Sonuç beklenenin tersiydi: Videolar arasında hızla geçmek ya da ileri sarmak can sıkıntısını azaltmadı, artırdı. Örneğin katılımcılar tek bir 10 dakikalık videoyu izlediklerinde, yedi adet 5 dakikalık video arasında geçiş yaptıkları duruma göre daha az sıkıldılar; tek video daha tatmin edici, daha sürükleyici ve daha anlamlı bulundu. Tam'ın yorumuna göre sürekli geçiş, içeriğin anlamsız görünmesine yol açıyor olabilir. Bu yorum, MAC modelinin anlam bileşeniyle örtüşüyor.

Çalışmanın sınırlarını da doğru okumak gerekiyor. Araştırma telefona bakmayı hiç bakmamakla karşılaştırmadı; karşılaştırılan şey, tek bir içerikte kalmak ile içerikler arasında hızla geçmekti. Katılımcılar ABD'den ve Toronto Üniversitesi öğrencilerinden oluşuyordu; araştırmacılar sonuçların yaşa, medya deneyimine ve ülkeye göre değişebileceğini, kısa dikkat süresinin rolünü de test etmediklerini belirtiyor. Bu sınırlar içinde söylenebilecek olan şu: Sıkıldığımızda içerikler arasında hızla gezinmenin işe yarayacağı beklentisi, bu deneylerde desteklenmedi.

Kabul 3: "Ne yapacağımı bilmiyorum, çünkü çok fazla seçeneğim var"

"Ne yapacağımı bilmiyorum" hissi için akla gelebilecek açıklamalardan biri, çok fazla seçenek olduğu için karar verilememesi. Psikolojide seçim fazlalığı diye bilinen bu fikre göre seçenek sayısı arttıkça seçim yapmak zorlaşır. Scheibehenne ve arkadaşları 2010'da bu konudaki 50 deneyi ve toplam 5.036 katılımcıyı kapsayan bir meta-analiz, yani birçok çalışmanın sonuçlarını istatistiksel olarak birleştiren bir analiz yaptı. Sonuçta seçim fazlalığının ortalama etkisini neredeyse sıfır buldular; sonuçlar çalışmadan çalışmaya büyük farklılık gösteriyordu.

Burada önemli bir sınır var: Bu meta-analiz can sıkıntısını değil, seçim fazlalığı etkisini inceledi. Dolayısıyla can sıkıntısıyla ilgili doğrudan bir sonuç vermiyor. Ama şu yorumu destekleyebilir: Seçeneklerin sayısı tek başına güvenilir bir açıklama gibi görünmüyor. Eastwood'un ve Westgate'in tanımları da başka bir yöne işaret ediyor: Sorun seçeneklerin çokluğundan çok, hiçbirinin dikkati ve anlamı yakalayamamasında olabilir. On kanal arasında gezinmek de, yüz kanal arasında gezinmek de aynı boşluk hissini bırakabilir.

Kabul 4: "Can sıkıntısı depresyonun ya da ilgisizliğin hafif hâlidir"

Can sıkıntısı sık sık ilgisizlikle ya da depresyonla karıştırılıyor. Danckert ve arkadaşları bu kavramları birbirinden ayırırken, Goldberg ve arkadaşlarının 2011'de yayımladığı ve can sıkıntısını apati, anhedoni (zevk alamama) ve depresyondan ayrı bir deneyim olarak ele alan çalışmaya dayanıyor. Ayrımın özü şu: Can sıkıntısında meşgul olma isteği var ve bu istek karşılanmadığı için rahatsızlık doğuyor. İlgisizlikte ise bu rahatsızlık yok; Danckert ve arkadaşlarına göre tatminsizlik eşlik etmeyen bir meşgul olmama hâli, can sıkıntısından çok apatiye benzer. Depresyonda ise süregiden bir üzüntü ve zevk alma güçlüğü öne çıkıyor; can sıkıntısını ayıran şey, ilginç bir şey bulma dürtüsü.

DurumTemel özellikCan sıkıntısından farkı
Can sıkıntısıMeşgul olmak isteyip meşgul olamamak; huzursuzlukKişi bir şey arıyor, ama bulamıyor
Apatiİlgisizlik; meşgul olmamaktan rahatsızlık duymamakArayış ve rahatsızlık yok
DepresyonSüregiden üzüntü ve zevk alma güçlüğüSorun ilgi çekecek bir şey bulamamaktan çok, hiçbir şeyden zevk alamamak

Bu ayrım önemli, ama kesin bir sınır çizgisi değil. İki durum birlikte bulunabiliyor ve aşağıda göreceğimiz gibi sık sık sıkılmaya yatkın olmak, depresyonla ilişkili bulunuyor. Bilge Yolcu'da daha önce yayımlanan Motivasyonsuzluğun Evrimsel ve Nörobilimsel Temelleri yazısı motivasyon kaybını işliyordu. Can sıkıntısı onunla akraba ama farklı bir durum: Motivasyon kaybında istek azalır, can sıkıntısında ise istek vardır ama yönsüzdür.

Kabul 5: "Can sıkıntısı yaratıcılığı artırır"

Bu kabul, özellikle çocukların sıkılmasına izin verilmesi gerektiğini savunan yazılarda karşımıza çıkıyor ve bilimsel bir dayanağı var. Mann ve Cadman'ın 2014'te yayımladığı iki deneyde, sıkıcı bir yazma ya da okuma görevi yapan katılımcılar ardından gelen yaratıcılık görevinde daha yüksek performans gösterdi. Yazarlar hayal kurmanın bu ilişkide aracı rol oynayabileceğini tartıştı.

Ancak tek tek deneyler yerine bütün tabloya bakıldığında durum belirsizleşiyor. Zeißig ve arkadaşları 2024'te, eğitim ortamlarında can sıkıntısı ile yaratıcılık ilişkisini inceleyen 27 çalışmayı bir kapsam derlemesinde, yani bir konudaki çalışmaları sistemli olarak tarayıp haritalayan bir derlemede bir araya getirdi. Deneysel ve yarı deneysel çalışmaların beşi olumlu, dördü olumsuz ilişki buldu; ikisinin sonucu çelişkiliydi, üçü ise istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulmadı. Korelasyon çalışmalarının çoğunda da anlamlı bir ilişki çıkmadı. Derlemenin vardığı sonuç, kanıtların hem lehte hem aleyhte argümanları desteklediği ve iki yönde de açık bir nedensel etki göstermediği. Dolayısıyla "sıkılmak yaratıcı yapar" demek, bugünkü kanıtın izin verdiğinden daha güçlü bir iddia. Daha temkinli bir ifade şu olabilir: Can sıkıntısı bazı koşullarda zihni yeni arayışlara itebilir, ama bunun yaratıcı bir sonuca dönüşmesi garanti değil.

İşlevsel ve Evrimsel Bakış: Bu His Neden Var?

Can sıkıntısı hoş olmayan bir his. Evrimsel bir bakışla sorulabilecek doğal soru şu: Bu kadar rahatsız edici bir duygu neden var ve bize nasıl bir yarar sağlamış olabilir? Bu soruya cevap arayan çalışmaların önemli bir kısmı, can sıkıntısının işlevini, yani ne işe yaradığını açıklamaya çalışan kuramsal ve hesaplamalı modeller. Bu modeller evrimsel bir yoruma açık, ama doğrudan evrimsel kanıt sunmuyor. Bu yüzden aşağıdaki açıklamaları kesin bulgular olarak değil, kanıtla sınanmaya çalışılan hipotezler olarak okumak gerekiyor.

Keşfetmek mi, elindekini kullanmak mı?

Her canlı sürekli bir ikilemle karşı karşıya: Bildiği bir kaynaktan yararlanmaya devam mı etmeli, yoksa yeni kaynaklar aramaya mı çıkmalı? Bir meyve ağacından beslenen bir hayvan düşünün. Ağaçta meyve azaldıkça orada kalmanın getirisi düşer; ama yeni bir ağaç aramak da zaman, enerji ve risk demektir. Karar bilimi bu ikileme keşfetme-kullanma dengesi diyor ve aşağıdaki modellerin çoğu bu ikilemin etrafında kuruluyor.

Shane Bench ve Heather Lench 2013'te yayımladıkları kuramsal makalede, can sıkıntısının mevcut hedef artık yarar sağlamadığında yeni hedefler aramayı motive ettiğini öne sürüyor. Yazarlara göre can sıkıntısı, alternatif bir hedefe yönelmenin duygusal göstergesidir. Aynı makale can sıkıntısını apatiden de ayırıyor: Apatide kişi vazgeçer, can sıkıntısında ise durumunu değiştirmeye yönelir. Yazarlar o tarihte bu konudaki deneysel araştırmaların az olduğunu da kabul ediyor.

Agrawal ve arkadaşlarının 2022'de Psychological Review dergisinde yayımladığı model, aynı fikri daha biçimsel bir dille kuruyor. Bu modele göre beyin, yaptığı her işin fırsat maliyetini, yani o işi yaparken vazgeçtiği diğer seçeneklerin değerini zaman içinde izliyor. Model, can sıkıntısını dış dünyayı keşfetmenin değerine işaret eden bir sinyal olarak, bilişsel yorgunluğu ise içsel işlemenin değerine işaret eden bir sinyal olarak ele alıyor. Bu çerçevede "sıkıldım" demek, kabaca "şu an başka bir şey yapmanın değeri, yaptığımdan yüksek görünüyor" demeye benziyor.

Jaime Gomez-Ramirez ve Tommaso Costa'nın 2017'de BioSystems dergisinde yayımlanan modeli de can sıkıntısını, tahmin edilebilir bir ortamdan alınan getiri azaldığında keşif moduna geçişi tetikleyen itici bir duygu olarak tanımlıyor. Bu modelde sıkılmaya yatkın bireyler keşfe daha erken geçiyor; öngörülebilir ortamı tercih edenler ise orada daha uzun kalıyor.

Deneylerden gelen ipuçları

Bu modellerle uyumlu bazı deneysel bulgular var. Andra Geana ve arkadaşlarının 2016'da sunduğu üç deneyde, faydalı bilgi içeriği düşük görevlerde can sıkıntısı arttı ve daha çok sıkılan katılımcılar daha fazla keşif davranışı gösterdi. Bu bulgu ilişkiseldir; can sıkıntısının keşfe neden olduğunu kanıtlamaz, ama modellerin beklentisiyle uyumludur.

Daha çarpıcı bir deney dizisi, Bench ve Lench'in 2019'da Emotion dergisinde yayımladığı çalışmadan geliyor. Katılımcılara önce aynı nötr görüntüler tekrar tekrar gösterildi ve böylece can sıkıntısı oluşturuldu. Ardından iki seçenek sunuldu: daha fazla nötr görüntü ya da yeni ama hoş olmayan görüntüler (hamamböceği, kirli bulaşık gibi). İlk deneyde katılımcıların yarıdan fazlası tatsız görüntüleri seçti ve bu seçimi kişinin o anki can sıkıntısı düzeyi öngördü; genel can sıkıntısı yatkınlığı ise öngörmedi. Üçüncü deneyde olumlu görüntülerden sıkılanlar olumsuz görüntülere, olumsuz görüntülerden sıkılanlar ise olumlu görüntülere yöneldi. Araştırmacılara göre bu seçimleri açıklayan şey, duygusal olarak farklı bir deneyim yaşama arzusuydu.

Bu bulgu, gündelik hayattaki bazı davranışları düşünmek için bir ipucu sunabilir. Örneğin sıkılan birinin hoş olmayan bir habere ya da tartışmaya yönelmesi, keşif sinyali açısından bakıldığında bir tutarlılık taşıyor olabilir: Zihin "aynı şeyden" kaçıyor ve yeni olan şey hoş olmasa bile ona yöneliyor. Ancak bu bir yorumdur; deneyler laboratuvar koşullarında ve görüntülerle yapıldı ve gerçek hayattaki davranışlara doğrudan genellenemez.

Hayvanlar da sıkılır mı?

Can sıkıntısının evrimsel kökleri varsa, başka hayvanlarda da benzer bir durum görmeyi bekleriz. Hayvan refahı alanında çalışan Burn, 2017'de yayımladığı kavramsal derlemede hayvan can sıkıntısının biyolojik açıdan az çalışılmış bir konu olduğunu vurguluyor. Burn, birçok hayvanın tekdüzelikten kaçmak için normalde kaçınacağı bedelleri bile ödemeye razı olduğunu aktarıyor ve hayvan can sıkıntısının üç ölçülebilir işaretle incelenebileceğini öneriyor: tekdüzelikten kaçınma, uyanık kalamama ve zamanın yavaş geçtiğini düşündüren davranışlar.

Bu alandaki bir deney, Meagher ve Mason'ın 2012'de yayımladığı vizon çalışması. Araştırmacılar 29 vizonu iki gruba ayırdı: 13'ü daha zengin uyaranlar sunan kafeslerde, 16'sı sade kafeslerde yaşadı. Ardından her vizona hoş, itici ve belirsiz olmak üzere on farklı uyaran gösterildi. Sade kafeslerdeki vizonlar bütün uyaranlara, itici olanlar dahil, daha hızlı yaklaştı; uyaranla daha uzun temas etme farkı ise yalnızca belirsiz uyaranlarda anlamlı çıktı. Araştırmacılar bu tabloyu apati ya da depresyonla değil, can sıkıntısıyla uyumlu bir keşif isteği olarak yorumladı; zengin ortam bu belirtileri azalttı.

Bu deney iki açıdan önemli. Birincisi, can sıkıntısına benzer bir durumun insanın kültürel tarihinden daha eski olabileceğini düşündürüyor. İkincisi, can sıkıntısı ile apati arasındaki farkı davranış düzeyinde gösteriyor: Sade ortamdaki hayvan ilgisizleşmiyor, uyaranlara daha hızlı yöneliyor. Ama bir sınırı da var: Burn'ün de vurguladığı gibi hayvanlardaki davranışsal işaretler dolaylı ölçümlerdir; bu işaretlerin insanın öznel "canım sıkılıyor" deneyimiyle aynı şey olup olmadığını doğrudan ölçemiyoruz.

Açık soru: Evrensel bir alarm mı, modern bir deneyim mi?

İşlevsel ve evrimsel açıklamalar hikâyenin tamamı değil. Antropolog Yasmine Musharbash, Avustralya'daki Aborjin yerleşimi Yuendumu'da yaptığı alan çalışmasını 2007'de yayımladı. Musharbash, can sıkıntısı kavramının kökenini 18. yüzyıl Avrupasına bağlıyor ve can sıkıntısının yalnızca Batılılaşmayla yayılan bir şey olduğu görüşünü eleştiriyor. Ona göre Yuendumu'daki can sıkıntısı yerel kişilik anlayışına, zamanın yaşanış biçimine ve modernlikle kurulan yerel ilişkilere bağlı, tarihsel ve kültürel olarak özgül bir deneyim.

Bu iki yaklaşım birbirini tamamen dışlamak zorunda değil. Bu yazının önerdiği bir uzlaşma şöyle kurulabilir: Keşif sinyalinin mekanizması eski olabilir, ama bu sinyalin nasıl yaşandığı, nasıl adlandırıldığı ve ne kadar sık ortaya çıktığı kültüre ve döneme göre değişebilir. Bu öneri bir yorumdur; iki etkenin ağırlığını ölçen doğrudan bir çalışma bu yazının kaynakları arasında yok. Can sıkıntısının ne kadarının biyolojik, ne kadarının kültürel olduğu açık bir soru olarak duruyor.

Bu yazının önerdiği bir başka yorum da şu: Keşif sinyali, insanlık tarihinin büyük bölümünde gerçek yeni kaynaklara yönlendiriyordu; bugün ise ekranlar bu sinyali sonsuz ama anlam taşımayan yeniliklerle besliyor olabilir. Bu fikir, Tam ve Inzlicht'in içerikler arasında geçişin can sıkıntısını artırdığı bulgusuyla uyumlu bir yorum sunuyor. Ancak bir bulgu değil, araştırılmaya değer bir hipotez olarak okunmalı.

Son olarak, keşif sinyalinin bir bedeli de var. Maik Bieleke ve Wanja Wolff 2021'de Behavioral and Brain Sciences dergisinde yayımlanan yorumlarında, can sıkıntısının davranışı keşfe doğru çektiğini ve bu yüzden mevcut işi sürdürmek için çaba isteyen bir irade gücüne ihtiyaç duyulduğunu savunuyor. Bu, birçok kişinin tanıdığı bir gerilimi açıklıyor: Sıkıcı ama önemli bir işi bitirmeye çalışırken zihnin sürekli başka bir şeye kaçmak istemesi. Bu çerçevede can sıkıntısıyla mücadele etmek, bir arızayı onarmak değil, iki meşru ihtiyaç arasında denge kurmak anlamına geliyor.

Vaka Analizi: Bir Pazar Öğleden Sonrası

Şimdi yazının başındaki sahneye dönelim ve buraya kadar anlatılanları onun üzerinde deneyelim. Aşağıdaki vaka varsayımsaldır; gerçek bir kişiyi anlatmıyor, kavramların nasıl birlikte işlediğini göstermek için kurgulandı.

Otuzlu yaşlarında, haftanın beş günü yoğun çalışan bir kişi düşünelim. Pazar öğleden sonra işleri bitmiş. Yarım saattir telefonda kısa videolar arasında geziniyor, sonra bir diziyi açıp beş dakika sonra kapatıyor, buzdolabına bakıyor, bir arkadaşına "ne yapıyorsun" diye yazıp cevap gelmeden telefonu bırakıyor. Sonunda "Canım çok sıkılıyor, ne yapacağımı bilmiyorum" diyor.

  • Tanım açısından: Kişi bir şeyle meşgul olmak istiyor ama dikkati hiçbir seçeneğe tutunmuyor. Eastwood'un tanımındaki üç bileşen de görünüyor: bağlanamama, bunun farkında olma ve sebebi dışarıda arama ("pazar günleri çok sıkıcı").
  • MAC modeli açısından: Haftanın yoğun temposundan sonra dikkat kapasitesi düşmüş olabilir; bu durumda zor bir etkinlik de, çok kolay bir etkinlik de dikkati bağlamayabilir. Aynı zamanda o öğleden sonra için değer verilen bir hedef de yok; anlam bileşeni de devreye giriyor olabilir.
  • Dijital davranış açısından: Kısa videolar arasında hızla geçmek, Tam ve Inzlicht'in deneylerindeki gibi can sıkıntısını hafifletmek yerine artırıyor olabilir.
  • İşlevsel açıdan: "Ne yapacağımı bilmiyorum" hissi, keşif sinyalinin devreye girdiği ama yönlendirileceği gerçek bir yeni hedefin bulunmadığı bir boşluk gibi okunabilir.
  • Sosyal açıdan: Chin ve arkadaşlarının verilerinde can sıkıntısı yalnızken daha sık, yalnızlık duygusuyla birlikte görülüyordu. Arkadaşına yazdığı mesaj, belki de asıl aranan şeyin bir etkinlik değil, bir bağlantı olduğunu gösteriyor.

Bu analiz, aynı cümlenin arkasında birden fazla mekanizmanın birlikte işleyebildiğini gösteriyor. Ama bu vakadan genel bir kural çıkarmak doğru olmaz. Aynı cümleyi kuran başka bir kişide sıkıntının kaynağı tamamen farklı olabilir: anlamını yitirmiş bir iş, uzun süredir devam eden bir yalnızlık ya da daha derin bir duygusal zorluk. Vaka bir teşhis aracı değil; "canım sıkılıyor" dediğimizde kendimize hangi soruları sorabileceğimizi gösteren bir örnek.

Can Sıkıntısı Ne Zaman Bir İşarettir?

Ara sıra sıkılmak, insan olmanın sıradan bir parçası. Ama bazı insanlar diğerlerinden çok daha sık sıkılıyor. Psikologlar bu eğilime can sıkıntısına yatkınlık diyor ve bunu, belirli bir anda yaşanan durumsal can sıkıntısından ayırıyor. Bu ayrım önemli: Herkes zaman zaman sıkılır, ama bazı insanlar bunu çok daha sık ve yoğun yaşar.

Mercer-Lynn ve arkadaşlarının 2013'te yayımladığı çalışma, can sıkıntısına yatkınlığın depresyonu ve öfkeyi, nevrotiklik (olumsuz duygulara yatkınlık olarak bilinen kişilik özelliği) ve dikkatsizlik gibi başka değişkenlerden bağımsız olarak öngördüğünü buldu. Araştırmada iki farklı ölçek kullanıldı ve ikisi farklı sorunlarla ilişkili çıktı: Biri depresyon gibi içe dönük sorunlarla, diğeri kumar gibi dışa dönük sorunlarla. Bu bulgular ilişkiseldir; can sıkıntısının depresyona neden olduğunu göstermez, ama sık ve yoğun can sıkıntısının önemsiz bir mesele olmadığını gösterir.

Can sıkıntısının dikkat ve dürtü kontrolüyle bağlantısı da araştırılıyor. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ile can sıkıntısı arasındaki ilişki, Bilge Yolcu'da daha önce yayımlanan ADHD'de Duygusal Acı Toleransı, Can Sıkıntısı ve Gece Huzursuzluğu yazısında ayrıntılı olarak ele alındı.

Önemli ayrım: Bu kutu yazının kendi açıklamasıdır. "Canım sıkılıyor" cümlesi Türkçede üzüntü ve öfke anlamı da taşıyabildiği için, bu ifadenin ardında bazen can sıkıntısından başka bir şey olabilir. Uzun süren isteksizlik, eskiden zevk alınan şeylerden artık zevk alamama, umutsuzluk ya da günlük işlevlerde belirgin bir düşüş varsa, bu durum bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşulmayı hak eder. Bu yazı bir teşhis ya da tedavi önerisi değildir.

Çocuklar ve Can Sıkıntısına Katlanmak

Can sıkıntısına en sık "Anne, sıkıldım!" cümlesinde rastlarız. Psikanalist Adam Phillips, 1993'te yayımlanan On Kissing, Tickling, and Being Bored adlı kitabındaki "On Being Bored" başlıklı denemesinde bu deneyime farklı bir açıdan bakıyor. Phillips can sıkıntısını, çocuğun hem bir şey beklediği hem de bir şey aradığı, askıda kalmış bir bekleyiş hâli olarak tarif ediyor; ona göre bu hâlin içinde bir arzuya duyulan istek var.

Phillips'in öne çıkan bir fikri şu: Can sıkıntısına katlanabilmek, çocuk için gelişimsel bir başarı olabilir. Yetişkinler çoğu zaman çocuğun can sıkıntısına hemen bir oyalanmayla cevap vermek ister. Phillips'e göre ise çocuğun kendisini neyin ilgilendirdiğini bulması için zamana ihtiyacı var. Bu, psikanalitik bir yorumdur ve deneysel bir bulgu değildir; yukarıda gördüğümüz gibi can sıkıntısı ile yaratıcılık arasındaki ilişkiye dair kanıtlar da karışık. Yine de Phillips'in fikri, işlevsel açıklamalarla ilginç bir biçimde örtüşüyor: Her iki bakış da can sıkıntısını, hemen susturulması gereken bir arıza değil, yeni bir yöne geçişin eşiği olarak görüyor.

Ne Yapılabilir?

Can sıkıntısı için tek bir çözüm yok, çünkü tek bir kaynağı yok. Aşağıdaki öneriler, yukarıda anlatılan araştırmalardan çıkarılmış genel ilkelerdir; kişiye özel tavsiye ya da tedavi değildir.

  • Kaynağı ayırt etmek: Sıkıntının dikkatten mi, anlamdan mı geldiğini sormak işe yarayabilir. İş çok kolay ya da çok zorsa zorluğu ayarlamak, iş anlamsız geliyorsa onu değer verilen bir hedefe bağlamak farklı çözümlerdir.
  • Hızlı geçiş yerine tek bir şey: Tam ve Inzlicht'in bulguları, içerikler arasında hızla gezinmenin can sıkıntısını artırabildiğini gösteriyor. Tek bir şeye belirli bir süre kalmak daha tatmin edici olabilir.
  • Sinyali dinlemek: İşlevsel açıklamalar doğruysa, can sıkıntısı "bir şeyi değiştir" mesajı taşıyor. Sık tekrarlanan can sıkıntısı, bir işin, ilişkinin ya da düzenin gözden geçirilmesi gerektiğine işaret ediyor olabilir.
  • Bağlantıyı unutmamak: Can sıkıntısı yalnızlıkla sık birlikte görüldüğü için, bazen asıl ihtiyaç bir etkinlik değil, bir insan olabilir.
  • Kalıcı ve yoğunsa yardım almak: Can sıkıntısı uzun sürüyor, umutsuzluk ya da zevk alamama eşlik ediyorsa, bir uzmanla konuşmak gerekir.

Sık Sorulanlar

Sıkıldığımda zaman neden yavaş geçiyor?

Bu, can sıkıntısının tanıdık yanlarından biri. Danckert ve Allman'ın 2005'te yayımladığı bir çalışmada, can sıkıntısına yatkın kişilerin birkaç saniye ile bir dakika arasındaki süreleri daha az isabetli tahmin ettiği bildirildi; süreleri olduğundan uzun algılama eğilimi özellikle hareket yanılsaması yaratan görüntülerde görüldü. Bu çalışma anlık can sıkıntısını değil, can sıkıntısına yatkınlığı inceledi. Bulgu, can sıkıntısı ile zaman algısı arasında bir bağ olduğunu düşündürüyor; ancak bu bağın yönünü ve nasıl işlediğini göstermiyor.

Sık sık sıkılan biri sıkıcı bir insan mıdır?

Sık sıkılmak tek başına kişinin sıkıcı olduğunu göstermez. Chin ve arkadaşlarının verilerinde can sıkıntısındaki farklılıkların büyük kısmı kişiler arasında değil, aynı kişinin farklı anları arasındaydı; bu da anlık koşulların büyük rol oynadığını düşündürüyor. Öte yandan, yukarıda gördüğümüz gibi bazı insanlar can sıkıntısına daha yatkın ve bu yatkınlık depresyon ve öfkeyle ilişkili bulunuyor. Sık ve yoğun can sıkıntısı, kişinin hayatındaki bazı koşulların ya da genel ruh hâlinin gözden geçirilmesine değer bir işaret olabilir.

Can sıkıntısını tamamen ortadan kaldırmak mümkün mü, gerekli mi?

İşlevsel açıklamalar, can sıkıntısının bir sinyal olduğunu öne sürüyor. Bu açıdan bakıldığında amaç onu tamamen yok etmek değil, mesajını anlamak. Ara sıra sıkılmak, zihnin hâlâ daha iyisini aradığının bir işareti olarak da okunabilir. Sorun, sinyalin sürekli çalması ya da hep aynı yere, örneğin içerikler arasında anlamsız bir gezinmeye yönlendirilmesi.

Çocuğum sıkıldığını söylediğinde hemen bir etkinlik bulmalı mıyım?

Adam Phillips'in yaklaşımına göre her zaman değil. Çocuğa kendi ilgisini bulması için zaman tanımak, can sıkıntısına katlanma kapasitesini geliştirebilir. Ancak bu bir psikanalitik görüş; can sıkıntısının yaratıcılığı kesin olarak artırdığına dair kanıt ise karışık. Çocuğun sıkıntısı uzun süreli bir isteksizliğe ya da üzüntüye dönüşüyorsa, bunu ayrıca ciddiye almak gerekir.

Sonuç: Yönünü Arayan Bir İstek

"Canım çok sıkılıyor, ne yapacağımı bilmiyorum" cümlesi ilk bakışta önemsiz görünebilir. Ama araştırmalar bu cümlenin arkasında oldukça karmaşık bir deneyim olduğunu gösteriyor. Can sıkıntısı, yapacak bir şey olmaması değil; meşgul olma isteğinin bir yöne bağlanamamasıdır. Bu bağlanamama dikkatten, anlamdan ya da ikisinden birden kaynaklanabilir.

Yaygın kabullerin bir kısmı bu tabloya uymuyor. Can sıkıntısı yalnızca boş zamanda değil, dolu ama tutunulamayan zamanda da ortaya çıkıyor. İçerikler arasında hızla gezinmek, deneylerde can sıkıntısını azaltmak yerine artırdı. Seçim fazlalığına dair kanıtlar, seçenek sayısının tek başına güvenilir bir açıklama olmadığını düşündürüyor. Can sıkıntısını yaratıcılığın kesin kaynağı olarak görmek de bugünkü kanıtın ötesine geçiyor.

İşlevsel ve evrimsel bakış bu hisse yeni bir anlam katıyor: Can sıkıntısı, mevcut uğraşın getirisinin azaldığını ve başka bir yöne bakma zamanının geldiğini bildiren bir keşif sinyali olabilir. Bu fikir kuramsal modellere dayanıyor ve bazı deneylerle hayvan çalışmalarındaki bulgular onunla uyumlu. Ancak Musharbash'ın çalışması gibi kültürel incelemeler, can sıkıntısının nasıl yaşandığının dönem ve kültürle de şekillendiğini gösteriyor; evrensel bir mekanizma ile modern bir deneyim arasındaki ilişki açık bir soru olarak kalıyor.

Belki de en kullanışlı sonuç şu: "Canım sıkılıyor" dediğimizde, zihnimiz bize bir şeyin değişmesi gerektiğini söylüyor olabilir. Bu sinyali hemen susturmak yerine, neyin değişmesi gerektiğini sormak, ondan alabileceğimiz en değerli bilgi olabilir.

Kaynak ve Kapsam Notu

Yazıdaki araştırma bulgularının önemli bir kısmı makalelerin tam metinlerinden değil; özetlerinden, yayıncı ve üniversite açıklamalarından, kütüphane kayıtlarından ve güvenilir ikincil kaynaklardan aktarılmıştır; MAC modeli de Westgate'in doktora tezinin özetine dayanılarak anlatılmıştır. Can sıkıntısının işlevine ilişkin açıklamalar büyük ölçüde kuramsal ve hesaplamalı modellere ve ilişkisel bulgulara dayanır; doğrudan nedensel kanıt sınırlıdır. Yazıdaki gündelik örnekler ve "Bir Pazar Öğleden Sonrası" vakası varsayımsaldır.

Kaynakça

Can sıkıntısının tanımı ve kaynakları

Danckert, J., Mugon, J., Struk, A. ve Eastwood, J. (2018). Boredom: What is it good for? H. C. Lench (Ed.), The Function of Emotions içinde (s. 93–119). Springer. doi.org/10.1007/978-3-319-77619-4_6

Eastwood, J. D., Frischen, A., Fenske, M. J. ve Smilek, D. (2012). The unengaged mind: Defining boredom in terms of attention. Perspectives on Psychological Science, 7(5), 482–495. doi.org/10.1177/1745691612456044

Tolstoy, L. (t.y.). Anna Karenina, 5. Kısım, 8. Bölüm (çev. Constance Clara Garnett). Marxists Internet Archive. marxists.org, Anna Karenina 5. Kısım 8. Bölüm

Türk Dil Kurumu. (t.y.). "canı sıkılmak" ve "sıkıntı" maddeleri. Güncel Türkçe Sözlük. sozluk.gov.tr

van Tilburg, W. A. P. ve Igou, E. R. (2012). On boredom: Lack of challenge and meaning as distinct boredom experiences. Motivation and Emotion, 36(2), 181–194. doi.org/10.1007/s11031-011-9234-9

Westgate, E. C. (2018). Why boredom is interesting (doktora tezi). University of Virginia. doi.org/10.18130/V37659F3F

Westgate, E. C. ve Wilson, T. D. (2018). Boring thoughts and bored minds: The MAC model of boredom and cognitive engagement. Psychological Review, 125(5), 689–713. doi.org/10.1037/rev0000097

Gündelik hayat ve yaygın kabuller

Chin, A., Markey, A., Bhargava, S., Kassam, K. S. ve Loewenstein, G. (2017). Bored in the USA: Experience sampling and boredom in everyday life. Emotion, 17(2), 359–368. doi.org/10.1037/emo0000232

Goldberg, Y. K., Eastwood, J. D., LaGuardia, J. ve Danckert, J. (2011). Boredom: An emotional experience distinct from apathy, anhedonia, or depression. Journal of Social and Clinical Psychology, 30(6), 647–666. doi.org/10.1521/jscp.2011.30.6.647

Mann, S. ve Cadman, R. (2014). Does being bored make us more creative? Creativity Research Journal, 26(2), 165–173. doi.org/10.1080/10400419.2014.901073

Scheibehenne, B., Greifeneder, R. ve Todd, P. M. (2010). Can there ever be too many options? A meta-analytic review of choice overload. Journal of Consumer Research, 37(3), 409–425. doi.org/10.1086/651235

Tam, K. Y. Y. ve Inzlicht, M. (2024). Fast-forward to boredom: How switching behavior on digital media makes people more bored. Journal of Experimental Psychology: General, 153(10), 2409–2426. doi.org/10.1037/xge0001639

Zeißig, A., Kansok-Dusche, J., Fischer, S. M., Moeller, J. ve Bilz, L. (2024). The association between boredom and creativity in educational contexts: A scoping review on research approaches and empirical findings. Review of Education, 12(1), e3470. doi.org/10.1002/rev3.3470

İşlevsel ve evrimsel açıklamalar

Agrawal, M., Mattar, M. G., Cohen, J. D. ve Daw, N. D. (2022). The temporal dynamics of opportunity costs: A normative account of cognitive fatigue and boredom. Psychological Review, 129(3), 564–585. doi.org/10.1037/rev0000309

Bench, S. W. ve Lench, H. C. (2013). On the function of boredom. Behavioral Sciences, 3(3), 459–472. doi.org/10.3390/bs3030459

Bench, S. W. ve Lench, H. C. (2019). Boredom as a seeking state: Boredom prompts the pursuit of novel (even negative) experiences. Emotion, 19(2), 242–254. doi.org/10.1037/emo0000433

Bieleke, M. ve Wolff, W. (2021). It's not a bug, it's boredom: Effortful willpower balances exploitation and exploration. Behavioral and Brain Sciences, 44, e33. doi.org/10.1017/S0140525X20001053

Geana, A., Wilson, R. C., Daw, N. ve Cohen, J. D. (2016). Boredom, information-seeking and exploration. Proceedings of the 38th Annual Meeting of the Cognitive Science Society, 1751–1756. Princeton kaydı

Gomez-Ramirez, J. ve Costa, T. (2017). Boredom begets creativity: A solution to the exploitation-exploration trade-off in predictive coding. BioSystems, 162, 168–176. doi.org/10.1016/j.biosystems.2017.04.006

Hayvanlar ve kültür

Burn, C. C. (2017). Bestial boredom: A biological perspective on animal boredom and suggestions for its scientific investigation. Animal Behaviour, 130, 141–151. doi.org/10.1016/j.anbehav.2017.06.006

Meagher, R. K. ve Mason, G. J. (2012). Environmental enrichment reduces signs of boredom in caged mink. PLoS ONE, 7(11), e49180. doi.org/10.1371/journal.pone.0049180

Musharbash, Y. (2007). Boredom, time, and modernity: An example from Aboriginal Australia. American Anthropologist, 109(2), 307–317. doi.org/10.1525/aa.2007.109.2.307

Klinik ilişkiler, zaman algısı ve gelişim

Danckert, J. A. ve Allman, A.-A. A. (2005). Time flies when you're having fun: Temporal estimation and the experience of boredom. Brain and Cognition, 59(3), 236–245. doi.org/10.1016/j.bandc.2005.07.002

Mercer-Lynn, K. B., Hunter, J. A. ve Eastwood, J. D. (2013). Is trait boredom redundant? Journal of Social and Clinical Psychology, 32(8), 897–916. doi.org/10.1521/jscp.2013.32.8.897

Phillips, A. (1993). On kissing, tickling, and being bored: Psychoanalytic essays on the unexamined life. Harvard University Press, Cambridge, Mass. ISBN 0674634624. Denemenin içeriği için: The Marginalian, Adam Phillips on Boredom
 

İlgili yazılar

Kişiselleştirme

Tema editörü

Ayarlar Renkler

  • Mobil kullanıcılar bu fonksiyonları kullanamaz.

    Alternatif header

    Farklı bir görünüm için alternatif header yapısını kolayca seçebilirsiniz.

    Görünüm Modu Seçimi

    Tam ekran ve dar ekran modları arasında geçiş yapın.

    Izgara Görünümü

    Izgara modu ile içerikleri kolayca inceleyin ve düzenli bir görünüm elde edin.

    Resimli Izgara Modu

    Arka plan görselleriyle içeriğinizi düzenli ve görsel olarak zengin bir şekilde görüntüleyin.

    Yan Paneli Kapat

    Yan paneli gizleyerek daha geniş bir çalışma alanı oluşturun.

    Sabit Yan Panel

    Yan paneli sabitleyerek sürekli erişim sağlayın ve içeriğinizi kolayca yönetin.

    Box görünüm

    Temanızın yanlarına box tarzı bir çerçeve ekleyebilir veya mevcut çerçeveyi kaldırabilirsiniz. 1300px üstü çözünürler için geçerlidir.

    Köşe Yuvarlama Kontrolü

    Köşe yuvarlama efektini açıp kapatarak görünümü dilediğiniz gibi özelleştirin.

  • Renginizi seçin

    Tarzınızı yansıtan rengi belirleyin ve estetik uyumu sağlayın.

Geri